Ebeveynlerin Hamilelikten Önceki Kısa Süreli Cinsel Birlikteliği Yavrunun Şizofreni Riskini Arttırıyor.

     Şizofreni, kişinin nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve davrandığını etkileyen ciddi bir kronik zihinsel bozukluktur. Şizofreni hastaları gerçeklikle olan bağlarını kaybetmiş gibi görünürler ve buna bağlı olarak halüsinasyonlardan, sanrılardan, düzensiz düşüncelerden, kötü hal durumundan ve bilişsel bozukluklardan muzdariplerdir. Araştırmalar gösteriyorki birçok farklı gen şizofreni riskinin artmasından sorumlu ve ayrıca genler ve virüslere maruz kalma, doğum öncesi yetersiz beslenme, doğum sırasındaki problemler ve psikososyal etmenler gibi kişinin maruz kaldığı çevresel faktörler arasındaki ilişki şizofreninin ortaya çıkmasına neden oluyor.

     Önceki araştırma, preeklampsinin -hamilelik sırasında en çok karşılaşılan, plasentanın iltihaplandığı bir komplikasyon- yeni doğanları şizofreniye karşı 2-4 kat daha fazla eğilimli hale getiren gelişimsel anormalliklerden sorumlu olduğunu gösterdi. Araştırma ayrıca  annenin vajinasının hamilelik öncesi uzun bir dönem boyunca babanın spermine maruz kalmasının preeklampsi için risk faktörü olan babalık antijenlerine karşı annenin geliştirdiği toleranssızlığın üstesinden gelebilir.

     Makelenin baş yazarı olan Mount Sinai Tıp Fakültesi Psikiyatri, genetik ve nörobilim profesörü Dolores Malaspina: “Eğer annenin bağışıklık sisteminin babanın spermine karşı olan intoleransı şizofreni için bir nedense, çiftlerin hamilelik öncesi cinsel birlikteliğinin süresinin yeni doğanın şizofreni geliştirme ihtimaliyle bağlantılı olabileceğini varsaydık. Ve sonuçlarımız gösterdi ki üç yıldan az süredir evli olan ailelerde doğan bebeklerde  ailenin psikiyatrik bozukluk geçmişinden ve çiftin yaşlarından bağımsız olarak şizofreni riskinde bir artış var. Umuruyoruz ki şizofreniyi anlamaya yönelik bir çok yeni çalışma bu çalışmadan ilham alacaktır.” dedi.

​     Dr. Malaspina tarafından yapılan preeklampsinin açıklama olarak sunulduğu öncül bir çalışma kısa süredir evli olmak ile çocuğun şizofreni geliştirmesi arasında bir ilişki olduğunu gösterdi. Bu çalışma ebeveynlerin psikiyatrik bozukluk geçmişlerini ve babanın evlilik yaşını göz ardı etmişti, bu iki durum da çocuğun genetik olarak hastalığa yatkınlığına katkı sağlamış olabilirdi.

     Bu yeni çalışmada, araştırmacılar baba olma yaşı, evlilik yaşı, ebeveynlerin psikiyatrik bozukluk tanısı geçmişi ve evlilik süresi gibi değişkenleri ayırarak çocuğun şizofreni geliştirme riskini analiz ettiler. Araştırmacılar özellikle ‘Nüfusa Dayalı Kudüs Perinatal Kohort Şizofreni Çalışması (JPSS)’ adı verilen Kudüs’deki belirli bir bölgede 1964-1976 yılları arasında doğan çocukları kayıt altına alan bir kohort çalışmadan faydalandı ve 90.000’den fazla çocuğun verileri üzerinde analiz gerçekleştirdiler. 2 yıldan az süredir evli olan ailelerde doğan çocukların -bir yıldır süren cinsel birliktelik- şizofreni geliştirmeye karşı yüzde 50, 2-4 yıldır evli olan ailelerde doğan çocukların yüzde 30 daha fazla şizofreni ile karşılaşma olasılığı olduğunu buldular. Buna karşılık, daha uzun evlilik sürelerinin şizofreni geliştirmeye karşı koruyucu bir etkisi olduğunu buldular, her 5 yıllık süre yüzde 14 civarında bu riski azaltıyor.

     Evlilik süresi, neredeyse tüm gelişmiş ülkelerde bir çiftin toplam cinsel birlikteliğinin süresinin yetersiz bir belirteci iken, JPSS grubundaki yenidoğanların yüzde 97si evli çiftlerin çocukları olmuştu. Eskiden olduğu gibi şimdi de İsrail evlilik dışı doğumların en az olduğu ülkelerden birisi olduğu için her bir aile için doğum sırasındaki evlilik süresi, annenin vajinasının babanın spermine maruz kaldığı sürenin alt sınırı olarak kabul edildi.

​     Dr. Malaspina: “Hamilelik öncesi kısa süredir var olan  cinsel birlikteliğin doğumda preeklampsi riskini artırdığını gösteren (Şizofreni riskini azaltmak için önerilen, hamilelik öncesi uzun süredir devam eden cinsel birliktelik. Ç.N) literatür ile örtüşen bulgularımız, şizofrenide yer alan bazı genlerin preeklampsi ve hipertansiyon gibi doğum öncesi sıkıntıdan farklı ekspresyonu olan plasental genler olduğu keşfi ile aydınlandı. Veriler preeklampsiden kaynaklanan anne karnındaki bağışıklık aktivasyonunun anne ve fetus için iltihap yaratıcı bir etkisi olabileceğini ve bunun çocuk için psikiyatrik ve mental bozukluklar riskinini artırabileceğini öne sürüyor.” dedi.

​     Dr. Malaspina ve araştırma ekibi evlilik süreninin diğer psikiyatrik ve metabolic bozukluklar üzerindeki etkisini araştırıyorlar. New York Üniversitesi, Miami Üniversitesi, Montefiore Sağlık Merkezi, Kolombiya Ünivertesi, Kudüs Hebrew Üniversitesi, Almanya Frankurt Üniversitesi Hastanesi ve Pluristem Therapeutics adlı kuruluşlar bu araştırmaya katkıda bulundular.

Çeviren:  Mustafa Yıldırım

Kaynak:  Neurosciencenews

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*