Parçalardan İnsan Olmak: Roma

     Alfonso Cuarón ismi size Gravity,Pan’ın Labirenti, Harry Potter ve Azkaban Tutsağı gibi filmlerden tanıdık geliyor olabilir ancak 2018’de hem yazıp hem yönettiği Roma isimli filmle onu tanımak bizim borcumuz oldu.Belki de Roma ile bunca yıldan sonra sinema tarihine yeni bir klasik filmi ekleyerek kariyerinin en iyi işini yaptı,umarım ileriki dönemlerde daha iyisini biz sinema sevenlerle buluşturur.

     Roma,öncesinde bahsettiğim gibi Alfonso Cuarón’un yazıp yönettiği siyah beyaz olup otobiyografik izler taşıyan ve iki saat on beş dakika süren üç Oscar ödülü ödüllü sanat/dram filmidir.

     Filmi benim için bu kadar etkileyici kılan ise müthiş bir kültürel aktarım,yaşanmışlık hissinin olması ve günlük hayattaki rolleri böyle iyi bir gözlemle anlatabilmiş olmasıydı. Film, hayatımızda  gözden kaçırdığımız insanların sıradan deneyimlerinin aslında bizi ne kadar etkilediğini görmemizi sağlıyor.

     Ayrıca 1971 Meksika tarihini o kadar iyi gözler önüne seriyor ki toplum,insan,kitle piskolojisi,öğrenilmiş çaresizlik ve mecburiyet kavramlarını çok daha iyi anlayabiliyoruz.

     Aslında film, Yalitza Aporicio’nun canlandırdığı Cleo isimli hizmetçiyi odağına alarak diğer tüm karakterlere ,yaşama ,topluma hatta nesneye bakmamızı sağlıyor. Çaresizlik öyle derin işlenmiş ki filme “Ya Cleo bu nasıl suskunluk! Senin yerinde biz olsak çoktan defalarca kez delirirdik!“ dedirtiyor sonrasında da film gerçeği tekrar suratımıza çarptırıyor: mecburiyet. Yapmak zorundasın çünkü sen bir insandan önce hizmetçi kimliğine sahipsin ve kim ne derse desin hizmetçi olduğunu her zaman bilmelisin.

     Filmin kimlikler üzerinde durduğunu ve gerçek hayatta da üzerimize yapışan rolleri anlattığını bir süreden sonra fark ettim, zaten filmin ilk 1 saati filmi anlamlandırmak ve taşları yerine koymakla geçti. Geriye kalan 1 saat 15 dakika ise karakterler ile seyirci arasında duygular paylaşıldı.

     Bir toplum içinde çocuk olmak,kadın olmak,kardeş olmak,eş olmak,anne olmak,sessizlerden olmak gibi bir çok rol var.Bu rollerde olmak zorunda bırakılmak ve bunların verdiği tutsaklık hissi son sahneye kadar iliklerimize gizli gizli işliyor.En sondaki o kurtuluş ve sonunda Cleo’nun sesslizliğini bozup dile gelişi ile herkesi özgür bırakıyor.

     Biraz daha karakterlere yönelirsek Cleo,Evin hizmetçisi ve durgun bir mizacı var. Hem aileden biri gibi hem de evin hizmetçisi. Ne kadar aileden olursa olsun günün sonunda evin dışındaki barakasına geri dönecek.O da bunun her zaman farkında.

     Evin annesi Sofia ise akıllı bir kadın,öğretmen. Çocukları onun için çok değerli.Kocası Antonia iss sürekli çalışmaları için şehir dışında ancak Sofia, Antonio’num başka bir ilişkisi olduğunu biliyor ve kocasına evine tekrar geri istiyor. Sofia için hem anne olup hem de bu şartlar altında güçlü kalmak çok zor.

     Clio’nun sevgilisi Fermin ise 1971 Meksikasında  oradan oraya savrulan fakir hatta gerçekten aç bir genç. Dövüş sanatı ile kendini eğittiğini ve bunun ona huzur getirdiğini söylüyor.Cleo’nun hamile kaldığını öğrenince Cleo’yu sinema salonunda bırakıp kaçıyor.

     Tek başına kalan Cleo hem sevgilisinin kaçmasına hem de hamile kalmasına yine olabildiğince sakin karşılıyor, adeta insan dışı bir şekilde, her ne kadar gözündeki çaresizliği görsek de…

     Bu evdeki çocuklardan biri de Alfonso Cuarón.Kendisi küçükken evlerindeki hizmetçi Libo’nun gerçek hikayesini farklı bir şekilde filme yansıtmakla beraber film hiç onun bakışından çekilmemiş.Filmi klasikleştiren ve gişe filmlerinden ayıran şey de bu. Öte yandan o evde çocuk olmanın, babanızın aylar sonra eve gelip size sarılmadan önce garajınızdaki köpeğin kakasından şikayet etmesi demek olduğunu ve aslında çocuktan fazlası olmak zorunda kaldığını açıkça göstermiş. Zaten evdeki bu baba-anne sorununun da çocuklara yansıdığını ve kardeşler arasında da şiddet-zorbalık olarak ortaya çıktığını görüyoruz.Yani çocuk,çocuk olsa da sorunları anlar,içselleşirir,dışa vurur.

     Cleo’nun doğumunun başladığı sahne aslında en karmaşık ve olaylar silsilesinin ateşlendiği an. Meksika’da hala 60 lardan kalma siyasi olaylar devam ederken Cleo ve evin büyük annesi doğacak bebeğe beşik almak için yola çıkar. Onca karmaşanın olduğu o sokakta sakince hayatlarına devam etmeye çalışırlar. Girdikleri mobilyacı dükkanına da sokaktaki arbede sıçrar. Bu arbede arasında biri öldürülür ve saldırganlardan biri de Cleo’nun eski sevgilisi Fermin’dir. İkisinin göz göze gelmesi ve Cleo’nun suyunun gelmesi ile durum daha karışırken tabii ki Fermin yine kaçar.Tekrar terk edilen Cleo’nun hastaneye varması iki saat sürer ve bebek ölü doğar.(Bu herkesin içine öküz oturtan kısım.)

     Filmdeki çoğu insan için en çarpıcı kısmı, Sofia,çocuklar ve Cleo’nun şehirdışına tatil için(!) çıktıkları zaman.Aslında bu tatil,gerçeklerle yüzleşmek için tasarlanmış.Filmde yer alan sadece iki erkeğin yıktıkları dünyayı toparlamaya çalışıp kendilerini bu azaptan kurtarmaya çalıştıkları acı dolu bu ailenin,sahil sahnesi herkesi derinden etkiledi.Artık herkes gerçeklerle ve duyguları ile yüzleşmiş oldu.Cleo’nun sonunda gerçekten içini bize açması ve omuzlarındaki yüklerden kurtulmasına tanık olmuş olduk.Seyirci için filmi gerçekten tam bitiren bir final oldu.

     Özetle film,hayatın içindeki önemli minik parçaları dokunan, o minik parçaların bizi nasıl insan yaptığını ve daha da fazlasını anlatan bir eser oldu. Roma’yı izlerken o minik detaylara dikkat ederseniz belki sizin için film daha anlamlı olacaktır.

Yazan: Fatma Sönmez

Kaynakça:

https://www.google.com.tr/amp/s/variety.com/2018/film/news/roma-alfonso-cuaron-netflix-libo-rodriguez-1202988695/amp/

https://m.imdb.com/title/tt6155172/

https://www.themagger.com/roma-filmi-netflix/

https://www.filmloverss.com/guillermo-del-toro-romayi-neden-sevdigini-10-maddede-acikladi/

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*