Damga: Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar

     Toplumda insanlar belli kategoriler içerisinde yer alırlar.Bunlar; normal, sıradan olarak belirlenen kişiler ve bu tür insanlardan farklı olan, belirli bir kalıbın içerisinde olmayan yabancılar yani damgalı bireylerdir. Bu kişilerin niteliklerini belirtmek için ‘toplumsal kimlik’ terimi kullanılır. Toplumsal kimlik ikiye ayrılır: Varsayılan toplumsal kimlik – bireyin karşısındaki kişi hakkında kendi kafasında oluşturduğu kategori- ve fiili toplumsal kimlik – kişinin gerçekte sahip olduğu sıfatlar. İki kavram arasındaki uyuşmazlık gruplar arası ayrışmalara, kişinin toplumdan ve kendinden uzaklaşmasına sebep olur. Yazarın ifadesiyle, “Kabul görmediği bir dünyaya göğüs germek zorunda kalır.”

​     Yabancı birine karşı kafamızda onunla ilgili biriken yargıların, stereotipilerin hepsi damga oluşumuna sebebiyet verir. Bu tür bireyler toplumsal kimliği normal olanların kafasında sorunlu, lekeli, dışlanmaya layık türden kişilerdir. Kitap damga tiplerini üçe ayırır: “Öncelikle (1) bedensel korkunçlukları –muhtelif fiziki deformasyonları- gelir. Sonra (2) zayıf irade, baskıya müstahak ya da doğal olmayan tutkular, sapkın ve katı inançlar ve ahlaksızlık olarak algılanan bireysel karakter bozuklukları gelir; bunlar örneğin ruh bozukluğu, hapis yatmak, bağımlılık, alkolizm, eşcinsellik, işsizlik, intihara girişim ve radikal siyasi davranışlar gibi bilindik bir listeden çıkarılır. Son olarak da (3) ırk, ulus ve din gibi etnolojik damgalar vardır; bunlar, soy bağıyla aktarılabilir ve eşit bir biçimde bir ailenin tüm mensuplarına bulaşabilir.” Bu damgalanmış bireyler için ise itibarsızlaştırılmış ve itibarsızlaştırılması ihtimal terimleri kullanılır.

​     Damgalanmış bireyin duyguları açısından kendini normal olarak atfetme meyili vardır. Bende sizlerden biriyim deme dirayeti gösterilir. Herkesle aynı muameleyi görmeye hakkı olduğunu ifade etme gereksinimi duyarlar. Fakat bu tür kişiler diğer yandan üzerlerindeki damgaların farkında olarak yaşadıkları ve bunu içselleştirdikleri için hiçbir zaman normal insanlar tarafından kabul görülmeyecekleri algısına sahiptirler. Sahip oldukları sıfatlardan dolayı utanç hissederler. Kendi bedenlerinden, kimliklerinden memnun olmadıkları için aslında ön büyük kavgayı kendileri ile yaşarlar. Aynaya baktığında beğenmeme, kendinden nefret etme, özgüven eksikliği ve yetersiz olduğu inancı ortaya çıkar. Dolayısıyla benlik algıları her zaman kendilerini diğerlerinden aşağıda görme yönündedir. Bu tür kişiler, normal olanların onlara iyi davransalar bile altında art niyet ararlar. Kendilerini suçlu hissettikleri için karşısındakinin de onu aslında içten içe suçlu gördüğünü düşünüler.

​     Bu tür düşüncelere sahip olmalarında ise normal bireylerin davranışları etkilidir. Bu davranışlar kasıtlı ve kasıtsız olarak iki şekildedir. Kasıtlı davranışlar, damgalarını direk yüzlerine vurmalarıdır. Örneğin, damganın bulaşıcı olduğu düşüncesiyle bu tür bireylerle iletişim kurmamak, çocukların okul arkadaşlarıyla – ebeveynlerinin sahip oldukları damgadan dolayı – bağ kurmalarını engellemek. Kasıtlı olmayan ise bireylerin kafalarında oluşturdukları stereotipilerin sonucunu fark etmeden yaptıklarıdır. Örneğin, suçlu bir kişinin sadece gerilim kitapları okuyabileceği algısından dolayı farklı türden bir kitap okuduğunu gördüğünde ona iltifat etmek. Bu iltifatla kişi kafasında oluşturduğu stereotipileri sergiler. Ya da acınası olduğunu (damgalı) düşündüğü insanlara yardım etme ihtiyacı hissederek kurdukları cümlelerle aşağılarlar. Böylelikle damgalı bireyler kendilerini toplumun ötekileri olarak görürler.

Sosyalleşme Süreci

     Damgalıların sosyalleşme süreci, toplumun onlar için belirlemiş olduğu benlik imgelerini öğrendiği ve bunlar ile yaşamayı kabullendikleri bir süreçtir. Yapmaları ve yapmamaları gereken şeyleri üzerilerindeki imgeler yönlendirir. Sosyalleşmenin türleri vardır. İlk olarak, damga doğuştan sahip olunabilir; doğduğunda yetim olmak gibi. Bu değişmeyen gerçeğin bilinciyle sosyalleşmelerini gerçekleştirirler. Diğeri, yetim doğan çocukların bir aile tarafından benimsenerek diğer normal çocuklar gibi hissetmesini sağlamaktır. Bununla birlikte, damganın farkındalığı bir çocuğun okula başladığında kendinden farklı kişileri gördüğü zamanda oluşabilir. Aile, çocuğu koruma gereksinimi hisseder ve onu kendi damgalarına uygun bir okula göndermeyi tercih eder. Böylelikle çocuğu bulunduğu ortamdaki dışlanmadan korumuş olduğunu düşünür. Halbuki kendinden farklı insanların varlığından haberdar olan çocuk kendisine yüklenmiş olan imgeleri reddetmek isteyebilir.  Bir diğeri ise sonradan elde edilen damgadır, hastalıklar ve kazalar sonucu meydana gelen fiziksel değişimler. Bunun sonucunda kişi benliğini kabullenememe noktasına gelebilir. Kitapta şu şekilde örneklendirilmiştir, “Başka herhangi birine yabancı olmaktan çok daha fazla kendime yabancı oldum.”

​     Toplumda farklı damgalara sahip gruplar vardır. Gruplar, belirli kategoriler içerisine giren kişilerin fikirsel, dış görünüş, ırk vb. ortak yanlarının bir araya gelmesi sonucunda oluşurlar. Her grup sahip olduğu kategorinin dışındaki kişilere yabancıdır. Bu gruplar içerisinde iki tür davranış sergilenebilir. İlki, kendisine benzeyenlerle bir arada olmak istemeleridir. İkincisi, onlarla birlikteyken rahatsız duymalarıdır. Çünkü onlara baktıklarında kendilerini görürler, akıl hastalıkları ve fiziksel rahatsızlıklar gibi. Ya da artık onlar gibi olmadıklarını kanıtlama ihtiyacı hissederek, dış dünyaya onlardan biriymiş gibi davranışlar sergilerler.

​     Damgalılar, yabancıların dünyasına girmek istendiği için onlar gibi davranma zorunluluğu hissederler. Bu yüzden damgalı bireyler sahip oldukları sıfatları gizlemek için “miş gibi yapma” gereksinimi duyarlar. Kusurlu olarak gördükleri özelliklerini gizleyerek kim olduklarını göstermemeye çalışırlar. Bu süreçte kişi kendiyle sürekli bir kavga içerisindedir. Olmadığı biri gibi davrandığı için ya damgasını itirafa yönelir ya da o ortamdan ayrılabilir. İtirafa yönlenmesi sonucunda dışlanmalar yaşayabileceği gibi kendini kabullenmede gerçekleşebilir. Aldatıcı görünümünden sıyrılarak “Ben böyleyim” diyebilir. Böylelikle bireyin içsel ve dışsal uyumu gerçekleşmiş olur.

​     Damgaların, damga olmaktan kalkıp diğer herkes gibi kabul görebilmesi için ise toplumun sahip olduğu stereotipilerinden arınması gerekir. Aksi takdirde, son olarak ifade edilen “kendini kabullenmeyi” gerçekleştiremeyen kişiler her zaman toplumdan ve özellikle kendinden soyutlanmaya mahkum kalır.

 

​Yazan: Elif Aksoy

Kaynaklar:

Erving Goffman, Heterik Yayınları, 1. Baskı, 2014, Çeviri Ş. Geniş- L. Ünsaldı- S.N. Ağırnaslı

Damga/ Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar

Stigma/ Notes on the Management of Spoiled Identity

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*