Bir Tanıdan Daha Fazlası: İzmir Süiti

     DSM-5’e göre bu bireyin sahip olduğu tanı..

     Peki, bu bireyin sahip olduğu tanıyla kurduğu ilişki? Onu deneyimle şekli? Yani bu tanının onda karşılık bulan hali? Tabii ki belirli kriterler vardır ve onların uygunluğuna göre Amerika’daki bireyle Türkiye’deki bireyin depresyon tanısı bu kriterlere göre belirlenir. Bu kriterler nelerdir, tabii ki semptomlar.

     Peki, tüm semptomlar aynıyken bu iki birey için, ‘Depresyon depresyondur, ikiside aynı tanıya sahip olduğu için depresyonun onlarda karşılık bulan hali de aynıdır.’ diyebilir miyiz? Elbette ki, hayır. Bu cümle bireyi biricikliğinden uzaklaştırıp, onun bir kalıba sokulmasına neden olur. Bu yüzden deneyim, bireyin hayatında önemli bir yere sahiptir. İşte bu da tam olarak ‘Depresyonun onda karşılık bulan hali.’ cümlesine denk gelir.

     ‘Bu süreç senin için ne anlama geliyor, sen ne hissediyorsun?’ sorusu, bireye yaşadığı şeyin ne kadar özel ve tamamen ona ait bir şey olduğunu hissettirirken, bir yandan da kendini tanımasında önemli bir yol açar. Bu yüzden özellikle terapi odasında tanıdan çok deneyim ön plandadır.

      Bir süre önce bireysel farklılıkların önemini, aslında hiçte böyle bir yorumla ayrılacağımı tahmin etmediğim, Fazıl Say’ın Truva Sonatı İstanbul Prömiyeri’nde gözlemledim. Fazıl Say bu konserde İzmir Süiti’ni ve Truva Sonatı’nı çaldı. İzmir Süiti’ni çalmadan önce şu ifadelerde bulundu.

     “İzmir Marşı olarak bilinen ‘İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar’ adlı eseri, eğer Chopin, Brahms ve Rahmaninov dinleseydi nasıl bestelerdi? Bu  bestecilerin kendine has ve karakteristik özellikleri var müziklerinde.’’

     Üç farklı versiyonda da İzmir Marşı’nın çalındığı anlaşılıyordu ama her birini birbirinden farklı sesler, melodiler yani üsluplar ile dinledik. Çünkü Chopin, Brahms ve Rahmaninov  birbirlerinden farklı insanlardı ve eğer ki bu marşı biliyor olsalardı onlarda karşılık bulan halleriyle, yani kendi deneyimleme şekilleriyle bestelerlerdi. Fakat bu İzmir Marşı olduğu gerçeğini değiştirdi mi? Tabii ki hayır.

     İşte bu yüzden, İzmir Marşı yalnızca İzmir Marşı değildir. Senin bu marşı dinlerken ne hissettiğin önemlidir. Ve elbette ki, senin için ne anlama geldiğini ifade etme şeklinde bu doğrultuda değişiklik gösterir.

      Hepimiz Chopin, Brahms ve Rahmaninov gibi dinlemiş olduğumuz  müzikleri farklı farklı besteleriz. Bu farklılıkların farkındalığında olmakta bizi dinlediğimiz müzikten (tanılardan) çok daha fazlası yapar. Ki metaforik ifadenin ötesinde de gerçek anlamda müzik dinlediğimizde her birimiz o müziği çok farklı içsel süreçlerden geçerek dinlemez miyiz? O müzik hepimize aynı duyguyu mu hissettirir? Sanırım cevabı duyar gibiyim.

      Bu durum, hayatımızın belirli dönemlerinde çalan farklı farklı müzikler için de geçerlidir. Bu kimi zaman tssb kimi zaman okb kimi zaman depresyon olabilir. Ama bunların her biri hikayemizin bir parçasıdır ve bütün haliyle bizi biz yaparlar. Burada önemli olan onları görebilmek, dinleyebilmek, yani fark edebilmektir.

      Peki sen, hayatının belirli dönemlerinde çalan farklı farklı müziklerinin farkındalığında mısın? Onları, müzik işte diğerinden bir farkı yok diyerek değersizleştiriyor musun, yoksa  bu benim deneyimim ve bende karşılık bulan haliyle biricikliğimin bir parçası, çünkü o benim gerçeğim mi diyorsun?

     Ya da bu soruyu şu şekilde de soralım, 

     Bugünden itibaren kendi besteni dinlemek adına bir adım atmak ister misin?

Yazan: Elif Aksoy

 

KAYNAKÇA 

https://www.instagram.com/fazilsayofficial/?hl=en

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*