Celladına Âşık Olmak – Stockholm Sendromu

Stockholm sendromu, kaçırılan kişinin kendisini rehin alan kişiye âşık olma, duygusal olarak bağlanma durumudur. Bu sendrom adını şimdi bahsedeceğim olaydan alır.

1973 yılında Jan-Erik Olsson isimli bir adam, elinde silahlar ve patlayıcılarla İsveç’in başkenti Stockholm’deki Kreditbanken adlı bankaya girer. Sağa sola ateş ederek “Herkes yere yatsın, parti başlıyor!” diye bağırır. Müşteriler ve diğer banka görevlileri kaçtıktan sonra dört banka görevlisini rehin alır. Böylece altı gün sürecek olan kuşatma başlamış olur. Banka polisler tarafından kuşatılır. Daha sonra soyguncu polislerden bazı taleplerde bulunur fakat polis bu talepleri yerine getirse de olay yerini terk etmediği için  soyguncu kaçamaz. Altı gün boyunca rehineler ve soyguncu orada mahsur kalır. Altıncı gün polisler içeri girer ve soyguncu da nihayetinde teslim olur. O sırada şaşırtıcı bir şekilde rehineler kendilerini soyguncunun önüne atarak siper ederler ve polisin soyguncuları vurmasını önlemeye çalışırlar, aynı anda “Sakın onlara ateş etmeyin!” diye bağırırlar.

Sonunda soyguncu tutuklanır fakat soygunla ilgili garip bilgiler ortaya çıkar. Rehinelerden birinin bir noktada kaçma şansının olduğu halde kendi tercihiyle kaçmadığı öğrenilir. Daha ilginci de rehineler tüm olaylar bittikten sonra yine de soyguncuları desteklemeye devam ederler. Mahkemede onların aleyhine ifade vermekten kaçınırlar. Cezaevine girdikten sonra da sık sık soyguncuları ziyaret ederler. Soygundan yıllar sonra, History Channel üzerinden yayınlanan bir belgesele konuşan bir rehine, şöyle der: “Soyguncu beni öldürmeyeceğini, sadece bacağımdan vuracağını söyledi. Ne kadar nazik ve düşünceli bir insan olduğunu düşündüm.”

Peki ya rehinelerin kendilerine zarar veren kişiye karşı duyduğu bu sempatinin nedeni nedir?

Rehine, şiddet görme ihtimaline dair yaşadığı yoğun kaygı ve hayatta kalma endişesi ile bir çeşit savunma mekanizması geliştirebilmektedir. Dış dünyadan soyutlanan rehine, temel ihtiyaçları için kendisini esir tutan kişiye muhtaç olduğunu bilmektedir. Rehine, bu sebeple kendini o kişiye bağımlı hisseder ve onun yaptığı küçük iyilikler dahi gözünde büyüyebilir. Böylece onu esir tutan kişiyle bağ kurmaya başlayabilir, kendisini onun yerine koyarak onun gözünden olaylara bakabilir ve hatta ona hak verebilir.

Peki birisinde bu sendromun olduğunu nasıl anlayabiliriz, belirtileri nelerdir?

Mağdur kişi onu esir tutan kişiye karşı olumlu duygular geliştirir ve kurtulmasına yardımcı olacak polis gibi kişilere karşı da olumsuz duygular geliştirir. İstismarcının ufak bir iyiliğine karşı bile minnet duyar. İstismarcı şiddet davranışını azaltsın diye onu memnun etmeye çabalar. Dünyayı istismarcının perspektifinden değerlendirir, kendine ait bakış açısını kaybeder.

Bu sendrom uzun süreli bir psikoterapi ile tedavi edilebilir. Bu kişilerin bakış açısından olayın yanlış anlaşıldığı bilinse dahi onları yargılamamak gereklidir. Tedavi edilmezse mağdur kişilerin saplantılı bireyler olmasına sebebiyet verebilir. Bu saplantılar kişinin kendini tehlikeli durumlar içerisinde bulmasına neden olabilir. Sendroma yakalanan kişilere anlayış gösterilmesi gerekir.

Stockholm sendromu medyada da karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, George Orwell 1984 isimle romanında Winston karakterlerinin, kendisine işkence yapan kişiye âşık olduğunu anlatmıştır. Güzel ve Çirkin (Beauty and The Beast) adlı filmde de Belle adlı kızla bir canavarın aşka dönüşen hikayesi anlatılmaktadır. La Casa de Papel dizisinde Denver ile Mónica arasındaki ilişki de Stockholm sendromundan ibarettir.

Yazan: Ecem Kozan

Kaynak:

https://evrimagaci.org/

https://onedio.com/

https://www.uzmandoktor.net/

https://www.dbe.com.tr/tr/

https://www.e-psikiyatri.com/

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*