Bağlanma Stiliniz Romantik İlişkilerinizi Nasıl Etkiliyor?

Hepimiz son dönemlerde çocukluk kavramına pek bir aşina olduk. Çocukluğumuzu nasıl geçirdik, neler yaşadık, ebeveynlerimizle ilişkimiz nasıldı? Bu soruların cevapları aslında bugünümüzü oluşturan belki de en önemli etkenler. Hatta farkında bile olmadığımız en ufak ayrıntılar bile aslında yıllar sonra daha büyük boyutlarda karşımıza çıkabiliyor. Bir önceki yazımda bağlanma stilinizin romantik ilişkilerinizde yaşadığınız problemlerin altındaki nedenlerden biri olabileceğinden bahsetmiştim. Peki, nedir bu bağlanma stili denen şey, bizi nasıl etkiliyor ve çocukluğumuzla ne ilgisi var?

Basitçe anlatmak gerekirse bağlanma stili dediğimiz şey bebekken ebeveynlerimizle (özellikle birinci bakım verenle) kurduğumuz ilişkideki tutumumuz olarak açıklanabilir. Hayatımızın ileriki dönemlerinde ise bağlanma stilimiz romantik ilişkilerimizdeki ‘yakınlık anlayışımızı’ oluşturur. İlişkilerimizde sergilediğimiz tutum ve davranışlarımıza, duygularımızı karşımızdakine ifade ediş şeklimize bağlanma stilimiz karar verir. Bir başka deyişle (kulağa biraz ürkütücü gelebilir) romantik ilişkilerimizi aslında bebeklikte anne ve babamızla olan ilişkimiz belirler. Sağlıklı ilişkiler kurulabilmesi için bu konuda bilinçlenmek ve hangi stile sahip olunduğunun kavranması çok önemlidir. Böylelikle kendinizi daha yakından tanıyacak, nelere ihtiyacınız olduğunu, nelerden kaçınmanız gerektiğini çok daha iyi anlayacaksınız. Peki, sizin bağlanma stiliniz hangisi?

Psikanaliz John Bowlby’ın bağlanma teorisine göre üç çeşit bağlanma stili bulunmakta: güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma ve kaçıngan bağlanma. Güvenli bağlanma dışında kalan tüm stiller güvensiz bağlanma olarak kabul ediliyor. Şimdi bunlara daha yakından bakalım.

1.Güvenli Bağlanma: Yapılan araştırmalara göre insanların yaklaşık yüzde 70’i güvenli bağlanma stiline sahip (neyse ki birçoğumuz rahatlayabiliriz! ). Adından da anlaşıldığı gibi bu kategoriye düşen insanlar gayet sağlıklı romantik ilişkiler kurabiliyor. Yapılan araştırmalara göre, ebeveynleri yanlarından ayrıldığı zaman üzülen, ebeveynleri geri geldiklerinde ise onları sevinç ve mutlulukla karşılayan çocuklar güvenli bağlanma stiline sahip. Diğer ebeveynlere göre, güvenli bağlanma stiline sahip çocukların ebeveynleri genellikle onlarla daha çok oynuyor ve çocukların anlık ihtiyaçlarına daha hızlı tepki veriyor. Böylelikle aslında aralarında bir güven bağı oluşuyor. Çocuklar ihtiyaçları oldukları zaman ebeveynlerinin yanlarında olacaklarını biliyorlar. Tahmin edersiniz ki bu çocuklar genellikle diğerlerine göre daha olgun, daha kolay ve sakin çocuklar oluyorlar.  Yetişkinliklerinde ise güvenli bağlanma stiline sahip olan insanlar kendilerine daha çok güveniyor, daha çok saygı duyuyorlar. Kendilerine olan bakış açıları diğerlerine stillere göre çok daha olumlu ve yapıcı. Partnerleriyle güvene dayalı ve daha uzun soluklu ilişkiler kurabiliyorlar. Ayrıca gerek sosyal ilişkilerinde gerekse romantik ilişkilerinde duygularını daha rahat ve daha etkili bir şekilde ifade edebiliyorlar.

2. Kaygılı Bağlanma: Eminim ki hepimizin bu kavramı gördükten sonra kafasında bir şeyler canlanıyordur. Kaygılı bağlanan çocukların davranışları yukarıda anlattığımızdan biraz farklı. Bu çocuklar ebeveynleri yanlarından ayrıldıklarında her çocuk gibi üzülüyorlar fakat tek fark üzüntülerini çok daha yoğun yaşıyor ve çok daha saldırgan ifade ediyor olmaları. Ebeveynleri yanlarında olmadıklarında bu çocukları kontrol edebilmek, ağlamalarını durdurabilmek oldukça zordur. Diğer çocuklara göre çok daha az keşif yaparlar. Ebeveynleri döndüklerinde ise kaygıları azalmaz ve ebeveynlerine fazla ‘yapışırlar’ ve onları bırakmak istemezler. Ebeveynleri ise genellikle bazı zamanlar çocuğun ihtiyaçlarına anında karşılık verip onlara destek sağlayabilirken bazı zamanlar göz ardı edebilen insanlar olur.

 

Davranışlarındaki bu kararsızlık karşısında çocuklar ebeveynlerinin davranışlarını kestirmekte zorlanır, ihtiyaçlarının karşılanması için onlara fazla bağlanırlar. Yetişkinlerinde ise bu insanlar genellikle düşük özgüvene sahip olur, kendilerini yeteri kadar değerli görmezler. Partnerlerine güvenmekte sıkıntı yaşar ve her davranışlarına kafa yorarlar. Genellikle partnerlerinin onları yeteri kadar sevmediğini düşünür, büyük ölçüde terk edilme korkusu yaşarlar. Saldırgan yapılarına rağmen çok hassastırlar ve partnerlerine fazla bağlanırlar. Aynı zamanda bu insanlar yalnız kalamama, sürekli bir duygusal ilişki peşinde olma halindedirler ve sık sık çevrelerinden onaylama beklerler

3. Kaçıngan Bağlanma: Kaçıngan bağlanma stiline sahip çocuklar ebeveynleri yanlarında olmadıklarında pek bir reaksiyon göstermez, ebeveynleri yanlarındayken herhangi bir yakınlık peşinde olmaz ama ilgiyi reddetmezler. Genellikle bu çocukların ebeveynleri duygusal anlamda uygun olmayan insanlardır. Çocuklarının duygusal ihtiyaçlarına karşılık vermekte yetersizdirler. Bu durum çocukta, duygularını gösterdiğinde herhangi bir karşılık alamayacağı algısı yaratır ve duygusal kayıtsızlığa neden olur. Yetişkinlerinde ise çoğunlukla yakınlıktan kaçınır, duygularını ve düşüncelerini neredeyse hiç ifade etmezler. Bir diğer deyişle ciddi romantik ilişkiler kuramaz (tercih de etmezler zaten), genellikle tek gecelik ilişkiler yaşamaya meyillidirler.

Peki, buraya kadar her şey tamam fakat ya güvensiz bir bağlanma stiline sahipseniz? O zaman ne olacak?

Öncelikle şunu belirtelim: güvensiz bağlanma stiline sahip olmak hiçbir zaman mutlu ve sağlıklı bir ilişkiniz olmayacak anlamına gelmiyor. Her ne kadar bilinçaltınızın derinliklerine işlemiş olsa da, bağlanma şeklinizi değiştirmeniz kesinlikle mümkün. Bu makaleyi okuyarak ilk adımı attınız bile! Öncelikle kendinizin farkında olmanız çok önemli. Hangi bağlanma stiline sahip olduğunuzu öğrendikten sonra (internette sayısız test bulabilirsiniz) kendinize doğru soruları sorarak neye ihtiyacınız olduğunu, ne istediğinizi, nelere karşı toleransınızın olmadığını, nelere hassasiyet gösterdiğinizi, ne durumlarda güvensiz, ne durumlarda güvenli hissettiğinizi anlayın. Kendi eksiklerinizi gördükten sonra bu konularda harekete geçmelisiniz. Emin olun, kendinizi yeteri kadar anlayamadan önce direk çözüm yöntemlerine odaklanırsanız bu yöntemlerden pek verim alamazsınız. Profesyonel yardım almak bu noktada size çok fayda sağlayacaktır. Terapist eşliğinde çözüme ulaşmanız çok daha etkili (kendinizi tanıma adımı için de terapistinizden yardım alabilirsiniz). Bir diğer önemli unsur ise partner seçimi. Eğer siz kaygılı bağlanma stiline sahipseniz, partneriniz ise daha çok kaçıngan bağlanma kategorisine giriyorsa bu ilişkiyi yürütmenin pek sağlıklı olmayacağını tahmin edersiniz. Bu noktada partnerinizin güvenli bağlanabiliyor olması size değişim için çok büyük bir olanak sağlar. Tabi bu, güvenli bağlanan biri değilseniz, karşınızdaki de öyle değilse bu ilişkiyi sonlandırmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Birlikte değişip, gelişmek, ilişkiniz de güvenli bağlanma ortamını sağlamak el
bette mümkün. Fakat bunun için öncelikle iki tarafın da değişime açık ve istekli olması gerekir, bu adımı tamamladıktan sonra birbirinizin güvensiz bağlanma stillerinden avantaj sağlamanız bile mümkün.

‘Ben böyle bir insanım kendimi değiştiremem’ ya da ‘asla değişemeyeceğim’ gibi cümlelerin arkasına sığınmayı bırakın. Unutmayın ki beynimiz her bilgiyi bir sünger gibi çekebilir ve her duruma adapte olabilir. Her zaman değişmek ve gelişmek için olanak vardır, önemli olan istekli olmak.

 

Yazan: Büşra Güçlü

Kaynak:

  1. allure.com
  2. attachmentproject.com
  3. verywellmind.com
  4. healthline.com
  5. psychalive.org
  6. kolektifhouse.co.
  7. positivepsychology.com.
  8. healthline.com
  9. psychologytoday.com

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*