İnsana Kendi Öyküsünü Anlatan Öykücü Beyin

     Ramachandran’ın kitabına öykücü beyin ismini verirken beyinlerimizin, bize bizi yani insanlara insanı ve hatta insanlığı anlatıyor olduğu fikrinden yola çıktığını düşünüyor insan. Bilimsel ifadelerin ince ince işlenip aydınlatıldığı ve adeta değinilen her konunun ya da olayın açık ve anlaşılır bir şekilde ele alındığı; nörolojiye, sinirbilime ve psikolojiye eğilimi olan, bu merakını nasıl giderebileceğini ve nereden başlaması gerektiğini bilmeyenlerin sıfır taşı olarak nitelendirebileceğimiz kitap. Yazar kitaba başlarken evrim olmadan yola çıkılamayacağına değiniyor. Hayalet uzuvlar ve esnek beyinler başlığı altında ilgi çekici deneylerden bahsediliyor ve beynimizdeki bazı noktaların vücudumuzda nereye denk geldiği hayalet uzva sahip Victor isimli bir hasta ile gözler önüne seriliyor. Beynin hayalet uzuvlara nasıl tepki verdiğini ve öğrenilmiş ağrıların dahi plastik beyinler aracılığıyla yok edilebildiğini gösteriyor. Psikoloji ve sinirbilim arasındaki sağlam ilişkiyi görmemize olanak sağlayan bu kitapta insanı cezbeden pek çok konuya kısa kısa değinilmesi okumayı da kolaylaştırıyor.

     İnsanda en etkin duyunun görme olduğu ve görme olayının algı konusu üzerindeki etkin rolüne dair başlangıç özelliği taşıyan ve ilgi çeken örnekler veriliyor. Akabinde çok farklı bir düşünce sistemine sahip olan sinesteziklere geçiliyor ve bana kalırsa kitabın ilgiyi fazlaca üstüne çeken ve kapılarını sonuna kadar açan kısmı buradan itibaren başlıyor. Şüphesiz her bölümde merak uyandıran noktalar var fakat sinestezi konusu acayipliğiyle ve tanındık sanatçıların da sahip olduğu bir hastalık olması gibi özellikleriyle kitapta başka bir köşeye oturuyor. Nörolog Semir Zeki’nin beyindeki V4 alanına dair yaptığı keşfin de üzerine eğilen Ramachandran beynin sandığımızdan farklı pek çok bilinmeyen özelliğini belirgin hale getiriyor. Otizm hastalığına ayna nöron perspektifinden yaklaşan yazar aynı zamanda hemen hemen her üç otistik çocuktan birinin bebekliğinde temporal lob epilepsisi yaşadığı bilgisini de veriyor.

     İlerleyen kısımlarda dille ilişkili olan beyin bölgelerini ele alırken konuşabilen tek varlık olmamızın dikkat çeken bir evrimsel süreç olduğunu ve bu özelliğin nasıl açıklandığını görüyoruz; anlam bilgisi, biçim bilgisi, dilbilgisi gibi dilin farklı detaylarını inceleme fırsatı buluyoruz.

     Sanat şüphesiz insanı ve dolayısıyla toplumları etkisi altında bırakmış önemli bir alan. Sanatın bilimden uzak ya da bilimle ilişkisiz olduğunu söylemek uygun kaçmayacağı gibi bu ilişkinin belirgin olduğunu ortaya koyan pek az çalışma vardır. Ramachandran kitabın yedinci ve sekizinci bölümlerinde sanatın, daha doğru ifade ile sanatı icra etmek göreviyle sorumlu sanatçıların estetik kavramı, sanatsal bakış açıları, eserlerinin önemi ve eserlerini önemli kılan noktaları beyin temelinde inceliyor. Bu bölümler orijinallikleri ve temas ettiği esaslar kapsamında kitaba değer katan diğer bölümlerden de biraz farklı bir yere sahip olma özelliği taşıyor.

​     Kitabın en kapsamlı ve en detaylı incelendiği bölümü ise kendilik kavramı çerçevesinde içe bakışın incelendiği dokuzuncu bölüm. Pek çok kendilik kavramına evvela sezgilerimiz açısından yaklaşılırken, insanın kendini/kendiliğini nasıl meydana getirdiğini irdeliyoruz bu bölümde sırasıyla. Üzerine romanların yazılabileceği pek çok ilginç hastalığa da değinilen bu kısımda kendimiz dediğimiz şey’in, bir sıvının içerisine koyulduğu kabın şeklini alması kadar basit olmadığını görmüş oluyoruz.

Yazan: Muhammed Taha Esmeray

Kaynak:

Ramachandran,Vilayanur,Öykücü Beyin,İstanbul:Alfa Yayıncılık,2016

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*