Dürtme İçimdeki Narı, Üstümde Beyaz Gömlek Var!

Dürtme içimdeki narı, üstümde beyaz gömlek var demiş şair Birhan Keskin. Aslında hepimiz üstümüzde bembeyaz gömleklerle gelsek de hatta beyazlar içinde uğurlansak da inkar edemeyiz içimizde bir dürtmeyle gömleğimizi kırmızıya bulayacak kötülüğü. Herkesin içinde biraz iyi biraz kötü vardır. Aralarındaki tek fark kötülük yapanın terazisinde kantarın boynunu eğen kötülüktür.Bu bir denge işi gibi terazinin iki kefesi de dolu ama hangi tarafın ağır olacağı kişiye kalmış.Deneyimlerimiz,hislerimiz bizlere bir bir toplatır yüklerimizi ve yerleştirir kefeye.Peki her insan aynı mıdır iyilik ve kötülük yapma konusunda,Freud’un dediği gibi iyilik ve kötülük kılıçlarını kuşanmış birer savaşçı ve biz galibin öyküsünü mü yaşıyoruz? 

Buna net bir cevap vermek zor olsa gerek.Hümanist kuramcıların da dediği gibi insan biricik ve tüm olasılıklar değişken.Bizi kötülük yapmaya iten etmenler de aynı şekilde farklılık göstermekte.Ama yine de içimizdeki narı dürten belirli şeyler var çok eski tarihlerden bu yana.Hırs,intikam,öz saygıyı korumak,şan şeref arzusu,kıskançlık… Bunlar her birimizin paylaştığı duygular,her birimizin içindeki nar taneleri yalnızca dürtülmeyi bekleyen.Bunlar bizleri farklı kılan,bir diğerinin önüne geçiren,yücelten,itaati ve karizmayı sağlayan… Bir başkasında olanı kendimizde görmek isteriz,o mutluysa ben daha mutlu olayım isteriz,o seni kırdıysa sen de onu kırmak istersin.Bizler insanız hep dahasını bekleriz.

Kötülük bir yere ait olamamış insanları  bomboş ellerde kukla gibi oynatan şeydir. Hayatta en az bir kez bu kuklacı hepimizin ipini çekiştirmiştir.Önemli olan o kuklanın gölgesinde kalmamak ,iyi ve kötünün idrakine vardıktan sonra kötülüğünü dışsal değil içsel nedenlere yükleyebilmektir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki ait olma basamağında tökezlemiş insanlar bir yere,bir amaca hizmet etmek için ya da ait olunması gereken kendisiymiş gibi göstermek için de kötülük yapar. Olanı abartır olmayanı yaratırlar. Kötülüğün onlara bir güç kazandırdığına inanırlar kaybeden yalnızca kendileri olmalarına rağmen. Şayet ideal benliğimiz ile benliğimiz arasında sıradağlar var ise öz saygımız bize kendisini iyi hissettirmek için dağları da deldirir,ağaçları da kestirir demem o ki kötülük yaptırır.Kötülük içimizde,gömleklerimizi pembeye,ala,bordoya boyayan nar taneleri de aynı şekilde.Fakat,bu duygular eğer benliği hapsediyorsa,kötülük içinde kötülüğe mahkum bırakıyorsa o zaman kantara bir dur deme zamanı gelmiştir.Kötülük yapmak da doğamızda var iyilik yapmak kadar.Hatta iyilik yaparken bile menfaatimizin etrafında dolanmıyor mu ayaklarımız kimi zaman?Kötülük yaparken eğer kapatıyorsak fanusu üzerimize,alamıyorsak sorumluluğunu,süperego dediğimiz vicdanın sesi soluğu çıkmıyorsa,id’imizin komutasında bekliyorsak,dışarıdan gelen her şeyi reddediyor ya da bilişsel çarpıtmalara boğuyorsak zihnimizi bir kötülük daha yapmış oluruz.Hem de bu sefer kendimize.Söylenene göre doğası bencil olan dünyaya yalnız gelmiş ve yalnız gidecek olan benliğimize. Kendini kandırmak en büyük kötülük olacaktır.Çünkü tırmanmadığın ve tecrübe etmediğin merdiven basamaklarının zirvesine çıktığında manzara seni umduğun kadar tatmin etmeyecektir.Hele ki bunu kötülükle gerçekleştirdiysen… 

Hep dahası için kötülük yaparız.Nicelik bende olsun nitelik bende olsun hatta her şey bende olsun ister içimizdeki dürtüler.Ama dur demeli bazen o güce,dur demeli bu vahşiliğe.Sahi her birimiz içimizdeki narı öyle kolaca çatlatıverip bordoya bulasak gömleklerimizi nasıl yaşanır kötülük de iyilik de yapılacak dünyada?

Yazan: Özge Akduman

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*