Değişimden Korkmak Sorun Değil

Yolumuza çıkan tüm değişikliklerle nasıl başa çıkabiliriz.

Yazının Anahtar Noktaları;

  • Pandemi bizi belirsizlikle yaşamaya ve bizi bir dizi zor kararlar almaya zorladı.
  • Nörobilim, beyinlerimizin genellikle değişime dirençli olduğunu göstermiştir.
  • Böylesi bir değişimin üstesinden gelmek için, insanlar kendine şefkatin üç unsurunu uygulayabilirler: kendine şefkat, farkındalık ve ortak insanlık.

Salgının hayatlarımızı nasıl değiştirdiğini abartmamak neredeyse imkansız bir hale geldi. Muhtemelen, şu anda, bu değişimin tam ortasındasınız. Normalde ofisinizde bulunurken şimdi  bu yazıyı yemek masanızdan okuyorsunuzdur. Belki de çocuklarınızı Zoom’da gözetim altında tuttuğunuz uzun bir günün ardından bu okumayı yapıyorsunuz. Belki de işinizi değiştirmek zorunda kaldığınız için endişelendiğiniz için veya taşındığınız için ya da bir yıldan fazla bir süredir bazı arkadaşlarınızı veya ailenizi göremediğiniz için okuyorsunuz.

Bu tür uluslararası bir acil durumun her türlü alarmlarımızı harekete geçirmesi beklenen ve normal bir durumdur. Yine de, bir yıldan fazla bir süredir bir kaosun içinde yaşıyoruz. Her nasılsa, bu olağanüstü duruma uyum sağladık ve yolumuza bakmayı başardık. Yine de, şimdi, daha fazla aşı kullanılabilir hale geldikçe ve kısıtlamalar değiştikçe, çoğumuz hayatlarımızın neye benzeyebileceği veya bir tür normale nasıl “geri dönebileceğimiz” konusunda yeni bir tür korku ve belirsizlik yaşıyoruz.

Çoğumuz işe geri dönme, çocuklarımızı okula gönderme, ne yapacağımız ve kimi rahatça görebileceğimize karar verme konusunda yeni kararlar vermek zorundayız. Hayatımızın daha iyi bir yere gittiği konusunda umutlu hissediyor olsak bile, tüm bu geçişler için endişeli hissetmeye de devam edebiliriz. Hala çok fazla belirsizlik içinde yaşıyoruz.

Sinirbilimin bize gösteriyor ki, beyinlerimiz zaten değişime dirençli. Gelişimimizin çoğunu sinirsel yolları derinleştirmek ve işlerin nasıl çalıştığını belirlemek için harcıyoruz, bu nedenle  ani bir değişiklik bizler için tehdit edici olabilir. Hayatta kalmaya odaklı olan beyinlerimiz, değişimi potansiyel olarak tehlikeli olarak algılamak için tasarlanmıştır. O halde, bu durumun küresel pandemi gibi gerçek bir tehdide uyum sağlamak için bir kişiye uyguladığı stresi hayal edin.

Buradaki amaç, değişime dirençli hissetmemizin normal olduğunu açıklamaktır. Bu dönemde, bizi kelimenin tam anlamıyla ya evde kalmaya ya da bir tehlike denizine girmeye zorlayan görünmez bir tehditle karşı karşıyayız. Kendimiz ve ailelerimiz için verdiğimiz kararlar bunaltıcı olabilir. Dahası, çoğumuz belirli seçimler yapma lüksüne sahip değiliz ve fiziksel ve zihinsel sağlığımıza yönelik belirli risklerle karşı karşıya kalmak zorundayız.

Tüm bu kaçınılmaz değişimin içinde bulunduğumuz için, kendimiz için yapabileceğimiz en iyi şey “kendine şefkat” duymaktır. Sorularımıza yanıtlar alamadığımız için ve her zaman “sakinleşip devam edebileceğimizi” hissetmediğimiz için kendimizi bu tehlikeli durumdan kurtarmalıyız. Her karşımıza çıkan sıkıntılı durumda kendimize vermemiz gereken ilk yanıt, kendimizi onaylama ve kabullenme olmalıdır.

Araştırmacı Kristin Neff’in belirttiği gibi, kendine şefkatin üç ilkesi; kendini yargılamaya karşı iyilik, düşünme ile özdeşleşmeye karşı farkındalık ve izolasyon yerine ortak insanlığı içerir. İstemediğimiz değişimler boyunca kendimize yardım etmenin yolu, hayat bize bir dönüm noktası gösterdiğinde bu üç şeyi uygulamaktır.

Öz Şefkat

Zihnimiz her hareketimizi aşırı analiz edip eleştirirken hayatımızda net eylemlerde bulunmak çok zordur. Kendimizi değerlendirdiğimiz sert yargılayıcı yöntemler, özellikle bir kriz durumunda bize nadiren yardımcı olur. Bunun yerine, aynı sorunu yaşayan bir arkadaş gibi kendimize davranmalıyız. Karşılaştığımız zorluk ne olursa olsun, kendimize ve yaşadıklarımıza empati kurmamızı sağlayan bir öz-şefkat ve destekle karşılanmalıdır.

Farkındalık

Beklenmedik bir değişim gerçekleştiğinde, stres tetiklemesi muhtemeldir ve sinir sistemimize bize savaş ya da kaç modunda olduğumuzu hissettiren bir sinyal gönderebilir. Bu durumda, derin bir nefes alabilir ve vereceğimiz tepkiye yönelik dikkatli bir yaklaşım benimseyebiliriz. Kendimize hissetmekte olduğumuz her şeyin iyi olduğunu hatırlatabiliriz. Bu hissin tıpkı bir dağın üzerinden bulut gibi geçmesine izin verebiliriz. Aklımızın bize fırlatabileceği duyguya veya tüm “eğer” düşüncelerine kapılmak zorunda hissetmemize gerek yok. Bunun yerine, geri adım atıp onları mutlak gerçekler olarak değil sadece düşünceler ve duygular olarak görebiliriz. 

Ortak insanlık

Paylaşılan bir insan deneyimi örneği pandemidir. Durumlarımızın her biri kişisel ve benzersiz olsa da, bu belirsizlik zamanını hepimiz paylaşıyoruz. Hepimiz muazzam miktarda değişimle mücadele ediyoruz. Başkalarından daha az veya farklı hissetmemeliyiz. Biz yalnız değiliz. Birbirimizin yanında olmak ve ihtiyaç duyduğumuzda birbirimize yaslanmak çok önemlidir. Başkalarının bizim yaşadıklarımızı yaşadığını bilerek değişimin yönünü değiştirmek daha kolaydır. Benzeri görülmemiş koşullarda bile, bir topluluk olarak paylaşılabilecek araçlar ve çözümler bulan insanlar var. Ne olursa olsun, sessizliğe veya yalnız acı çekmemize izin vermemeliyiz.

Gerçek şu ki, bu yıl belirsizlikle dolu olsa da,  bu durum herhangi bir günün herhangi bir saniyesinde hayatlarımızı farklı bir yola götürebilir. Tüm dış etkileri kontrol edemeyiz, ancak onlara vereceğimiz cevaplarla bir şeyler söyleyebiliriz. Ve her türlü duygu ile karşı karşıya kalsak da, kendimizi her zaman öz şefkatle karşılayabilmeliyiz.

 

Çeviren: Şevval Özkaya

Kaynak: Psychology today

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*