Güzellik Algısı ve Toplumsal Cinsiyet Rollerine Bir Animeden Bakış: Yürüyen Şato

Rüzgarlı Vadi,Ruhların Kaçışı,Rüzgar Yükseliyor,Komşum Totoro,Prenses Mononoke ya da Yürüyen Şato gibi animelerden birini hayatınızda bir kez olsun duyduysanız Hayao Miyazaki ile karşılaşmışsınız demektir. Miyazaki, Japonya’nın en büyük animasyon yönetmenlerinden biridir ve filmlerindeki eğlendirici çizimler, farklı karakterler, onu uluslararası biri haline getirmiştir.Sinema tekniği kullanımı açısından Miyazaki, bilgisayar teknolojisini az miktarda kullanıp film karelerinin çoğunu elle çizmeyi tercih etmiştir. Belki de onu eşsiz kılan özelliklerden biri de bu olmuştur.

Öncelikle animenin ortaya çıkışında, Batı kaynaklı animasyon filmlerinin etkisi olduğunu unutmamak gerekir. Animasyon sinemasının ilk örnekleri Japonya’ya, Fransa ve Amerika gibi Batılı ülkelerden gelmiş ve anime sanatçılarının çoğu bu sinemanın örneklerini izleyerek yetişmiş, eserlerine de bu etkiyi yansıtmışlardır ancak animenin gerçek bir ifade aracı haline gelmesinde Japon toplumunun yapısı, sanatsal kökleri ve tarihi belirleyici olmuştur.II. Dünya Savaşı sonrası büyük bir travma atlatıp modernleşme anlamında değişim yaşayan animeler, modernite temasını dolaylı ya da dolaysız olarak işlemiş bir fikir vermeyi amaçlamıştır. Bu yüzden Miyazaki animelerini, sinema- tarih-toplum bağlamında incelemek bir gerekliliktir.

TDK’ye göre kültür:Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü olarak tanımlanmıştır. Miyazaki’nin birçok filminde olduğu gibi Yürüyen Şato’da da (Howl’s Moving Castle) Japon kültürü çerçevesinde:savaş,barış,güzellik algısı,doğa ve insanın çatışması, yozlaşma, androjen cinsiyet, moder yaşam,aile,aşk gibi bir çok kavram incelenmiştir.

Sophie, şapka dükkanında çalışan bir genç kızdır;yaşadığı ülke, başka bir ülke ile savaş halinde olduğundan sokakta sürekli askeri geçitler yapılmakta ve gökyüzünden savaş gemileri geçmektedir.Çalıştığı dükkandan çıktığı bir gün, zor bir durumdayken büyücü Howl tarafından kurtarılmış ancak artık çıkması daha zor bir duruma düşmüştür.Kötülükler Cadısı, onu Howl ile kaçarken görmüş,ilişkileri olduğunu düşüdüğü için Sophie’ye yaşlılık büyüsü ile bu büyüden bahsettiğinde konuşmasını engelleyen bir başka büyü daha yapmıştır.Artık eski yaşantısında kalamayacağını anlayan yaşlı Sophie,Howl’ın yürüyen şatosunda hizmetçiliğe giden bir maceraya başlamıştır.

Miyazaki’nin ilk verdiği düşünce güzellik algısı üzerine olmuştur.Sophie,aynada kendine bakamayan,şapka ile yüzünü gizleyen genç bir kız iken Howl ise güzelliği ile adını duyurmuş büyücüdür.Sophie yaşlılık büyüsü yüzünden 80 yaşında gözükünce artık güzelliğinin bir önemi kalmadığı için gerçekten ne arzuladığını,kim olduğunu bulmaya çalışır.Yaşlı olmayı da sevmiştir bir bakıma.

Yürüyen bu şatoda Howl’a yardım eden 8-9 yaşlarında Markl ve bir tür cin olan Calcifer vardır. Şato’nun içi korkunç derece pistir. Sophie yürüyen şatoya geldiğinde işlerin dışardan göründüğü gibi “güzel” işlemediğini fark eder. Bu yüzden hemen işe koyulan Sophie evi temizlerken Howl’ın iksirlerinin yerini karıştırmış ve sarı saçlı olan yakışıklı büyücümüzün saçı kaza eseri turuncu olmuştur. Saçının rengi değişen Howl “Öleyim daha iyi, güzel olmadıktan sonra yaşamanın ne anlamı var?” derken Markl’ın deyimi ile karanlık ruhlara karışmaya başlamış, vücudu mum gibi erimeye başlamıştır. Karanlık ruh kavramı burada depresyonu temsil ederken bununla nasıl savaşılacağını da güzelliği yaşlılıkla örtülü olan Sophie tarafından Howl’a öğretilir.

Miyazaki burada güzellik kavramını tartışmaya açmış, güzellik standartlarına uymayan insanların üzerlerindeki baskıyı eleştirmiştir; bunun yanında da yaşlı Sophie, mutlu olduğu,zorluklara baş kaldırdığı ve uyuduğu zamanlarda gençleşmekte olduğundan Miyazaki, yaşlılığın ve güzelliğin, kişinin kendisini nasıl hissettiği ile ilgili olduğunu göstermiştir. Yaşlı nüfusunun hızlı artışının, gençlerin hayatı ve ülke ekonomisi için büyük bir yük olduğu tartışmaları süren Japonya’da; Sophie’nin yaşlılığa dair kaygıları ile baş etmesi, yaşlı olmanın iyi yanlarına odaklanmaya çalışması toplum için ayrı bir önem taşımaktadır.

Tüm bunların yanında kraliyet cadısı Madam Suliman tarafından eğitilmiş olan Howl, aslında bir savaş makinesidir ve Suliman tarafından uzun zamandır savaşa gönderilmektedir. Ruhunun Sophie tarafından aynı şatonun odaları gibi temizlenmesi ile artık savaşa gitmeyi reddeden Howl ve şato ahalisi, Suliman’ın askerleri tarafından saldırıya maruz kalmaya başlamıştır. Sophie’nin zorluklara karşı güçlü bir şekilde durmasından ilham alan Howl kaçmayı bırakıp mücadele etmeye karar vermiştir. “Kaçmaktan yoruldum. Sonunda kalıp mücadele etmeye değecek bir şey buldum” diyen Howl, tüm bencilliğini ve korkaklığını bir yana bırakarak savaşı durdurmak için bomba yüklü uçaklara saldırmıştır.

Savaşı durdurmada büyük rol oynayan bir diğer kişi ise Sophie’ye hikayenin başından beri yardım eden büyülü bir korkuluktur. Şatoya veda etmek zorunda kalan Sophie, Markl ve Calcifer’ın hayatını kurtarmaya çalışan korkuluk kırılmıştır, Sophie korkuluğa son vedasını yapmak için öpmüş ve korkuluk bir genç bir erkeğe dönüşmüştür. Bu kişi savaşın çıkmasına neden olan ülkelerden birinin prensidir ve Suliman tarafından büyü yapılmıştır. Prens,savaşı durduracağına söz vermiş ve Howl’ın emeklerinin boşa gitmeyeceğini söylemiştir. Burada da Franz Ferdinand’a bir gönderme yapılmıştır.

Miyazaki, savaşlarda hükümetle işbirliği yaparak taraf olan, insanların öldürülmesinde pay sahibi olanların asla eskisi gibi olamayacağını, böyle bir suça ortak olanların insanlığını yitireceğini vurgulamıştır. Savaşta, hangi taraftan olursa olsun insanlar ölmektedir. Ölenlerin veya bomba atanların hangi taraftan olduğu önem taşımamaktadır.(Telci, 2010, sy 316) Burada olduğu gibi diğer animeler de Hiroşima ve Nagazaki’nin işaretlerini taşımaktadır. Savaşsız bir dünyanın özlemini barındırmaktadır.

Toplumsal cinsiyet rolleri açısından bakıldığında ise kadın karakterler güzelliklerinden ziyade kişilikleri ile ön plana çıkmakta, toplumun beklediği kadınsılık özelliklerini kısmen de olsa taşırken aynı zamanda toplumdaki erkeksi olarak kabul edilen rolleri de taşımaktadır. Sophie hem şevkatli,ananç hem de cesur,güçlü bir karaktere sahiptir. Howl da aynı şekilde toplumsal cinsiyet rolleri açısından hem kadınsı hem erkeksi rolleri taşımaktadır. Burada ne cinsiyet ne de güzellik, karakter için yordayıcı bir özellik değildir ancak düşünce ve davranışların kişiliğinin gelişmesine neden olur fikri vardır. Bu, sadece Yürüen Şato’ya özgü değildir.Miyazaki’nin diğer animelerinin altında da bu fikir yatar.

Miyazaki, fantezi dünyalar içinde ortaya koyduğu güncel sorunlara, gerçekçi ve uzlaşmacı çözümler önermiştir. Çözüm olarak geçmişe ve geleneklere dönüşü önermemiş; tersine, güçlü dişi kahramanları ile geleneksel hiyerarşik, ataerkil düzeni yıkmaya, izleyicilere dünyayı algılamanın yeni biçimlerini göstermeye çalışmıştır.Aşk ise bir tinsel bir kavramın dışına çık

 

arılıp bir sorunla karşı nasıl mücadele edileceğini gösteren bir eylem olmuştur.

 

Yazan: Fatma Sönmez

Kaynak: 

• Akşit, O . (2017).Japon Anime Sinemasında Modernite Eleştirisi:Fantezi ve Bilim Kurgu Animeleri Üzerine Bir İnceleme. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 5(5). 120-133 .

• Kamacıoğlu, B . (2017). Çizgi Filmlerin Kültür Aktarımındaki Rolü ve Hayao Miyazaki Çizgi Filmleri. Sanat ve Tasarım Dergisi , 7 (2) , 1-18 .

• NORMAN, Y . (2008). Miyazaki ve Batı: Çocuklar için Yapılan Animasyon Filmlerindeki Anlatım Yapısının Karşılaştırmalı bir Analizi. Galatasaray Üniversitesi İletişim Dergisi , (9) , 11-30 .

• PEHLİVAN, B . (2017). KÜLTÜR, KOLEKTİF BİLİNÇDIŞI VE SEMBOLLER: MİYAZAKİ VE ‘RUHLARIN KAÇIŞI’ ÜZERİNE BİR İNCELEME. Erciyes İletişim Dergisi , 5 (1) , 362-378 .

• Reider, N. T. (2005). Spirited Away: Film of the Fantastic and Evolving Japanese Folk Symbols. Film Criticism, 9 (3), 4-27.

• Telci, A. (2010). Miyazaki sinemasında japon toplumunun yansıması.(Yayınlanmış yüksek lisans tezi) Marmara Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*