Beyni Diğer Organlardan Ayıran Nedir?

Geçmişten 2 Beyin Araştırması ve Beyin Bilimine Katkıları:

Beyin hakkında yüzyıllardır çeşitli yöntemlerle türlü araştırmalar yapılmaktadır. Kökeni uzun zaman öncesine dayanan beyin araştırmalarından bazıları; hala güncel araştırmalara fikir vermekte ve ışık tutmaktadır, bazı çalışmalar ise kendi dönemlerinde büyük yankı uyandırıp şimdilerde geçerliliğini yitirmiş durumdadır.

Günümüzde sözdebilim olarak adlandırılan çalışmalardan biri, döneminde epey merak ve ilgi uyandıran “Frenoloji Teorisi”dir. Alman Doktor Franz Joseph Gall; 1800’lerde kişinin kafatası şeklinden onun kişiliğine, ruhsal durumuna ve suça yatkınlığına dair bilgiler edinmeyi amaçlıyordu. Artı olarak Gall; sayı, isim, eşya, yer, cesurluk, hafıza türleri, yetenekler, iletişim becerisi gibi birçok kategoriyi bir tür haritalandırma yaparak kafanın farklı konumlarına yerleştirmişti. 19. Yüzyılda oldukça popüler olan bu çalışmanın şu an bilimsel bir temeli olmadığını biliyoruz fakat geçerliliği olmayan çalışmaların bile bilimsel birikime azımsanmayacak ölçüde katkı sağladığını bu çalışmada görebiliriz. Teorinin katkılarından biri, zihinsel işlevlerin beynin belli bölgelerine ayrıldığı fikrini ortaya atmış olmasıdır.

 

Bunun yanı sıra Psikoloji derslerinde de sıkça adını duyduğumuz bir vaka var: Phineas Gage vakası. Kısaca bahsedecek olursak Gage’in başına gelen talihsiz bir iş kazası, beyin bilimine büyük bir katkı sağlıyor. Beyne alınan herhangi bir darbenin, bireyde kişilik değişikliğine sebep olabileceğini gözler önüne seren Gage, kazadan sonra eski Gage değildi. Önceden ailesine, çalışma arkadaşlarına oldukça kibar ve saygılı davranan, uyumlu, sakin mizaçlı Phineas; değişken karakterli, saygısız, planlarına sadık olmayan, tahammülsüz ve kaprisli birine dönüşmüştü. 1840’larda gerçekleşen bu vakanın ayrıntıları, fizyolojik temeli şu an tümüyle biliniyor olmasına rağmen (bkz. alın lobu kişiliği/ frontal- lobe personality) hala beyin bilimcilerin zihnin iç dünyası hakkındaki araştırmalarına katkı sağladığını söyleyebiliriz.

Phineas Gage vakasından ve frenolojiden gördüğümüz gibi talihsiz bir kaza ve bilimsel geçerliliği olmayan bir teori bile bilimsel ilerlemede epey etkili rol oynayabiliyor.

 

Peki beyin hakkında neden bu kadar fazla araştırma yapıldı ve hala yapılmaya devam ediliyor? Bu organı diğerlerinden ayıran nedir? Beyin de vücudun diğer organları gibi hücrelerden oluşuyorsa nasıl bir farklılık beyni bu kadar kendine özgü işlevlere sahip kılıyor? Bu soruların cevaplarına giriş niteliğinde 2 temel bilgiyi ele alalım.

 

Beyni oluşturan hücrelerin fizyolojik etkinliğinin, diğer hücrelerden farklı olan birkaç yönü bulunmaktadır.

Bunlardan ilki “sinir hücrelerinin bilgiyi aktarma şekli” dir. Bilgi aktarımı tabii ki sadece beyne özgü bir özellik değildir fakat beyin bilgi iletimini kendine has yöntemiyle ve kendine has bazı elemanlarla gerçekleştirir. Bu bağlamda sinirsel ileticiler olan nörotransmitterlerin aracı olduğu sinapslar söz konusudur. “Nöronlar arasında iletişimi sağlayan kimyasallara nörotransmitter denir.” * Sinaps ise “nöronların diğer nöronlara mesaj iletmesine olanak tanıyan özelleşmiş bağlantı noktalarıdır,” * Sinir hücreleri arasındaki iletişim diğer hücrelerin birbirleriyle olan iletişiminden farklı olarak belirli işlevlere adanmış hücrelerce yapılır.

Beyni farklı kılan diğer bir özellik ise, nöral plastisite olarak bilinen “beynin yapısal veya fizyolojik değişikliklere uğrama yeteneği’’*dir. Beynin oluşum aşaması her ne kadar tüm sağlıklı insanlarda önceden belirlenmiş olsa da hayat boyu dış etkenler beynimizi yeniden yapılandırmaya hazırdır.

 Kaynaklar:

  • ” Neuroplasticity “. Physical Management in Neurological Rehabilitation. Elsevier Health Sciences. 2004. ss. 58-72.”
  • “ Lyons, 2009. , s. 75.”
  • “McGrew 1985. , ss. 259–261.”

 

Ayşe Ece YAZAR

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*