“Beden-Dışı” Sanal Deneyim Sosyal Kaygıya Yardımcı Olabilir

East Anglia Üniversitesi’nde (UEA) yapılan araştırmaya göre, yeni sanal görüntüleme teknolojisi, insanların sosyal kaygılarını aşmalarına yardımcı olabilecek bir terapinin parçası olarak kullanılabilir.

Bu çalışmada, sosyal kaygısı olan kişilerin video çekimi yoluyla sosyal durumlarda etkileşim kurarken kendilerini görmelerinin bir fayda sağlayıp sağlamayacağı ilk kez araştırıldı.

Deney, katılımcılara, özel olarak yazılmış eş zamanlı video sahnelerine yansıtılan kendilerinin gerçek boyutlu görüntülerini görerek, sanal bir ortamın güvenliğinde sosyal etkileşimi deneyimleme şansı verdi.

UEA’nın Norwich Tıp Fakültesi’nden ve MHCO’nun Northumberland Konuşma Terapilerinden Dr. Lina Gega liderliğindeki UEA araştırmacıları, toplu taşımayı kullanmak, bir barda içki satın almak, bir partide sosyalleşmek, alışveriş yapmak ve sanat galerisindeki bir yabancıyla konuşmak gibi 100’den fazla farklı sosyal senaryo oluşturmak için Xenodu Sanal Ortamlar ile çalıştı.

Araştırmacılar, bu tür bir deneyimin Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT) değerli bir parçası haline gelip gelemeyeceğini, 12 haftalık bir BDT kursunun ortasında bir saatlik bir seans dahil ederek test ettiler.

Dr. Gega: “Sosyal kaygısı olan insanlar, dikkat çekeceklerinden ve sosyal durumlarda başkaları tarafından olumsuz yargılanacaklarından korkarlar. Birçoğu bu korkuyla başa çıkmak için ya halka açık yerlerden ve sosyal topluluklardan tamamen kaçınır ya da göz teması kurmayacak ve ayrıca başkalarına karşı tedbirli olma ya da aşırı tetikte olmak gibi güvenli davranışlarını kullanır.” dedi.

“Çelişkili bir biçimde, bu tür davranışlar sosyal kaygısı olan insanlara dikkat çeker ve uyum sağlamadıkları inançlarını besler.”

“Sanal bir ortamda sosyal durumları uygulamanın yardımcı olup olamayacağını görmek istedik.”

Sanal ortam sisteminin arkasındaki şirket olan Xenodu’dan Paul Strickland şunları söyledi: “Sistemimiz, bir kullanıcının gerçek boyuttaki görüntüsünü ekrana yansıtmak için video yakalama özelliğini kullanıyor, böylece kendilerini özel olarak hazırlanmış ve dijital olarak düzenlenmiş video kliplerle etkileşim kurarken izleyebiliyorlar.”

“Kaygısı olan insanların rahatsız bulabileceği başa takılan bir ekran değil,” diye ekledi. “Bunun yerine, kullanıcı kendini vücut dışı bir perspektiften gözlemliyor. Eş zamanlı olarak kendilerini orda görebiliyor ve senaryonun karakterleriyle etkileşime girebiliyorlar.”

Dr Gega’nın projesi, psikozdan kurtulan ve aynı zamanda yıpratıcı sosyal kaygıları olan altı sosyal olarak endişeli genç adama odaklandı. Katılımcılar içlerinden bazıları kaba ve kötü niyetli insanları öne çıkarmak için tasarlanmış bir dizi senaryo ile ilişkilendirildi. Sanal ortamlar, katılımcıları küçük konuşmalar yapmaya, göz temasını sürdürmeye, ne söyleyeceklerini bilemeyeceklerine dair inançlarını üzerinde pratik yapmaya ve yere bakmak veya aşırı tetikte olma gibi güvenli davranışlarına direnmeye teşvik etti.

Bu sanal ortamları terapide kullanmanın temel faydaları, katılımcıların kaygılı davranışları tekrar tekrar prova edilebilecek güvenli, kontrollü bir ortamda fark etmelerine ve değiştirmelerine yardımcı olmasıdır. Katılımcıların güvenli davranışlarını bıraktığı ve daha büyük sosyal riskler aldığı görüldü. Ve bir dereceye kadar gerçekçi olsa da sahnelenmiş senaryoların “sahte” duygusunun başlı başına bir etki olduğu kanıtlandı.

Dr Gega, “Sanal ortamlar, katılımcıların sosyal ipuçlarına ilişkin yorumlarını sorgulamalarına yardımcı oldu” dedi. Örneğin, karakterlerden birinin onlara ‘gülünç’ baktığını düşünürlerse, senaryolar yapay olduğu için alternatif bir açıklama olması gerektiğini hemen görebilirlerdi.”

“Sistemin bir başka yararlı yönü, performans korkusu, yakınlık veya kalabalık gibi sosyal durumlarda belirli korkuları ele alacak şekilde uyarlanabilmesidir.” diye ekledi.

“Hastalardan ikisi sistemin ‘tuhaf ve gerçeküstü’ hissettirdiğini söyledi, bu yüzden vücut dışı bir deneyime sahip olma gelecekte daha fazla çalışılacak bir şey- özellikle de psikozun kendisi saptırılmış bir gerçeklik algısı ile tanımlandığı için.”

“Bu araştırma, BDT’nin bir parçası olarak sanal ortamları kullanmanın uygulanabilirliği ve potansiyel katma değerini araştırdı. Bir sonraki aşama, sistemi bir terapi aracı olarak kullanmanın semptomlarda daha büyük veya daha hızlı iyileşmeye yol açıp açmadığını test etmek için sanal ortam sistemi ile ve bu sistem olmadan BDT’nin rastgele, kontrollü bir karşılaştırmasını yapmak olacaktır. “

Bay Strickland şunları ekledi: “Umarım teknolojimiz, sosyal kaygı ve korkulan durumlara kontrollü maruz kalmanın, terapinin bir parçası olduğu diğer belirli anksiyete koşulları yaşayan insanların yaşamlarında bir fark yaratmaya yardımcı olabilir. Kurmak ve kullanmak için teknik uzmanlığa ihtiyaç duymadığından özellikle çok yönlüdür. Ve senaryo arşivi, günlük klinik uygulamalarda ihtiyaç duyulan farklı türden maruz kalma ortamlarını yakalamak için inşa edilebilir. “

 

Çeviren: İrem Kesimoğlu

Kaynak:neurosciencenews.com

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*