Aysu Mutlutürk / Bir Akademisyenin Gözünden

Sevgili Psikopol okuyucuları, bugün sizler için odasına her girdiğimizde samimiyetle öğrencisini karşılayan, derslerini ilgiyle ve özenle anlatan, rahat bir şekilde düşüncelerimi paylaşabildiğim, fikirlerine her daim saygı ve güven duyduğum, benim üniversite hayatımda iyi ki var dediğim bir hocamızla röportaj hazırladım. Umarım bir kez bile olsa dersine girmiştir ve bir bağ kurabilmişsinizdir. Değerli hocamız Dr. Öğr. Üyesi Aysu Mutlutürk ile karşınızdayım. İyi okumalar dilerim.

AYSU MUTLUTÜRK / BİR AKADEMİSYENİN GÖZÜNDEN…

Yaren Günay: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Aysu Mutlutürk: Tabi. Adım Aysu Mutlutürk, İstanbul Medipol Üniversitesinde öğretim görevlisiyim. Yeditepe Üniversitesinde psikoloji eğitimi aldım ve Boğaziçi Üniversitesinde bilişsel psikoloji üzerine yüksek lisansımı ve doktoramı tamamladım. Alanım bilişsel psikoloji ama daha spesifik olarak insan belleği üzerine çalışıyorum. Belleğin pek çok alanı üzerinde çalışma fırsatım oldu, bu yönde çok şanslıydım diyebilirim. Yaklaşık 2012’ye kadar görsel çalışan bellek üzerinde çalışıyordum. O sıralar otobiyografik bellek de çalışıyordum ama ağırlık görsel çalışan bellek üzerineydi. 2012’den sonra ağırlık otobiyografik belleğe geçmeye başladı ve o zamandan beri otobiyografik bellek ve toplumsal bellek üzerine araştırmalar yapıyorum. Bunun dışında bilişsel psikoloji üzerine dersler veriyorum.

Yaren Günay: Psikoloji okumaya nasıl karar verdiniz?

Aysu Mutlutürk: Aslında ben psikoloji okumaya lisedeyken karar vermedim. Lisedeyken niyetim fizik ya da felsefe okumaktı. İki alana da ilgim vardı. Ardından üniversitedeyken halkla ilişkiler ve reklamcılık okumaya başladım. 1.sınıftayken felsefeyle çift ana dal yapmak istedim “ben aslında felsefeyi istiyordum keşke buna devam etseydim” derken, üniversitede psikolojiye giriş dersi tüm bölümlerde zorunluydu. Psikolojiye giriş dersinde anlatılan deneylere hayranlıkla, ağzım açık bir şekilde bakıyordum. Sonuç olarak, psikolojiyle ilgilenmeye başladım, bu konuda biraz daha okuma yaptım ve 1.sınıfın sonunda da psikolojiye başvurdum ve kabul edildim. Şimdi geriye dönüp baktığım zaman anlıyorum ki aslında felsefe okuma isteğim de temelde zihin felsefesine olan ilgimden kaynaklanıyormuş. Aslında özünde hep bu varmış, anlamak istediğim öğrenmek istediğim şeyler hep insan zihni nasıl çalışırmış ama bunu nasıl yapacağımı bilemiyormuşum, onu fark ettim. Ama bunu biraz geç anladım, üniversite 1.sınıftayken karar verdim.

Yaren Günay: Bilişsel psikolojiye yöneliminiz nasıl oldu? Akademisyenlik hep aklınızda var mıydı?

Aysu Mutlutürk: Akademisyenlik, evet, hep aklımda vardı. Lisans eğitimim sırasında karşılaştığım hocalar bilişsel psikolojiye yönelmemi sağladı, son sınıfta özellikle araştırmalarında yer alma fırsatı buldum. Orada yapılan işlerden çok etkilendim, onları da rol model aldım ve ondan sonra devam ettim. Şimdi geriye dönüp bakınca çok doğru bir şey yapmışım. Rol model olarak aldığım hocalarımın da Ayhan Aksu- Koç, Simay İkier ve Hasan Bahçekapılı’nın üzerimde çok büyük etkisi olmuştu. Biraz da onları takiben “akademisyen olmalıyım ben, tam olarak istediğim işte bu insanlar gibi olmak” dedim. Yönelimim kısmen bu şekilde oldu diyebilirim. İlk olarak görsel dikkat ve algıyla ilgili çalışmalar beni çok etkilemişti, zaten bu yüzden yüksek lisans süresince ve yüksek lisans tezimde de görsel algı ile ilişkilendirilebilecek konular üzerine çalışmıştım. Ulric Neisser bir kitabında şuna benzer bir şey diyordu: “Aslında biliş dediğimiz şey, insanoğlunun yapabildiği her şeyi kapsıyor ve aslında her psikolojik olgu, her psikolojik fenomen bir bilişsel fenomendir.” O zamanlar Ulric Neisser’ı tanımıyordum ama ben de bu farkındalığın içine girmiştim. İnsanların yapabildiği her şey bilişsel psikolojiyle ilgili diye düşünüp bu alana dalmıştım. Yani, bilişsel psikolojiye yönelimim bu şekilde oldu.

Yaren Günay: Peki, bilişsel psikolog nedir? Ne yapar? Nerelerde çalışır?

Aysu Mutlutürk: Pek çok alanda çalışabiliyor bilişsel psikologlar ama ağırlıklı olarak akademide kalıyoruz galiba. Algı, hafıza, dikkat, karar verme süreçleri gibi konularla ilgileniyoruz ve bu konular üzerine araştırmalar yapıyoruz. Ben hem reklamcılık hem psikoloji okuduğum için şunun farkındayım ki reklamcılık alanı doğrudan bilişsel psikoloji ile ilgili, pazarlama gibi alanlarda öyle çünkü insanların dikkat süreçlerini, karar verme süreçlerini çok iyi bilirseniz, insanları etkileme olasılığınız çok daha yüksek. Mesela Don Norman diye bir adam var, algı üzerine çalışıyor ve büyük şirketlere danışmanlık yapıyor. Mesela “siz bir uçak dizayn ediyorsanız, bir pilotun hangi düğmelere basması gerektiğini ya da bunları ne kadar dikkatle takip edebileceğini anlayabiliyorum ya da bununla ilgili çalışmalar yapıp bunu çözebilirim” diyor ve bu yönde danışmanlık yapıyor. Bunun dışında eğitim alanı da var. Zaten en temelde öğrenme ve bellek bilişsel psikolojinin konusu, o yüzden bilişsel psikoloji eğitimi almış bir insan sonradan eğitim alanına da yönelebilir. Bilişsel gelişim diye de bir alan var mesela. Yani bilişsel psikologlar piyasada da her alanda çalışabilir ama biz ağırlıklı olarak akademide araştırma yapma eğilimi gösteriyoruz.

Yaren Günay: İlk yazdığınız bilimsel makaleyi hatırlıyor musunuz? En çok nerelerde zorlanmıştınız?

Aysu Mutlutürk: Evet, hatırlıyorum. Galiba 2014 yılıydı. Organize etme kısmı beni zorlamıştı. Düşündüklerimi organize edip okuyucuya nasıl aktaracağım konusunda zorlanmıştım. Bu yüzden pratik yapmak çok önemli. Lisansta belli sayıda makale okuyoruz evet ama kendimiz yazmıyoruz.

Yaren Günay: Akademisyenliğin kolay bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden biraz zorluklarından ve sizi motive eden kısımlarından bahseder misiniz?

Aysu Mutlutürk: İşini doğru dürüst yapan akademisyenler gece gündüz demeden çalışıyor. Bu işin belli bir saati yok. Sürekli düşünüyorsunuz, beyniniz çalıştığı sürece işinizle ilgili düşünmeye devam ediyorsunuz. Araştırmalarınızın yazma aşaması oldukça zor ve zaman zaman yazar tıkanması denilen şeyi yaşıyorsunuz. Akademisyenlik tüm hayatınızı kapsıyor. İkincisi sürekli bir teslim tarihi var, akademisyen dediğin insan teslim tarihleri peşinde koşan biri oluyor ve tabii bu stres yaşatıyor. Onun dışında gündelik işler oluyor, öğrencilerin maillerine dönmek gerekiyor ve her öğrenci ile ilgilenmek gerekiyor. Psikoloji bölümü de çok kalabalık olduğu için bazen yetişemediğimiz kısımlar oluyor. Öğrenciler memnun olmadığında, eksik noktalarımızda üzülüyoruz. Bunlar bir yana beni en çok motive eden kısım sürekli öğrenci olma fikri, akademisyenler sürekli bir şeyler öğreniyor. Sürekli bir şey öğrenmekten daha güzel ne olabilir? Yani düşünsenize, günlük hayatta olsa olsa bir hobi olabilecek bir şey benim mesleğim ve sevdiğim konuyla ilgili yeni şeyler öğrenebiliyorum, harika bir şey. Onun dışında bir süre çalışıyorsunuz, araştırma yaparken çok zorlandığınız anlar oluyor ama bir noktada onun başarıya ulaştığını görüyorsunuz. Yeni bir şey keşfettiğinizde heyecanlanıyorsunuz ya da bir makaleyi yayımlama aşamasında çok zorlanıyorsun, hakemlerden sert değerlendirmeler geliyor ama sonra o makalenin kabul edildiğini öğreniyorsun ve bir bakıyorsun o yayımlanmış ya da bir kitap bölümü yayımlanmış ve o kitap eline geliyor. O anda dünyanın en mutlu insanı olabiliyorsun, ben olabiliyorum en azından. İşin bir diğer tarafı da öğrenciler kısmı, dönem sonunda sınavda bir bakıyorsun, öğrenciler bir şeyleri çok iyi öğrenmiş ya da işte öyle bir fikir ortaya atmış ki öğrendikleriyle, bu seni etkiliyor. İşte bu müthiş bir haz veriyor.

Yaren Günay: Peki akademisyenlik düşünen öğrencilere en büyük tavsiyeniz ne olurdu?

Aysu Mutlutürk: Psikolojinin çok fazla alt alanı var ve bu yüzden neyin ne olduğunu öğrenmek için farklı alanlarda okumalar yapılmalı. Bu hangi alt alana ilgi duyabileceğinizi anlamanızı sağlar. Zaman içinde ilginiz değişebilir, bu çok normal ama Psikolojinin alt alanları hakkında bilgi sahibi olmanın fayda sağlayacağını düşünüyorum. Eğer ilgilendiğiniz ve ilgilenmek istediğiniz bir alan olursa, bol bol yarı popüler bilimsel kitaplar okumanızı öneririm. Derinlemesine bu konuyu araştırmaya başlayın. Yapabiliyorsanız hocalarınızın araştırmalarına dahil olmanızda fayda var. Projeler yapmaya çalışın eğer akademide devam etmek istiyorsanız uygulama yapmış olursunuz.

Yaren Günay: Eklemek istedikleriniz var mı?

Aysu Mutlutürk: En önemli meselelerinizden bir tanesi şu anda psikoloji okuyan çok fazla insan var. Bunu çoğu kişi size söylüyordur elbette ama “neden sen?” sorusuna cevap bulabilmeniz gerekiyor. Bir noktada bir şeye odaklanmakta fayda var. Lisans dönemindeyken bunu yapmak zor olabilir ama tutkuyla bağlanabileceğiniz bir konu, bir alan bulabilirseniz buna dört elle sarılın. “Ya biraz da bu konuyla mı ilgilensem” derken bazen kaybolabiliyorsunuz. Evet, ben size farklı dersler alın, öğrenin diyorum ama hoşunuza giden bir alan olduğunda orada durabilirsiniz de. Gerçekten tutku ile bağlanacağınız bir konu üzerinde çalışmaya çalışın çünkü bu sayede işiniz hobiniz olabilir. Bu pratikte çok mümkün olmayabilir, bazen mecbur olduğumuz yöne doğru ilerlemek zorunda kalabiliriz ama anlatmaya çalıştığım mesela çocuklarla mı vakit geçirmeyi seviyorsunuz? O zaman çocuklarla olabileceğiniz alana yönelmeye çalışın gibi. Bunun için de biraz kendinize nelerden keyif aldığınızı sormanız lazım belki.

Yaren Günay: Sorularımın hepsi bu kadardı, teşekkür ederim.

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*