Burgess’in Nefret Distopyası: Otomatik Portakal

     Anthony Burgess’in kitabından uyarlanan olan Otomatik Portakal, The Shining,Full Metal Jacket, Dr Strangelove gibi birçok filme imza atan Stanley Kubrick tarafından 1971 yılında çekildi.136 dakika olan film, çekim ve kullanılan ögeler açısından klasik Kubrick tarzını ortaya koydu.

     Film hakkında konuşmadan önce filmi daha iyi anlamak adına yazardan bahsetmesek olmaz. Burgess, bu kitabı yazmadan önce ameliyat edilemeyecek bir beyin tümörüne sahip olduğunu ve bir yıl ömrü kaldığını öğrenmiş. Kitap yazmaya başlama nedeni ise eşine ölmeden önce para bırakabilmekmiş. Bu nedenle hem Otomatik Portakal hem de yazarın diğer kitapları, yazarın hastalığından etkilenmiş ruh halinin yansıması. Otomatik Portakal: her şeye karşı oluşmuş nefret, tahammülsüzlük ve bir sosyal eleştiri. Bu arada yazar sonradan aslında beyninde tümör olmadığını öğrenmiş. Yani hayatının en kötü anları aslında ona ilham veren ve onu yazmaya iten şey olmuş.

     Film, dünyanın çivisinin çıktığı bir zamanda; Alex, Pete, Georgi ve Dim dörtlüsünün kurduğu şiddet dolu çetenin dinlenme alanında başlıyor: “Moloko Vellocet”.  Filmin içine yerleştirilmiş cinselliğin kullanıldığı birçok alan var ve bunlardan biri de Moloko Vellocet. Kadın figürlerinin çokça kullanıldığı mekanın iç mimarisi çok rahatsız edici olmakla beraber toplumun kadına bakışını da yansıtıyor.   Unutmamak gerek ki hem yazar hem yönetmen bunları bir eleştiri mekanizması olarak kullanıyor.

     Moloko Vellocet’in, kelime anlamı ise içinde psikoaktif madde bulunan süt demek. Burada içtikleri süt, içindeki uyuşturucu sayesinde onları şiddete hazırlıyor. Burada satılan şeyin süt olması aslında zekice hazırlanmış bir kelime oyunu, filmde yaşlar belirtilmese de-Filmdeki sahneleri çocuklara oynatmak Kubrick için bile imkânsız bir durum- aslında Alex ve çetesi 15-17 yaşlarında reşit olmayan bireyler yani insanlar bu uyuşturuculu içeceğe süt diyerek onu çocuklara da satılabilir kılıyorlar. Alex ve çetesi bu içeceği içtiğinde ise kırıp dökmeye, tecavüze, hırsızlığa daha hazır oluyorlar. Hiç pişmanlık olmaksızın şiddetlerini büyütüyorlar ve insanlara geceleri korku salıyorlar.

​     Filmi incelediğimizde iki bölümden oluştuğunu görüyoruz. Birinci bölüm çetenin yaptıkları korkunç olaylardan oluşuyor. Aslında bu kısım bize Alex’i , çetenin geri kalanını ve yeni dünyadaki sistemi anlamamızı sağlıyor. Malcolm McDowell’ın oyunculuğunu zirveye taşıyan Singing In The Rain sahnesi,durumların gerçekten ne kadar çirkin olduğunu fark ettiğimiz ve bence filmin en etkileyici sahnesi idi. Ayrıca bu sahnenin doğaçlama çekildiğini ve Kubrick’in de en sevdiği sahne olduğu detayını vermeden geçemeyeceğim. Özellikle şiddetin ve kavgaların olduğu karanlık sahnelerde kullanılan klasik müzik zıtlığı, kavga sahnelerinin etkisini artırıyor.

​     Filmin ikinci kısmı çete ile Alex’in çıkarlarının farklılaşmasıyla başlar. Alex, rejimini ayakta tutabilmek ve arkadaşlarına gözdağı vermek için yapabileceklerinin sınırını gösterir. Artık görünüşte krallığı sağlam olsa da içten çökmüş durumdadır. Bu iç savaştan sonra daha önce belirledikleri eve hırsızlık için girmek istediklerinde işler yolunda gitmez ve arkadaşları Alex’i arkada bırakarak polisin onu yakalamasını sağlarlar. Alex’in karakola götürülüşü ve avukatı ile görüşmesi pek umduğumuz gibi olmaz. Bu sahneler polislerin bulunduğu konumu kötü kullanması ve adalet sisteminin işleyiş bozukluğunu gözler önüne serer. Kötü lider Alex 14 yıl ceza alır ve hapse girer. Alex’in hapse girmesi ile çok farklı bir duygusal alana giriş yapıyoruz.

​     Alex ne yaparsa yapsın düzenin ve yasaların işlenmediği bir ortamda yetişmiş 15 yaşında psikopatik bir genç olduğunu unutmamak gerek, ayrıca ailesi ile ilgili fark edilmesi gereken nokta da iletişimsizlik ve çocukla sahip olamadığı bağ. Ne olursa olsun sağlıklı bir gelişim için bir çocuğun/ergenin ailesine ihtiyacı vardır ve ailenin yokluğunun çocukta oluşturabileceği sorunlar vardır.

     Ailesi ile zamanında kuramadığı bağ ve hapishane ortamı ona kötülükten ziyade ikiyüzlülüğü ve yalancılığı öğretti. Yani kötülüğüne kötülük kattı-en azından eskiden dürüst bir kötüydü  – . Aile yapısındaki bozulmaların asıl sebebinin iletişimsizlik olduğunu görüyoruz,buna ek olarak filmi izlerken konuşmalardaki kelimelerin yapısal değişikliğini fark etmeyen yoktur, çok fazla Rusça-İngilizce karışık yeni üretilmiş kelimelerin kullanılması da aslında sosyal iletişimsizliğe bir vurgudur. Özellikle bu Nadsat denilen yeni oluşturulmuş argoyu da  filmde çoğunlukla gençlerin kullandığı görünür.

​     Alex’in sorun çıkartmadan hapiste geçirdiği iki senenin ardından devlet, hapisteki insan sayısını azaltmak ve hayal ettikleri şiddetsiz toplumu yaratmak için deneysel bir proje başlatır. Alex de bu projeye hapisten çıkmak için katılır ve Ludovico Sağlık Merkezi’ne gönderilir. Bu kısımdan sonra ise “özgür irade” kavramını irdelenişi başlar ve abartılmış kaçınma terapisi tasviri yapılır. Davranış tedavilerinde, davranışın bir öğrenme süreci olduğu kabul edilir ve istenmeyen sapkın davranış ile hoş olmayan uyarım, bağ kurularak istenmeyen davranışı yok etmek hedeflenir. Alex’in psikopatik kişiliğindeki sapkın davranışları değiştirmek için Alex  ilaçla mide bulantısı yaratılarak gösterilen tecavüz,hırsızlık,şiddet dolu sahnelere maruz bırakılır. Davranışçı terapi ile bağlantılı etik meselelerin incelenmesi başlar çünkü evet Alex artık istese de şiddet dolu bir eylem yapamaz ama bunu kendi isteği doğrultusunda da yapma aslında eylem sonrasında gelen mide bulantısı-hastalık hissi nedeniyle  yapamaz. Artık bir insan olarak kötülüğü seçme şansı yoktur.Kötülüğü yapamıyor olması onu iyi yapar mı?

​     “İyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse, insanlıktan çıkar.”

​     Alex’in koşullandırılması başarı ile sağlanmıştır ama Alex sokaktaki hayata uyum sağlayamaz ve çok fazla acıya maruz kalır. Alex’in bu koşullanma durumundan faydalanılarak sonunda Alex intihara sürüklendirilir. Devletin yeni yönetiminden gelen kişi, Alex’i iyileştirdiklerini söyler ve gazetelerde eski yönetimi suçlayarak onların bir insanı kobay olarak kullandıklarını belirtir. Alex ise eski sapkın düşünceleri ile hayallerine dalar. Film, kişisel özgürlükleri sınırlama yoluyla iyileştirmeye çalışan toplumun karşılaştığı sorunları etkili bir şekilde gösterir.

​     Kitabın son kısmı Kubrick tarafından senaryoya dahil edilmemiş. Biz filmin sonunda Alex’i değişmemiş olduğunu düşünüyoruz oysaki kitabın sonunda Alex iyi biri olmayı tercih etmiştir. Filmin ise farklı bitmesi tamamen Kubrick’in tarzından kaynaklanır.

​     Bireyler toplumları, toplumlar da bireyleri etkiler. Otomatik Portakal’ın saldırganlıkla dolu dünyasında,bireylerin topluluk içinde hakim olan bu fikirden etkilenmemesi mümkün değildir. Alex’e ve yaptıklarına bakarken bunu da düşünmek gerekir. Böyle bir filmi saldırganlığa teşvik ediyor diye karalamak yerine içerdiği mesajı görmek aslında daha faydalıdır. Eğer toplum belirli bir yöne doğru dogmatik ilerleyişini sürdürürse tehlikeli gelecek kaçınılmazdır.

​     “Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu, terbiyeli olmaları söz konusu değildir.”

 

Yazan: Fatma Sönmez

Kullanılan Kaynaklar:

Wedding,Danny Ve Niemiec, Ryan. Sinema ve Akıl Sağlığı,İstanbul:Kaknüs Yayınları,2016

https://www.imdb.com/title/tt0066921/

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1242/14169.pdf

https://1000kitap.com/kitap/otomatik-portakal–5909

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*