Anoreksiya Nervoza vs Bulimiya Nervoza

Yaşamak için yemek yiyenlerden mi yoksa yemek için yaşayanlardan mısınız?  Yemek denilince hep bu soru gelir aklıma. Arkadaş toplantılarında fazladan yenilen bir kek, gece atıştırmalıkları, hareketsiz yaşam; yaz ayının gelişine doğru yerini spor salonları, yağ yakıcı içecekler, diyet listelerine bırakır ki çoğumuzun aşina olduğu veya gözlemlediği bir senaryodur bu durum. Sürekli yemek ve diyet arasında yolculuk ederken hepimizin bildiği iki kavramdan bahsetmek istiyorum bu yazımda. Son dönemde yayınlanan dizilerde ve yapılan haberlerde sıklıkla duymaya başladığımız ve yer yer ‘Acaba bende mi böyleyim?’ dememize sebep olan iki farklı tabloyu inceleyeceğiz. Bu kavramların genel özelliklerini ve farklılıklarını bilmek hepimiz için yararlı olacaktır. DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) tanı kitabına göre anoreksiya ve bulimiya nervoza, beslenme ve yeme bozuklukları bölümünde ele alınır. İlk olarak anoreksiya tablosunu ele alalım.

Nervoza terimi duygusal, psikolojik bir sıkıntıyı tarif etmek için kullanılır. Anoreksiya iştah kaybı anlamına gelir. Bu terim aslında uygun değildir çünkü anoreksik olan insanlarda iştah kaybı görülmez. Yemek ile ilgilenirler ama kasıtlı ve istemli olarak kendini aç bırakma söz konusudur. Anoresik insanlar güzel davet masaları hazırlayabilir, yemek ile ilgili programları izleyebilir ve içerikleri okuyabilir. Sıklıkla yeni yediklerini ve tok olduklarını söylediklerinden ve yemek ile ilgili işlerle haşır neşir olduklarından ilk etapta çevreleri tarafından kolay kolay anlaşılmayabililer. Anoreksiya nervozada kilo almaktan aşırı korku duyulur. Kitle indeksleri normalin altında olduğunda, hastalıklı ve gözle görülür bir zayıflık yaşandığında bile kendilerini kilolu görürler. Bu durumu beden algısındaki bozukluk olarak da değerlendirebiliriz. Vaktin büyük çoğunluğu tartılarda, mezuralarla ölçüm yaparken ve aynada tüm vücudu incelerken geçebilir. Kilo kaybı ile birlikte regl kanamalarında düzensizlik ve kesilme görülebilmektedir. DSM-4’te kadınlarda adet kanamalarının kesilmesi tanı ölçütü olarak konulmuşken, DSM-5’te bu ölçüt kaldırılmıştır. Çünkü adet kesilmesine neden olan birçok farklı faktör mevcuttur. Beden ağırlığı normalin fazlaca altında olmasına rağmen kendini kilolu görme devam eder ve kilo kaybı için diyet, yoğun spor, kendini kusturma, idrar söktürücü ve müshil kullanımı görülebilir. DSM-5’te anoreksiya nervoza için iki alt başlık açılmıştır:

Kısıtlayıcı tür: Neredeyse hiç yemeyerek ve/veya aşırı spor ve diyet yoluyla kilo verilmeye çalışılır.
Tıkınırcasına yeme/çıkarma türü: Kilo kaybetmek için yineleyen tıkınırcasına yeme ya da çıkarma (kendini kusturma, idrar sökücü veya müshil kullanma) dönemleri mevcuttur.

Yapılan çalışmalara göre karegoriler arasında geçiş yaşanabilmektedir. Örneğin kısıtlayıcı türde yer alan bir kişi belirli bir süre sonra tıkınırcasına yeme/çıkarma türüne geçebilir. Kategorilere ayırma tanıyı doğru koyabilmek için kolaylık sağlar ama katı bir sistemden elbette ki söz etmiyoruz.

Bir diğer konumuz ise bulimiya nervoza. Yunanca’ da ‘öküz eti açlığı’ anlamına gelen bulimiyada, tıkınırcasına yeme davranışı ardından yaşanan telafi dönemleri söz konusudur.  Telafi dönemlerinde kendini kusturma, idrar sökücü-müshil kullanma, spor ve/veya diyet yapma, aç kalma görülebilir. Peki nedir bu tıkınırcasına yeme? Aşırı miktarda yiyeceğin çok kısa bir süre içerisinde yenmesi diyebiliriz. Kişi yemek yerken kontrolünü kaybettiğini, transa geçtiğini ya da kendini durduramayacağını hisseder. Aklımıza gelecek diğer bir soru ise ‘Bu tabloyu tıkınırcasına yeme/çıkarma anoreksiya tablosundan nasıl ayıracağız? Bu noktada dikkat edilmesi gereken nokta kilo kaybıdır. Anoreksik insanlar normal beden ağırlığının çok altındadırlar ve kilo kaybetmeye devam ederler ama bulimiklerde kilo kaybı görülmez. Bulimiya nervozada tıkınrcasına yeme miktarı kişiden kişiye farklılık gösterir. Aynı zamanda bu tıkınırcasına yeme durumundan fazlaca utanılır ve gizli olarak yapılır. İkinci nokta ise kendinden ve yediklerinden iğrenme sürecidir. Bunu çıkarma davranışları takip eder.

İki tablo da kişiye fazlasıyla zarar verebilir. Anoreksiya da kendini aç bırakma ve telafi davranışları nedeniye kan basıncında düşüklük, kalp atımında düzensizlik, böbrek iflasları, sindirim siteminde problemler görülebilir. Hormon seviyesinde de bozukluklar yaşanabilir ve bununla birlikte ciltte kuruluk, kansızlık, saç dökülmesi görülebilir. Bulimiyada da benzer yan etkiler mevcuttur. Ek olarak çıkarma davranışları nedeniyle boğaz ve karında doku yırtılması, diş minelerinin kaybolması örnek gösterilebilir.

Yeme bozuklukları erkeklere oranla kadınlarda daha fazla görülmektedir. Özellikle gençlerde artan internet ve sosyal medya kullanımının bunda fazlaca etken olduğunu düşünüyorum. İdeal vücut algısı bu mecralardan hayatlarımıza girmekte ve ‘asıl olması gereken o’ düşüncesi zihinlerimize yerleşmektedir. Özlellikle çocuk ve ergenlere zayıflık ile ilgili sosyokültürel baskılara boyun eğmemeye, düzenli beslenme rutinlerini hayatlarına kazandırmayı amaçlamalıyız. Yeme bozukluklarının temelinde de kişinin kendine yönelik öz saygısını sahip olduğu kilo ile ilişkilendirmesi mevcut. Tedavi yöntemi olarak ilaç kullanımı ile birlikte kişinin öz saygısını yeniden kazandırmak ve normal yeme düzenini oturtmak için psikoterapi seansları kullanılır.

 

Yazan: Elif Ateş

Kaynak:
DSM-5 TANI Ölçütleri Başvuru El Kitabı
Kring Ann M. ve Johnson Sheri L. (2019), Abnormal Psycology. (Çev. M. Şahin). Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*