Beden Dismorfik Bozukluğu (BDB)

Beden Dismorfik Bozukluğu (BDB)

Kusurunuz olsun veya olmasın kendinizi hep çirkin ve yetersiz hissettiğiniz oluyor mu? Aylardır hedeflediğiniz kiloya düşmenize rağmen kendinizi hala kilolu görüyor musunuz? İşte biz buna beden dismorfik bozukluğu diyoruz. Normal olarak adlandırılan özelliklerde olsanız dahi sürekli  insanların size baktığını, kusur olarak gördüğünüz şeyinizin eleştirildiğini  düşünmekten kendinizi alamadığınız BDB, vaktinizin çoğunu kendinizde bir eksik olarak adlandırdığınız kusurlarınızı gidermenin yollarını aramaya veya nasıl kamufle edebilirim diye harcamaya mahkum eder. Hatta zihniniz o kadar yoğun olur ki bu durum gündelik hayatın engellenmesine kadar ilerler. Bu düşüncelerin birer takıntı haline gelmesiyle paralel olarak çalışmalar BDB tanısı almış bireylerin, obsesif duygulara sahip olduğundan da bahsetmektedir. Hastalığın görülme sıklığı gençlerde %12-13 arası yoğunluktayken en fazla kadınlarda görülmektedir. Özellikle ergenlik döneminde bulunan bireylerin vücut değişimine adaptasyonu, bu değişime hazırlanma düzeyi BDB riskini etkileyen faktörler arasında yerini almaktadır.

BDB tanısı almış bir birey gününün çoğunu ayna karşısında “kusurlu” olarak adlandırdığı vücut bölgesini inceleyerek geçirebilmektedir. Yanı sıra çevresinden buna yönelik daimi bir onay beklemekte ve kıyaslamalarda bulunmaktadır. Peki neden kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla daha fazladır? Toplumsal beklentiler dış görünüş hatta ruh halimize kadar bizlerden çeşitli prototiplere uymamızı beklemektedir; uymadığımız takdirde de “öteki” haline getirmektedir. İnşaa edilmiş ve zaman içerisinde değişen güzellik algısı, insanların kafasında tek tip bireyler oluşturmakta ve güncel moda ne ise onu yapmaya itmektedir. Çok uzak bir tarih olmamakla birlikte kadınlarda ince kaş modayken şimdilerde doğallık ön planda. Bu algıların daimi olarak değişime uğraması da insanın bedeni, giyimi hatta yüz hatlarına bile kusur gözüyle bakmasına yol açmaktadır.

Toplumsal etkinin yanı sıra sosyal medyanın bu algının yayılması üzerindeki etkisi ise göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Çeşitli sosyal medya platformlarında paylaşılan hatta kimi zaman çeşitli düzenlemeler yapılmış fotoğraflar pek çok insanı yönlendirmekte ve o vücuda, giyime kavuşma arzusu içine sürüklemektedir. Psikolojik olduğu kadar fizyolojik çıktısı da bulunan BDM, bireysel güzellikleri göz ardı ederek yalnızca beklentilere göre hayatları yönlendirmekte ve öznelliği ve özgünlüğün güzelliğini günlük hayatımızdan uzaklaştırmaktadır. Güncel olarak gerçekleştirilen akımlar ve benzer medyatik unsurlar bireyin kendisini bir diğeriyle kıyaslamasına yol açmakla birlikte  beden algısı üzerinde negatif etkiye sahip olmaktadır.

Beden dismorfisi okul öncesi çağda görülebilse de yoğunlukla 15-17 yaşları arasında rastlanmaktadır. Buna neden olan şeylerden birinin ergenlik çağında hızla değişen fiziksel özelliklere adaptasyonda çekilen güçlük olduğu söylenebilir. Ergenlik döneminin hakim egosu utanma duygularının yoğun yaşanmasına sebep olurken yanı sıra kusurların da normalden fazla algılanmasına sebep olmaktadır. Özellikle sosyal medya kullanımının yaş ortalamasının düşmesi ve yoğunluğunun günden güne arttığı göz önünde bulundurulduğunda bu olumsuz beden algısının ne denli artış gösterdiği görülebilmektedir. İlerleyen zamanlarda sosyal medya kullanım yaşının düşüşü nedeniyle okul öncesi çağda görülme sıklığının da artacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Adeta bir takıntı haline gelen BDB bireyi intihar düşüncelerine hatta eylemine dahi sürükleyebilmektedir. Tanı almış hastaların anamnezine bakıldığında her 3-4 hastadan birinde intihar düşüncesinin bulunduğu saptanmıştır. Bu durumu ergenlik psikolojisi gibi hassas bir dönemde düşündüğümüzde oldukça masum görünen şeylerin büyük sonuçlara neden olabileceğini unutmamak gerekir.

Hastalığın tedavisinde çoğunlukla başvurulan bilişsel davranışçı terapi bireyin çarpıtılmış düşüncelerinin ve buna bağlı olarak duygu ve davranışlarının yeniden inşaa edilmesine destek sağlamaktadır.  Kompulsif şekilde düşüncelerin yoğunlaştığı beden bölgesi ve buna ilişkin gerçekleştirilen sık sık aynaya bakma, özçekim ile kendini kontrol etme, çevreden onay bekleme gibi davranışların altında yatan düşünce ve duyguları ortaya çıkararak yeniden yapılandırma sürecine götürmektedir.

 

Bizler Ne Yapabiliriz?

Onay almak ve beğenilmek her insanın ihtiyacıdır. Hatta her birimiz bugüne kadar mutlaka fiziksel bir kıyas yapmışızdır. Biz insan evladının doğasında var, burada herkes hem fikirdir. Fakat onay almak ve onay alacak görüntüye sahip olmak yegane amacımız haline geldiyse kendi iyiliğimiz adına dur demek en doğrusu olacaktır. Bizler biriciğiz bu yüzden vücut oranlarımız, yüzümüz, saçımız, tırnaklarımız ve daha bir sürü şey bize özgü. Özgü olması ise bize özgünlük katan kısmı. Gözleriniz aynı orantıda olmak zorunda değil, burnunuzda kemer olması, büyük veya küçük olması, dudağınızın çok ince veyahut kalın olması bunlar sizin belirleyici özellikleriniz değil. Hatta bacağınızın incecik ya da kalın olması; kollarınızın kaslı olması veya olmaması da. Bu algının daha çok yayılmasının önüne geçmek istiyorsak sosyal medya başta olmak üzere çeşitli beden prototiplerini normalleştiren ve ötekini dışlayan sistemsel çıktılara karşı gelip önce kendimiz sonrasında ise çevremizin olumsuz algılarını azaltmak iyi olacaktır. En başta kendimizi algı furyasından kurtarmalı ve bedenimizi ve normallerini kabul etmeliyiz. Denildiği gibi kalın bacak, ince bacak, kaslı kol hayatı nasıl yaşadığını etkileyecek düzeye geldiyse içinde bulunduğun çemberden çıkma zamanı da geldi demektir. Çünkü aslında herkes bakıyor diye düşündüğün yer belki de insanların dikkatini bile çekmiyor ama sen bu korkulardan ötürü yeni bir ortama girmeye, istediğini giymeye çekinir hale geliyorsun. Hayat “öteki” olarak çok güzel. Çünkü her ötekinin bir ayrı güzelliği vardır. Sende içindeki ötekiyi bul ve ona karşılıksız sevgi, saygını sun. Sen ve bedenin bunu hak ediyorsunuz.

 

Özge AKDUMAN

Psikoloji 3.Sınıf

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*