Ben ve Savunma Mekanizmaları

Aşağıda okuyacaklarınız analitik yöntemin gelişimi sırasında ruhsal olayların gözlenmesinde psikanalizin hazır bulduğu olanakların nasıl değerlendirildiğinin özetidir. Yazıda okuyacağınız ben, id ve superego kelimeleri Freud’un kişilik kuramı ile ilgilidir. Yazıda bu üç yapının anlamını ayrı ayrı açıklamayacağım. Ayrıca aşağıda okuyacaklarınız Anna Freud’un yazılarından derlenmiş “Ben ve Savunma Mekanizmaları” adlı kitaptan yapılan özet şekilde alıntılardır.

A) Analiz Öncesi Dönemde Hipnoz Tekniği

Amaç bilinçdışının içeriklerinin anlaşılmasıydı ve ben bu yolda yalnızca bir engel olarak görülüyordu. Hipnoz yoluyla hastanın beninin devreden çıkarılabileceği ya da en azından zararsız kılınabileceği artık biliniyordu. Hekim hipnozda yakalanan bilinçdışı malzemenin ben tarafından kabul edilmesini sağlıyor ve bu zorunlu bilinçli kılışın semptom üzerinde iyileştirici etkisi oluyordu. Fakat benin kendisi tedavi sürecinin kapsamına alınmamıştı. Ben bu saldırganı ancak hipnozu uygulayan hekimin etkisi devam ettiği sürece hoş görüyordu. Sonra başkaldırıp idin kendisine zorla kabul ettirilen unsuruna karşı yeni bir savunma savaşına giriyor ve böylece tedavide güçlükle elde edilen başarı yok oluyordu. Hipnoz yönteminin en büyük zaferi olan benin araştırma süresince tümüyle devreden çıkarılışı böylelikle uzun süreli başarıyı engelliyor ve kendinden bekleneni veremiyordu.

B) Serbest Çağrışım

Bu evrede araştırmada yardımcı olarak hipnozun yerini alan serbest çağrışımda bile benin rolü önceleri hala olumsuz bir roldür. Tabii artık benin saf dışı bırakılması için zor kullanılmaz. Bunun yerine ben kendiliğinden devreden çıkmaya davet edilir. Çağrışımlar eleştirilmemeli, normalde geçerli olan mantıksal bağlantı talepleri göz ardı edilmelidir. Benden adeta susması rica edilir. Id ise türevlerinin bilince yükseldiklerinde alışageldikleri güçlüklerle karşılaşmayacaklarına söz verilerek konuşmaya çağrılır.

C) Düşlerin Yorumu

Hastanın, analizin ana kuralına uyarak kendi istemiyle gerçekleştirmesi gereken ben işlevlerinin askıya alınması koşulu, rüya görende uyku yoluyla kendiliğinden sağlanır. Sansür eyleminin etkileri, yani gerekli çarpıtmalar, yoğunlaştırmalar, yer değiştirmeler, tersine çevirmeler ve atlamalar yardımıyla gizil düş içeriğinin açık düş içeriğine tercümesi ise direnç baskısı altında çağrışımların çarpıtılmasına karşılık gelir. Kısacası düşlerin yorumlanması, id içeriklerini gün ışığına çıkardığı sürece idin; sansürün düş fikirlerine yaptığı etkiden hareketle onun benimsediği önlemleri yeniden kurgulamamızı sağladığı sürece ben yapılarının ve savunma eylemlerinin araştırılmasına yarıyor demektir.

D) Simgelerin Yorumu

Simgeler belirli id içerikleri ve belirli bilinçli söz ya da nesne imgeleri arasındaki sürekli ve genel geçerliliği kabul edilmiş ilişkilerdir. Bu ilişkilerin bilinmesi benin bir savunma mekanizmasını güçlükle çözümlemeye çalışmaksızın, bilinçli açıklamalardan bilinçdışı hakkında güvenilir çıkarımlar yapmamıza izin verir. Yani simge çevirisi, anlamaya giden kestirme bir yoldur, aradaki ben eylemlerinden oluşan katmanları atlayarak bilincin en üst katmanından bilinçdışının en alt katmanına geçmemize izin verir. Fakat formüller yardımıyla problem çözerken matematik kavrayışımız artmaz. Benzer biçimde simge çevirisi yardımıyla id içerikleri açıklanabilir, fakat bu arada karşımızdaki birey hakkındaki psikolojik bilgimiz gerçekte derinleşmiş değildir.

 E) Sürçmeler

Bilinçdışına bakışımızın ara sıra gerçekleşen bir türü de sürçmeler adını verdiğimiz id baskınlarınca sağlanır. Bunlar bildiğimiz gibi analiz ortamına bağlı değildir. Sürçmeler benin gözcülüğünün herhangi bir koşulda kısıtlanması ya da başka yöne sapmasıyla, ya da bilinçdışı bir itkinin herhangi bir koşulda, birdenbire güç kazandığı her yerde ortaya çıkabilir.

F) Aktarım

Hastanın analistine yönelttiği, ilk kez güncel analitik durumda ortaya çıkmayan, tersine hastanın en erken nesne ilişkilerinden kaynaklanan ve analitik ortamdaki zorlantılı tekrarın etkisiyle yeniden canlanmış olan duygulanımların tümüne aktarım diyoruz.

a) Libido İtkilerinin Aktarımı

Bu ilk tip çok basittir. Hasta psikanalistine karşı kendisini rahatsız edecek şiddette sevgi, nefret, kıskançlık, kaygı gibi coşkular duyar ki, o anda bunları haklı gösterecek bir olay yoktur. Hasta bu duygulara karşı savaşır, bunları istemeden açığa vurduğunda utanır, kendini aşağılanmış hisseder. Analitik araştırma ilerledikçe bu duyguların id baskınları olduğu ortaya çıkar. Bunlar Oidipus ve hadım edilme kompleksi gibi eski duygu kümelenmelerinden kaynaklanır; analitik ortamdan çıkarılıp çocuksu duygu ortamlarından birine yerleştirildiklerinde anlaşılır ve haklı hale gelir. Bu geriye oturtma hastanın geçmişindeki unutmaya bağlı bir boşluğu doldurmamıza yardımcı olur. Duygunun geçmişteki yerine geriye oturtulması onu o anda kendine yabancı olan bir itkinin etkisinden kurtarır, aynı zamanda analitik çalışmanın sürdürülmesini olanaklı kılar. Aktarımın bu ilk tipinin yorumlanması yalnızca idin araştırılması açısından kazanç sağlar.

b) Savunma Aktarımı

İkinci aktarım tipi daha değişiktir. Hastanın analitik ortamda etkisi altında kaldığı zorlantılı tekrar yalnızca eski id itkilerini değil, aynı şekilde dürtüye karşı savunmanın eski önlemlerini de kapsar. Demek ki hastanın aktardıkları, yalnızca bilinçli olarak ifade edilecekleri sırada yetişkin benin ikincil sansürüne uğrayan çarpıtılmamış çocuksu id itkileri değildir; daha bebeklikte biçimlenen, çarpıtmanın türlü şekillerine uğramış id itkileri de aktarılır.

Analist, analitik dikkati dürtüden özgül savunma mekanizmasına çevirmeli yani idden bene yöneltmelidir. Dürtü dönüşümü yolunu geriye doğru izlemek başarıldığında kazancımız iki katı olacaktır. Yorumladığımız aktarım görüngüsü ikisi de geçmişten kaynaklanan iki bölüme ayrılır: İde ait olan libido ya da saldırganlık taşıyan bir unsur ve bene atfetmek zorunda olduğumuz bir savunma mekanizması. Eğer öğretici bir örnekle karşı karşıyaysak bu mekanizma tam da id dürtüsünün ortaya çıktığı çocukluk dönemindeki bene ait olan bir savunma mekanizmasıdır. İlk ele aldığımız basit aktarım tipinin yorumlanmasıyla elde edilen, hastanın dürtü yaşamındaki anımsama boşluğunun doldurulması kazanımına ek olarak, burada hastanın ben gelişimini, başka türlü söylemek gerekirse dürtülerinin geçirdiği dönüşümün öyküsünü tamamlayacak bilgiler elde ederiz.

c) Aktarımda Eyleme Koyma

Aktarımın bir üst derecesinde hasta, analitik tedavinin katı kuralına uymaktan kaçar ve aktardığı duygularının gerek dürtüsel itki gerekse savunma yönünü günlük yaşamdaki davranışlarında eyleme koymaya başlar. Aktarımda eyleme koyma olarak adlandırdığımız, dar anlamda analizin dışında kalan bu olay, hastanın ruhsal yapısını kendiliğinden doğal büyüklük oranlarıyla gözümüzün önüne sermesi bakımından analiz için öğretici bir nitelik taşır. Bize sağladığı bu değerli içgörülere karşın eyleme koymanın yorumu tedavi açısından pek bir kazanç getirmez.

 

Yazan: Mikail Yayan

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*