Acı İle ‘İnsanın Anlam Arayışı’

İkinci Dünya Savaşı döneminde Nazi kamplarında bulunmuş bir yazarın, ‘acılarına değişinin’ nasılını anlatıyor bu kitap. Kamptaki yaşadıklarından yola çıkarak acıyla kurduğu ilişkiyi anlatıyor. Bu ilişkinin onda yaşattığı değişimleri ve bu değişim ile kendini nasıl inşaa ettiğini gösteriyor. Öyle kulaktan dolma bilgilerle de değil, kendi deneyimleriyle anlatıyor her birini. Karanlığın en derin noktasından sesleniyor. O karanlıktayken bile kendi seçimlerini yapabilmiş  olmanın onurunu yaşıyor. Çevresel koşullar değil, beni yalnızca ben belirleyebilirim diyor.

İçsel güç, dışsal her şeyin üstündedir ve çekilen tüm acılar elbette kişinin kendi tercihleri doğrultusunda anlam kazanır. İnsanın dışarıdan gelen her türlü zorluğa karşı nasıl bir tepki vereceği yalnızca kendi elindedir. Bu, işkencenin en büyüğü olsa bile, işkencenin onda oluşturacağı etkileri yalnızca o belirleyebilir. Dostoyevski’nin, ‘Beni korkutan tek bir şey var: Acılarıma değmemek.’ sözündeki anlamı gösteriyor Frankl, ben bu söz çerçevesinde belirledim her bir davranışımı diyor.

Bu cümle özgürlüğün tanımıdır. Tüm koşulların ötesinde, nasıl bir insan olmak istediğine dair içsel bir kararın sorumluluğunu alabilme cesaretidir. İçsel karar, bireyin içinde bulunduğu tüm sosyal ve fiziksel koşullara rağmen kim olmak istediğine dair vermiş olduğu kararıdır. Ne istediğini bilen, bu isteği doğrultusunda yaşadığı her şeye göğüs gerebilen ve davranışlarını etkilemesine izin vermeyen bir duruştur. Anlam sorusuna cevap veren de tam olarak bu tanımdır. Hayatın anlamı sadece birey bazında vardır. Hayatın anlamı, içsel kararlar sonucunda yapılan eylemler ve bu eylemlerin kişiye kattığı özgürlüktür. Her şeye rağmen ben olabildim diyebilmektir.

‘Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.’

 Acı, yaşamın vazgeçilmez bir gerçeğidir. Hangi koşulda, kim olursan ol, her zaman varlığını gösterir. Önemli olan acıyla kurulan ilişkidir. Anlam, bu ilişkinin sonucudur. İçsel kararda bu ilişkiyi kurandır. İnsan, özgürlüğünü bu anlam üzerine inşaa eder.

İnsan, varoluşunun nasılını yalnızca kendi belirler. Bu nasıl ile seçim ve kararlarını şekillendirir. Frankl’ın dediği gibi insan gaz odalarını kurabilen de, aynı zamanda bu gaz odalarında çektiği acılara göğüs gerebilen de bir varlıktır.

Ve evet,

‘Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla katlanabilir.’  Bu nasılın bedeli gaz odalarındayken hayatta kalma çabası olsa bile.

. . .

Acı, insanlığın ortak bir paydasıysa ve bu paydaya da varoluş deniyorsa, acının tek bir tanımı olamaz. Frankl da bu şekilde anlatıyor zaten. Büyük acı ya da  küçük acı diye bir şey yoktur. Acı vardır ve tüm varlığıyla kişinin hayatını kaplar. Çekilen acının büyüklüğünü kişi yalnızca kendi belirleyebilir. Acı bir insana girdi mi onun tüm bedenini ve zihnini sarar. Bu yüzden büyük acı yoktur, yalnızca acı vardır.

Peki ben, Nazi kamplarına katılmadan da acı çeken ben, insanlığın ortak paydasında buluşan ben, kendi acılarıma değen bir hayat yaşıyor muyum? 

Peki ya siz?

Yazan: Elif Aksoy

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*