Düşlerimizin Kölesi miyiz? Requiem for a Dream

     Hubert Selby’nin romanından uyarlanan bu trajik hikaye, çoğumuzun “Pi”,”Mother!”,“The Wrestler” “Black Swan” gibi filmlerle tanıdığımız Darren Aronofsky tarafından yönetildi. Yüz iki dakika boyunca insanı yerine kitleyen Requiem for a Dream, Clint Mansell’ın müzikleri ile hafızalarımızda yer aldı. Muhtemelen hepimiz onun bu müziğini bir kez duymuşuzdur.

     Film sadece uyuşturucunun kötülüğünü mü anlatıyor yoksa yalnızlaşmaya mahkûm olmuş insanların hayallerine ulaşmak için çıktıkları yoldan nasıl şaştıklarını mı anlatıyor? Darren Aronofsky’nin buna bir cevabı var. ”Bu film sadece uyuşturucu filmi değil.”

      Film, Bir Rüya İçin Ağıt diye çevrilse de kitabındaki çevirisi konu ile daha uyumlu. Bir Düş İçin Ağıt.

     Film üç bölümden oluşuyor: Yaz, sonbahar ve ilkbahar. Birinci bölüm olan yaz, fikir olarak filmin içine işlemiş. Her şey daha iyi, yolunda ve insanlar mutlu. Filmin en olumlu(!) kısımlarını içeriyor.

​     Yaz mevsimine hayatta elinde kalan tek varlığı oğlu Harry olan Sara’nın evinde başlıyoruz. Madde bağımlısı olan Harry, düzenli aralıklarla evin televizyonunu rehin vermekte Sara da ardından gidip bağımlısı olduğu televizyonu geri almaktadır. Kocasının ölümünden sonra yalnızlaşan Sara daha fazla yalnızlaşmayı göze alamayacak kadar korktuğundan Harry’nin bu davranışını durduramıyor. Tappy Tibbons’un yarışmasından televizyona çıkması için teklif gelince Sara için bu döngü değişmeye başlıyor. Bundan sonra başka bir amacı oluyor: Kırmızı elbisenin içine sığmak ve insanları etkilemek.

​     Harry ve arkadaşı Tyrone, televizyonun parası ile psikoaktif madde-genelde uyuşturucu denilse de aslında uyuşturucu psikoaktif maddelerin bir türüdür.- alıyorlar, bu noktada filmi diğer filmlerden ayıran çekim tekniklerini görüyoruz. Aronofsky maddelerin etkilerini göstermek için aşırı yakın çekimler, ses efektleri, hızlı sahne kaymalarını kullanıyor. Karakterleri hap içerken, madde enjekte ederken görüyoruz. Fiziksel etiklerini hem normal düzeyde hem hücre düzeyinde görüyoruz. Burada belirlediği temel amaç uyarıcı kullanan bağımlılara özgü olan dünyayı ve karmaşayı bizim de deneyimleyebilmemiz. Onların açısından dünyaya bakabiliyoruz. Harry ve Tyrone’nın kendi döngülerinden çıkışları ise madde satıcılığı işine girip iyi para kazandıktan sonra kenara çekilip huzurlu bir hayat sürme hayalleri ile oluyor. Bu amaca bir ortak daha buluyorlar. Harry ile tutkulu bir şekilde aşk yaşayan Marion. Marion öz saygısı oturmamış, kendini sevmekte zorlanan ve tabii ki bu boşlukları madde ile dolduran biri. Marion’un gerçek yüzünü, ayna metaforunun kullanıldığı sahnede daha iyi görüyoruz. Aynaya bakarak aslında kendisinin farkına vardığını ve durumundan mutsuz olduğunu görüyoruz. Ardından aldığı ilaçlarla tekrar aynaya bakıyor, artık kendinden memnun ve mutlu birine dönüşüyor. Onun amacı ise Harry ve Ty’ın planı ile para kazanıp tasarımlarını satabileceği bir giysi dükkanı açmak. Bunu da Harry ile beraber yapmak istiyor. Onların aşklarının çöküşünden önceki en güzel dönem, yaz mevsimi. Tyrone karakterinde de yönetmen aynı metaforu kullanıyor ama bence daha yoğun bir şekilde. Aynaya bakan Ty, küçüklüğüne geri dönüyor, annesine sarılıyor ve birgün çok başarılı olacağını, annesini mutlu edeceğini söylüyor. Bu hatıranın ardından gelen Tyrone’ın titremesi, gözlerinden okunan pişmanlığı, annesine olan özlemini birkaç saniyelik olsa da görüyoruz. Tek isteği huzurlu ve mutlu olmak. Bu üç bağımlı arkadaş amaçlarını gerçekleştirmek için uyuşturucu satıcılığı işine giriyor ve çok para kazanıyorlar. Bunlar olurken Sara kırmızı elbisenin içine girebilmek için diyete giriyor ama tatlı bağımlılığından vazgeçmesi çok zorlayıcı olduğundan bir diyetisyene görünüyor, doktorun verdiği diyet haplarını kullanmaya başlıyor. Her şeyin güzel olduğunu sandığı bu yaz mevsiminde artık arkadaşları arasında popüler oluyor ve haplar sayesinde kilo verebiliyor. Mutlu çünkü hayallerinin gerçekleşmesine çok az kalmış durumda.

​     Harry kazandığı para ile annesine, onun en önemsediği şeyi hediye alıyor: televizyon. Bunu haberini vermeye annesine gittiğinde karşılaştığı durum çok farklı oluyor. Annesinin diyet haplarına bağımlı olduğunu gördüğünde onu uyarmaya çalışıyor-Tabii bunu söylerken kendisinin de bağımlı olduğunu unutmamak gerek.- Sara’nın ise belki de kimsenin itiraf edemeyeceği gerçekleri söylemesi ile hem Harry’i hem bizi sarsıyor. İşte Sara’nın o monoloğu:

​     -…En iyi koltukta kim oturuyordu gördün mü? Ben artık önemliyim. Herkes beni seviyor. Yakında milyonlarca kişi beni görecek ve benden hoşlanacak. Onlara senden ve babandan bahsedeceğim. Bu sabahları uyanmam için iyi bir sebep. Kırmızı elbiseye girmek için, kilo vermem için bir sebep. Gülümsemem için bir sebep. Yarını çok güzel gösteriyor. Yalnızım ve yaşlıyım. Sen gittin. Baban gitti…

     Sonbahar başlıyor. Artık sorunların başladığı ve amaçlardan uzaklaşıldığı döneme, uyuşturucu işinin ters gitmesi ile giriyoruz. Tüm para ve uyuşturucuyu Tyrone’un karıştığı bir olay ile kaybeden üçlü çıkmaza girer. Sara ise haplara toleransı başlayınca daha fazlasını içmeye ve hapları yemek yerine koymaya başlar. Halüsinasyonlar ile gerçek ve hayali ayırt edemez olur. Marion ve Harry’nin aşkı maddenin olmaması ile berber çıtırdar. Marion yazın kazandığı öz saygısını yok edeceği şeyler yapmak zorunda kalır. Bir kriz anında tasarımlarını paramparça eder, düşlerinin yerini uyuşturucu ile doldurur.

     Harry ve Ty işleri yoluna koymaya çalışırlar ama her seferinde tekrar kaybederler. Artık önemli olan tek şey herhangi bir madde bulmaktır çünkü seksin, yemeğin, hayallerin, amaçların yerine maddeyi koymuşlardır. Bunun uğruna Harry ve Ty, New York’tan Miami’ye yeni bir satıcı bulmak üzere yola çıkmaya karar alır. Bu karar ile arkada kalan Harry ve Marion’un aşkı yıkılmış olur.

     Sara, gördüğü sanrılar nedeni ile yaşayamaz hale gelir. En sonunda sürekli izlediği Tappy Tibbons’un televizyondan hayalindeki Sara ile birlikte çıkıp yaşlı Sara’yı aşağılaması buradaki benlik çatışmasını bize yansıtır. Bu sanrı Sara’nın aklı için son nokta olur ve evden kaçar. Sara’nın çöküşü ile beraber diğer mevsime geçiyoruz.

​     Kışın gelişi Sara’nın akli dengesini yitirip televizyon programının binasını basması ile daha da karanlık bir hal alıyor. Bu olayın ardından Sara, akıl hastanesine gönderiliyor. Ellen Burstyn bu sahnelerde gerçekten oyunculuk yeteneğinin zirvesini görüyor ki Sara karakteri ile Oscar’a aday oluyor.

​     Marion yaşadığı bu yoksunluk durumuna daha fazla dayanamayarak Big Tim denilen uyuşturucu satıcısı ile cinsel ilişki üzerinden anlaşma yapar. Eğer cinsel içerikli sahnelerden rahatsız olan birisiyseniz uyarmam gerekir ki sahneler çok gerçekçi ancak bu gerçeklerin karanlık ve acımasız yüzünü görme şansını yakalıyorsunuz. Marion artık çıkamayacağı bir bataklığa saplanmış oluyor.

​     Bu sırada Harry ve Tyrone için işler yolunda gitmez. Harry’nin kolu kullandıkları madde yüzünden iltihap kapar.  Tyrone onu hastaneye götürür ancak doktorun onları polise ihbar etmesi üzerine hem Tyrone hem Harry hapse girer. Harry’nin Marion ile telefonla konuşma sahnesinde ikisi de asla tutulamayacak sözlerin, hayallerin farkındadırlar ancak artık çok geçtir. Harry hastaneye kaldırılırken Tyrone hapiste çok kötü şartlar altında kanalizasyon temizler.

​     Sara’nın yaşadıkları ise bence filmin en korkunç ve midede ağrıya sebep olacak olanları. Karakterlerin kaç yılında yaşadığı belli olmasa da yetmişler diye tahmin ediyorum çünkü uygulanan tıbbi yöntemleri görüyoruz. Tıptaki yanlış uygulanmış yöntemlere bir eleştiri yapıyor aslında film. Uygulanan elektrokonvülsif tedavinin aslında yanlış uygulanması üzerine Sara sadece kırmızı elbiseye girmek isterken akli dengesini kaybeden yaşlı bir kadın oluyor. Komşularının Sara’yı ziyarete geldiği sahnedeki tepkileri, aslında biz izleyicilerin tepkisi ile aynı: Dehşet.

​     Bu yıkılmış insanların, düşlerine ulaşmak için yaptıkları yanlış seçimlerle edindikleri bağımlılıklar ile doğruyu göremeyecek hale gelirken aynı zamanda nasıl yalnızlaştıklarını görüyoruz. Tyrone huzur ve annesine başardığını göstermek isterken özgürlüğünü, Harry ise Marion ile bir hayat isterken kolunu, Marion sevilmek isterken bedenini, Sara önemli hissetmek isterken aklını kaybediyor. Filmin sonu pek manidar bitiyor. Bu dört karakter yataklarında cenin pozisyonunda ulaşmayı hedefledikleri ama asla ulaşamayacakları düşlerin gerçekleştiğini hayal ederken film bitiyor.

     İnsanoğlu her zaman hayal kuran ve bunu gerçekleştirmek isteyen bir varlıktır, bunlara ulaşmak isterken insanlığımızdan vazgeçmek bizi yok eder.

​Yazan: Fatma Sönmez

Faydalanılan Kaynaklar:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*