Kaygıyı Tanımak

İnsanın en temel güdüsü hayatta kalmaktır. Bu güdü bizim varlığımızdaki belirsizlikler karşısında korku duymamıza neden olur ve aynı zamanda bize birtakım önlemler almamızı telkin eder. Tehdit ve tehlikeler söz konusu olduğunda insanın doğasında bulunan korku, ‘anlık’ durumlarda kendimizi korumaya yardım eder. Anlaşılacağı üzere korku, dış nesnelere karşı savunma güdüsü ile duyulan, herkesçe makul görülebilen, son derece normal bir duygudur. Ancak özellikle modern dünyanın gelişmesiyle beraber bazı insanlar, tehlikeleri dışarıda hissetmek ve görmek yerine kendi içinde duymaya başlar. İnsanın içinde hissettiği bu duygu kaygıdır.  Bu iki ayrı konunun temel farkı ise; Kaygı kişinin ürettiği bir duyguyken korku, dış dünyaya bağlıdır. Bu farkı pekiştirmek adına şöyle bir örnek verebiliriz: Köpekten korkmak normal ve kabul edilebilir bir korkuyken köpekle karşılaşma korkusuyla evden çıkmamak normal olmayan bir durumdur. Bu örnekte baştaki korkumuz nesnel dünyaya yöneltilmiştir, köpek bizi ısırabilir. Fakat ikinci durumda ise kişi gerçekleşen bir durumdan değil bir varsayımdan korkuyor ve burada korku adını kaygıya bırakıyor.

Kaygılı insanlar gelecekle ilgili gerçekleşme ihtimali zayıf varsayımlar kurarlar ve özellikle bu varsayımların olabilecek olumsuz sonuçları ile ilgilenirler. Kafalarında devamlı felaket senaryoları üretirler. ‘’Ya başarısız olursam?’’, ‘’Ya beni sevmezlerse?’’, ‘’Ya yalnız kalırsam?’’ gibi sık sık kendilerini sorgulayan cümleler kurarlar. Yönelttikleri bu sorular çevreleri tarafından mantık çerçevesine uygun bulunmaz ve cevaplar onlara yeterli gelmez. Çoğu zaman korkularının anlamsız olduğunu kendileri de farkındadırlar.  Bu kişiler kendilerini yetersiz hissederler ve umutlarını kolayca yitirirler.

Kaygılarımızın Altında Yatan Etkenler

Kaygıların nedeni tam olarak bilinememekle birlikte kalıtımsal ve çevresel faktörlerin iş birliği sonucu oluştuğu düşünülmekte. Maalesef kaygı, oldukça bulaşıcı ve öğrenilen bir duygudur. Geçmişte yaşadığımız ve çözüme kavuşturamayıp rafa kaldırdığımız sorunlar bize kaygı olarak geri dönebilir. Muhtemelen bu kişi asıl korkusunu unutmuş ve onunla savaşmak yerine farklı varsayımlar üretmeye başlamıştır. Ayrıca çocukluk döneminde yaşadığımız reddedici ve küçük düşürücü durumlar, kaygılı anne-babalar, akranlarımızla olan güvensiz ilişkilerimiz ileride bizi kaygılı bir insan yapabilir. Çünkü çevreyi bir tehdit olarak algılayan çocuk, kendini güvende hissetmek için belirsizlikleri öngörmek ve başına gelebilecek olayları gerçekleşmeden kurgulayıp çözüm üretmek ister.

Nevrotik Kaygının Görünen Belirtileri Nelerdir?

Uyku düzensizlikleri

-Nabzın hızlanması ve kalp çarpıntılarıyla beraber neredeyse ölecekmiş veya boğulacakmış hissi

-Sık idrar yapma

-Boyun ve omuz bölgelerinde kas gerilimleri

-Terleme

-Dikkat bozuklukları

Yukarıda bahsedilen belirtiler kaygının kendini fiziksel anlamda göstermesine örnektir.

Kaygıyla Nasıl Baş Etmeliyiz?

İşe bilinmeyeni, her şeyi kontrol edemeyeceğimizi, bizden bağımsız koşullardan da etkilenebileceğimizi kabullenmekle başlayabiliriz. Kaygılarımızı anlamlandırmaya çalışmak, altında yatan temel sebebi keşfetmek bize kaygılarımızdan kurtulma yolunda bir çıkış noktası olacaktır. Bu anlamlandırma çabası içindeyken kendimize şu soruları sorabiliriz: ‘’En kötü ne olabilir?’’, ‘’Bu gerçekçi bir korku mu?’’.  Öte yandan düşüncelerimiz hayatımızı yönetmeye başlamış ve içinden çıkılamayacak bir noktaya ulaştıysa bir uzmana danışmak daha doğru bir tercih olabilir.

Gizem KÜSKÜN

Kaynakça:

Geçtan, E, (2003). İnsan Olmak, İstanbul, Metis Yayınları

Lelord F. ve Andre C. (2000). ‘’Zor Kişilikler’’le Yaşamak, İstanbul, İletişim Yayınları

Belirsizlik, Kaygı ve Endişe: shttps://youtu.be/UWL_zsnu5Pw

 

           

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*