Körlükten Kurtulmak

Görmek, vazgeçilmez duyularımızdan bir tanesi. Doğduğumuz andan itibaren gözlerimizle birtakım şeyler keşfediyoruz ve bu sayede bilgiler ediniyoruz. Peki kör olmak? Görme yetisini kaybettiğimiz an diğer duyu organlarımız gözün de işlevini yapmaya çalışıyor. Dokunarak ya da işiterek aslında görüyoruz.

René Descartes, Dioptrics’teki ünlü bir pasajında ​​kör bir adamın etrafındaki nesnelere bir sopayla dokunarak algısal bir dünyayı nasıl inşa edebileceğini ele alıyor. Önce karanlıkta bir sopa kullandığını düşünür ve şöyle der: “…uzun süre pratik yapmazsanız, bu tür bir duyum oldukça kafası karışır ve sönüktür; ama eğer hayatları boyunca bu tür hislerden yararlanan kör doğmuş adamları alırsanız, Neredeyse elleriyle gördüklerini söyleyebilecekleri şeyleri mükemmel bir doğrulukla hissettiklerini göreceksiniz…” Descartes, normal görmenin, sopasıyla art arda sondalarla duyu dünyasını keşfeden ve inşa eden kör bir adama benzediğini tartışmaya devam ediyor.Bugün anlatacağım ise, küçük yaşta kör olup uzun bir aradan sonra tekrar görmeye başlayan bir adamın hikayesi. 

1906 yılında doğan S.B. isimli bir adam henüz altı aylıkken suçiçeği aşısı nedeniyle kör oldu. İngiltere’de bulunan Birmingham Körler Okulu’nda başarılı bir öğrenciydi, hırslıydı ve bir çok alanda ustalaşmıştı. Okulu bitirdikten sonra evde ayakkabı tamir edeceği bir işe başladı. ‘Kör bir adam olarak bağımsızlığıyla gurur duyuyordu.’

Gregory ise S.B. ile konuşmasından sonra şu sözleri aktardı: “Bize ilk olarak, kör okul kayıtlarında verilen yaş olan on aylıkken körleştiğine inandığını ve ikinci olarak, operasyondan önce sahip olduğu tek görsel anının üç renkte olduğunu söyledi – kırmızı , beyaz ve siyah. Daha sonra, başka hiçbir görsel fenomeni hatırlamadığını iddia etti.”

1958 yılında görüşünü düzeltmek için bir ameliyat geçirdi ve ameliyattan sonra gördüğü ilk şey cerrahının yüzü oldu. Kendisi ise ilk gördüğü zamanı şöyle anlattı:

Uzanan bir çıkıntısı olan karanlık bir şekil gördüm ve bir ses duydum. Sonra burnumu hissettim ve bu çıkıntının bir burun olduğunu tahmin ettim. Derken bu bir burun ise gördüğümün bir yüz olduğunu anladım.”

Cerrah ise konuyla ilgili şu sözleri söyledi:

Ameliyattan sonra o, yüzleri ve sıradan nesneleri (örn. sandalye,masa yatak vb.) hemen tanıdı. Açıklaması ise dokunabildiği şeylere ilişkin net ve doğru bir zihinsel imgeye sahip olmasıydı.”

İlk izlenimde normal gören biri gibi görünüyordu, ancak farklılıklar kısa sürede belirginleşti. Oturduğu zaman etrafına bakmıyor, gözleriyle odayı taramıyordu; gerçekten de, dikkati onlara çekilmedikçe, görsel nesnelere, ne olursa olsun aşırı konsantrasyon ve özenle bakmıyordu.

Etki Göstermeyen İllüzyonlar

Psikolog Gregory ve Wallace, S.B.’yi ilk gördüklerinde onu dışadönük ve neşeli olarak tanımladılar.

“Odadaki hemen hemen her nesneyi adlandırabilirdi. Duvardaki büyük bir saat sayesinde saati bile söyleyebilmesi bizi çok şaşırttı. Buna o kadar şaşırdık ki, operasyondan önce herhangi bir şekilde kör olabileceğine ilk başta inanmadık. Ancak bize camsız büyük bir avcı saati göstermeye devam etti ve elleriyle dokunarak saati çok hızlı ve doğru söyleyebildiğini gösterdi. Görünüşe göre ameliyattan önceki zamanı söylemek için her zaman bu yöntemi kullanıyordu.”

Gregory ve Wallace farklı bir şey denemek istediler. Hepimizin daha önceden mutlaka gördüğü birtakım illüzyon resimlerini S.B’ye gösterdiler fakat S.B. bizimki gibi bir etkiyle karşılaşmadı. 

*Merdivenler ve küp üç boyutlu mu?                 

*Onları başka bir açıdan bakar gibi zihninizde çevirebiliyor musunuz?

Birçok kişi bu şekilleri üç boyutlu gördüğünü ve başka bir açıdan bakabildiğini söyler. S.B. ise resimlerde herhangi bir derinlik algılayamıyordu. Daha sonra resim çizmesi istendiğinde ise ilk başta çok yavaş ve kötü çizmesine rağmen daha sonra biraz daha gelişim gösterebildi.

Sırasıyla S.B.’nin ameliyattan 48 gün, altı ay ve bir yıl sonra çizdiği otobüs resimleri.

Çizimi kesinlikle gelişiyordu fakat hiçbir zaman dokunmadığı için otobüsün kaputunu çizemiyordu.

Gregory ve Wallace’ın merak ettiği diğer bir unsur ise erken dönem dokunma deneyimini yıllar sonra nasıl görmeye aktardığı oldu. Dokunarak öğrendiği büyük harfleri tanımakta zorluk çekmiyordu fakat dokunarak öğrenmediği için küçük harfleri tanıyamıyordu.

S.B. , “Bir çatalı alıyorum ve onu hissediyorum, kör olduğum zamanlarda bana nasıl geldiğini hatırladığımda ‘evet, bu bir çatal’ diyebiliyorum. O halde bu durumu, çatalı bir sonraki sefer görene dek hatırlamam gerekiyor” demiştir. Maalesef ki ameliyattan yaklaşık bir buçuk yıl sonra depresyona girdi ve Ağustos 1960 yılında ise hayata veda etti.

“Şimdiye kadar ameliyat edilen tüm hastalarda gözlemime sunulan en dikkat çekici psikolojik fenomenlerden biri, henüz hiç görmemiş olanların özelliği olan o çarpıcı ve harika dinginliğin hızlı ve tam olarak kaybolmasıdır; çünkü operasyondan sonra meraklarının ilk canlı sonuçlarıyla pek tatmin olmuyorlar. Bu ani ve çarpıcı öfke değişikliğinin sebebi, aslında tüm karakterin kısmen, belki de hastaların, ancak kör olduklarında hissederek öğrenebilecekleri tüm nesneleri varsaymış olmasından kaynaklanıyor olabilir. Sonradan gördüklerinden oldukça farklı olmak; ve bir tür yaralı gurur bile bu dönüşüme bir katkıda bulunabilir mi, çünkü şimdi kendilerini en önemsiz bilgi meselelerinde bile, aniden kendi çağlarındaki diğer insanların çok gerisinde bulmuyorlar mı? En azından bazılarında böyle bir şeyin izlerini bulduğumu düşünüyorum. “ (von Senden, s. 161).

Gregory ise şu sözleri yazdı: “Öğrendik ki görmek, hayatının uzun yıllarını kör olarak geçirmiş bir adam için müthiş fayda sağlamakla beraber aynı zamanda ağır bir acının da potansiyel kaynağı olabilmektedir.” 

 

Yazan: Ayşegül Bilgili

Kaynak: www.richardgregory.org

 

 

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*