Belleğin Sırrı ve Hipertimezi

Bugün beyin, beynin yapıları ve bu yapıların işlevleri hakkında birçok bilgiyi nörobilim uzmanları ve onların araştırmaları sayesinde öğreniyoruz. Nörobilim; sadece beynin yapılarını ve işlevlerini araştırmakla kalmayan, aynı zamanda bu yapıların birbirleriyle olan ilişkilerini de irdeleyen bir bilim dalıdır. Anıların beyinde nerede ve nasıl saklandığının merak konusu olması ile birlikte araştırmacılar, bellek yani hafıza hakkında derinlemesine araştırma yapmaya başlamışlardır.

Araştırmacılar belleği şu şekilde tanımlıyor: Bellek, yaşanan anıları, öğrenilen konuları veya bilgileri, geçmiş deneyimleri zihinde saklama gücüdür. Bellek beyindeki bir yapı değil, farklı yapıların birlikte çalışması sonucunda ortaya çıkan bir işlevdir.

Yapılan ayrıntılı çalışmalar sonucunda belleğin 3 aşamadan meydana geldiği söylenebilir:
 Kodlama ve kaydetme (Encoding) – Bilgilerin işlenmesi ve anlamlı bir bütün haline getirilmesi
 Depolama (Storage) – Kodlanan bilginin geri çağrılmak üzere kaydının oluşturulması ve saklanması
 Geri çağırma veya hatırlama (Retrieval) – Bir ipucunun depolanan bilgiyi geri çağırması ve hatırlatması

Bu aşamalardan en kapsamlı olanı ise storage yani depolama evresidir. Depolama evresi duyusal hafıza, kısa süreli hafıza ve uzun süreli hafızadan meydana gelir. Bu hafıza çeşitlerinden kısaca bahsetmek istiyorum. Duyusal bellek adından da anlaşılacağı üzere
duyularımızdan gelen bilginin çok kısa bir süreliğine zihinde tutulmasıdır. Duyusal bellek görsel ve işitsel olarak da ikiye ayrılır. Duyusal hafızaki bilgi yeterince önemli ve ilgi çekiciyse bu evreden kısa süreli hafızaya geçiş yapar. Kısa süreli hafıza bilgilerin kullanıldığı
ve duyusal hafızadan daha uzun süre zihinde kaldığı evredir. Kısa süreli hafıza problemi yaşayan insanlar uzun süre önce yaşadıkları bir anıyı hatırlayabilirken, yaklaşık 20 dakika önce ne yaptıklarını hatırlayamayabilirler. Son aşama olan uzun süreli hafıza ise anıları çok
uzun süre saklayabilen ve gerektiğinde onları tekrar ortaya çıkartabilen aşamadır. Belleğimiz aynı hard disk gibi belirli bir saklama kapasitesine sahiptir. Çok önemli bilgiler anormal bir durum ortaya çıkmadığı sürece çok uzun süre bellekte depolanabilir fakat bu
bilgilerin kalıcı bir şekilde bellekte kalabilmesi için birçok gereksiz bilginin de silinmesi gerekir.

Gelelim bellekle yakından ilişkili olan bir duruma: Hipertimestik Sendrom, Hipertimezi
Hipertimezi terimi Yunanca ‘hyperthymesia’ kelimesinden türetilmiştir. Bu kelime Yunanca ‘thymesis’ (hatırlama) ve ‘hyper’ (aşırı) kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir. Hipertimezi hastalığı ilk kez 2006 yılında Elizabeth Parker, Larry Cahill, Dr. Paul
Tejera ve James McGaugh tarafından nöropsikoloji dergisi Neurocase’de yayımlanan bir makalede kaleme alındı.

Hipertimezi, çok güçlü bir otobiyografik hafızanın var olduğu, bellekte gerekli gereksiz bir sürü bilginin tutulduğu nörolojik, nöropsikolojik bir hastalıktır. Hipertimezi dünya üzerindeki en nadir hastalıklardan biridir, dünyada bu hastalıktan muzdarip sadece on iki kişi olduğu
söylenmektedir. Hipertimezili bireyler sadece kendileriyle ilgili olan anıları çok ayrıntılı bir şekilde hatırlarlar. Bazı bireyler neredeyse on yaşından itibaren yaşadığı tüm anıları hatırlayabilirler. Bu bireylere herhangi bir tarih verildiğinde, o günde kendilerine ait bir anı varsa ekstra bir çaba ve bilinç ortaya koymadan her şeyi kolaylıkla hatırlayabilirler. Hipertimezili hastaların standart hafıza testleri ve ezber kabiliyerleri normal seviyededir. Fakat bu insanlar geçmişi çok iyi hatırladıkları için yaşananları tekrar tekrar düşünerek ve sürekli gelecekle ilgili planlar yaparak çok fazla zaman kaybederler. Psikologlar hipertimezili bireylerin obsesif-kompülsif (OKB) hastalığına daha yatkın olduğunu söylemektedir. Hipertimezili bireylerin beyinlerini görüntülemek için yapılan MR incelemelerinde beynin bazı bölümlerinin diğerlerine oranla daha büyük olduğu ortaya çıkmıştır. Özellikle anıların uzun süre saklanmasında görevli olan hipokampus yapısının, hipertimezi olmayan bireylerin hipokampusuna göre daha büyük olduğu gözlemlenmiştir. Yaşananları unutmamak, birçok güzel anıyı anbean hatırlayabilmek bazen kulağa hoş gelse de, olumsuz anıları da tekrar yaşamak zorunda olmak birçok noktada yorucu ve üzücü
olabilir.

Yazan: Zeynep Acayir

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*