Hayaletleri Hayal Edemeseniz Bile, Yine de Onlardan Korkar Mıydınız?

Korkutucu Hikayeler Afantezisi Olan insanları Korkutmaz.

Yıllardır araştırmacılar, görüntüleri hatırlamanın düşüncelerimiz ve duygularımız arasında bağlantı kurmamıza yardımcı olduğunu, ve bunun gelecek senaryolarını değerlendirmemizi, ardından gerçek zamanlı olarak daha iyi kararlar almamızı kolaylaştırdığını düşündüler.

Ancak görüntü hatırlamak karanlık bir yanını da beraberinde getiriyor- üzücü düşünceleri daha baskın hale getirebilir. Hatta, olumsuz duyguların itici gücü olarak sosyal fobi ve travma sonrası stres bozukluğu gibi hastalıklarla ilişkilendirilmiştir.

Araştırmacılar şimdilerde bu teoriyi, zihinsel görüntüleri görselleştirememeye sebep olan, afantazi olarak isimlendirilen bir duruma sahip gönüllülerle test ettiler. Afantazisi olan ve olmayan iki grup katılımcıya bir dizi kısa hikayeler ve fotoğraflar sunuldu. Hikayeler, yaklaşık 200 kelime uzunluğunda korkutucu, birinci şahıs, hayali senaryolardı. Örneğin hikayelerden biri, ‘’plajda /suyun içindesiniz’’ şeklinde başlayıp, hikayenin yarısında “aniden karanlık bir parıltı / uzak dalgalarda / belki bir gölgeydi” şeklinde ifadeler gelene kadar kurgulandı. Hikaye en sonunda ‘’ bacaklarınız zedeleniyor/ beyaz dişten önce/ içeride görünmez oluyor/ bulutlu kızıllık görüşünüzü yutuyor / yukarıdaki yüzey gözden kayboluyor. ” 

Hikayeleri okurken her gönüllünün cilt iletkenlik seviyesi (SCL) kaydedildi. Artan SCL seviyesi, fizyolojik bir değişikliği gösterir – cildinizin daha fazla elektrik iletmesine yetecek kadar bir değişiklik. Bu değişiklik, duygusal bir tepki söz konusu olduğunda önemli bir büyük bir göstergedir ve önceki araştırmalar, hayali bir uyaran bile olsa SCL seviyesinin korkutucu uyaranlara tepki olarak arttığını göstermişti.

Afantazili gönüllüler, bu hikayeleri okurken, afantazisi olmayan gönüllülere kıyasla çok daha düşük SCL’lere sahipti, ancak korkutucu fotoğraflar gösterildiğinde ise sonuçlar böyle olmadı.

Toplamda 18 fotoğraf gösterildi;  bunlardan ilk beşi nötr ( örneğin; şemsiye), son on üçü ise korkutucu (örneğin; kadavra) ögeler içeriyordu. Afantazisi olan ve olmayan kişiler arasında verilen tepkide önemli bir fark yoktu, her iki grup da SCL’lerde büyük artışlar gösterdi.

Bu çalışma, zihinsel imgelemenin aslında duygularımızı güçlendirdiğini gösterdi. Ayrıca afantazili birinin duygu eksikliğinin, duygusal veya fizyolojik olarak tepki verme konusunda kronik olarak zayıflatılmış bir yeteneğe sahip olmasından kaynaklanmadığını yeniden doğruladı.

Bu çalışma hakkında belki de en ilginç bulduğum şey, zihinsel sağlık ve terapi hakkında nasıl düşündüğümüze ilişkin çıkarımlarıydı. Örneğin, pozitif zihinsel imgelemin depresyonu önlemeye yardımcı olabileceğine dair kanıtlar vardır, ancak bu afantazili insanlar için genellikle mümkün değildir, bu nedenle fiziksel görüntüleri bir konuşma terapisi seansına getirmek oldukça faydalı olabilir.

Daha birçok çalışmanın yürütülmesi gerekiyor, yine de bunun gibi beynin karmaşık yapısını parça parça incelememize yardımcı olan ve bize nöral çeşitliliğin bizi muhteşem şekilde eşsiz yapan şey olduğunu hatırlatan çalışmaları çok seviyorum.

 

Çeviren: Şeyma Kalender

Kaynak: www.psychologytoday.com

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*