Anksiyete, Öfke ve Adrenalin Arasındaki Bağlantı

Öfke, aşırı doldurulan bir kaygıdır ve vücudunuzun kontrolü yeniden kazanma girişimidir. Tüm canlılar tehditlerden kaçınarak ve ödüllere yönelerek hayatta kalır ve gelişir. İnsanların bir kaçınma tepkisi ile sorun yaratan dil ve bilinci vardır. Düşünceler fiziksel bir tehditle aynı kimyasal reaksiyonu yaratır ve düşüncelerimizden kaçamayız. Duygusal ağrı, fiziksel ağrıya benzer şekilde işlenir. İnsanlar düşüncelerinden kaçamadıklarından, sürekli bir stres hormonu yükselmesi söz konusudur. Bu hormonlar önem derecesine göre değişir.

Başka bir sorun da bu duruma bir isim koyabilme yeteneğine sahip olmamız. Biz buna “kaygı” diyoruz. Tıp mesleği kaygıyı psikolojik bir sorun olarak görse de kaygı yalnızca yüksek stres hormonlarının ve otonom sinir sistemi tepkisinin yarattığı duyguların bir açıklamasıdır. Psikolojik sorunlar yaratır, ancak bu hayatta kalma tepkisi öncelikle “psikolojik” bir problem değildir.

KAPANA KISILMIŞ MI HİSSEDİYORSUN?

Kaygıya verilen başlıca tepkilerden biri kontrol etmedir. Tehdit çözüldüğünde, vücut kimyası normalleşir. Gerçek veya algılanan tehdit devam ederse ve kapana kısılırsak ne olur? Bu, elbette, daha fazla hormonun salgılanmasına ve sinirlenme hissine neden olur. Öfke ve kaygı aynı varlıktır. Vücudunuzun kontrolü yeniden kazanma çabalarınızı artırma girişimidir. Öfke, kimyasal bir geri tepme ile birlikte endişeyi de içerir. Bu durumda vücudunuzda birçok reaksiyon meydana gelir. Bu reaksiyonlar;

 Tehlikeden kaçmanızı sağlayan iskelet kaslarına kan akışı
 Beyindeki -özellikle de en çok düşünmenin gerçekleştiği ön kortekse- kan akışında
azalma.
 Kan basıncının artması
 Kalp atışında hızlanma
 Terleme
 Hızlı nefes alıp verme

Adrenalin ayrıca vücudunuzdaki her hücreyi etkiler, her organın sahip olduğu sistem kendi
benzersiz tepkisini gösterir. Bunu dört kategoriye ayırabiliriz. Bunlar;

1. Düz kaslar; sindirimi, mesanenin boşalmasını ve kan damarlarının ve akciğer hava
yollarını kontrol eder.
2. İskelet kası — kalp kası dahil motor işlevi için kullanılan kaslardır.
3. Merkezi sinir sistemi — sizi korumaya yöneliktir, ağrı gibi çevreden gelen tehlike
sinyallerini yükselterek algılamanızı sağlar.
4. Dönüşüm reaksiyonu- belirli bir organ sisteminin tamamen kapanmasına neden olur.

ADRENALİN / KORTİZOL / SİTOKİNLER / HİSTAMİNLER

Farklı organ sistemlerinin sürekli olarak verdiği reaksiyonlardan “adrenalin banyosu”
olarak tanımlanan bir durum ortaya çıkar ve bu durumun 30'dan fazla semptomu vardır. Bu
semptomlardan bazıları;

Düz kas
 Migren baş ağrıları
 İrritabl bağırsak
 Spastik mesane
 Terleme
 Kalp çarpıntısı hissi
İskelet kası
 Sırt ağrısı
 Boyun ağrısı
 Fibromiyalji
 Göğüs ağrısı
 Tendinit
Merkezi sinir sistemi
 Vücutta yanma hissi
 Periferik nöropati
 Artan kalp hızı
 Kaşıntı
 Deri döküntüleri
 Uykusuzluk
 Aşırı kaygı / depresyon
 Obsesif düşünce kalıpları
 Kulak çınlaması
 Yeme bozuklukları
 Obsesif kompulsif bozukluk (OKB)
 Post travmatik stres bozukluğu (PTSB)
Dönüşüm reaksiyonları (tüm sistemlerin kapanması)
 Felç
 Körlük
 Güçsüzlük

VÜCUDUNUZ- BİR HÜCRE KÜLTÜR ORTAMI

Bruce Lipton, Stanford Üniversitesi’nden dünyaca ünlü bir hücre biyoloğu. Özenle, insan hücrelerini adrenalin ve kortizol içeren bir kültür ortamına yerleştirdiğinde hücrelerin buruşacağını söylüyor. Oksitosin ve büyüme hormonu içeren bir kültür tabağına hücre yerleştirildiğinde, hücreler gelişiyor. Aradaki fark az da değil. Oksitosin, doğumda salgılanan bir hormondur ve bir annenin bebeği ile bağında önemli olduğu hissedilir. Ayrıca “aşk ilacı” olarak da adlandırılmaktadır. Ayrıca insan vücudunun, cildin içerdiği yaklaşık 50 trilyon hücreli, esas olarak derinin içerdiği büyük bir kültür ortamı olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle, adrenalin her hücreye temas ettiğinden, etkileri derindir.

Düşünme şekliniz vücut kimyanızı etkiler. Hücrelerinizin günlük olarak hangi kimyasal ortama
maruz kalmasını istiyorsunuz? Seçme şansınız var. Anksiyete, öfke ve adrenalin veya
farkındalık, affetme, kabullenme ve oksitosin.

 

Çeviren: Şevval Özkaya

Kaynak: Pscychology Today

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*