No Country for Old Men / İhtiyarlara Yer Yok

     Fargo, True Grit, A Serious Man, The Big Lebowski, Blood Simple yapıtları ile tanıdığımız Coen kardeşler 2007 yılında vizyona girmiş olan No Country for Old Men (İhtiyarlara Yer Yok) isimli filminin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendi. 2007 yılında vizyona giren ve 122 dakikalık olan No Country for Old Men; suç, gerilim, dram ve western gibi türlerin kaynaştırıldığı bir film.

Filmin Konusu

     Llewelyn Moss (Josh Brolin), Teksas’ta avcılık yaparak eşi ile beraber yaşayan sıradan bir adamdır. Bu sakin yaşam, bulunmaması gereken bir yerde iki milyon dolar bulup eve getirene kadar devam etmiştir. Daha sonra parayı bulduğu yere döner ve Anton Chigurh (Javier Bardem) ile karşılaşır. Bu noktadan sonra hayatı hiç olmadığı kadar karışır ve iki milyon dolar ile büyük kaçış başlar.

Film İncelemesi  

     Filmde bir soundtrack yok ve filme Teksas’a bir göz gezdirerek başlıyoruz. Coen kardeşler bizi olayların içine direkt bırakıyor ve onların ciğerlerimize dolmasına izin veriyor. Anton Chigurh’un bizim gördüğümüz ilk cinayeti aslında onun hakkında bize çok fazla bilgi veriyor. Muhtemelen bakışlarındaki o deliliği, boğulan polisin çırpınışı, sanki bir dakika önce bir adam ile boğuşmamış gibi düzgün olan kıyafeti, soğukkanlılığı ve oksijen tüpü… Kendi gibi farklı bir öldürme tekniği var Anton Chigurh’un. Bunun da aslında Coen kardeşlerin yaptığı bir metafor olduğunu düşünüyorum. Oksijen sadece bize hayat vermez, aynı zamanda onu elimizden de alabilir. Şimdilik Anton’dan uzaklaşıp Llewelyn Moss’a yaklaşalım.

     Llewelyn Moss başına neyin geleceğinden habersiz avlanmaya çalışırken uyuşturucu çetelerinin birbirini katlettiği alanı bulur. Hala yaşayan ama susuzluktan ölmek üzere olan bir çete üyesini görür ancak yanında hiç su kalmadığından ona su veremez. Llewelyn en son hayatta kalan birinin olduğunu düşünür. O kişiyi bulur bulmasına ama bulduğunda artık o yaşamıyor olur ve işte Llewelyn’in hayatını tamamen değiştirecek ve seri katilimizi peşine takacak olan içinde iki milyon dolar bulunan çantayı alır ve evine döner. Llewelyn’nin vicdanı onu uyutmayınca bir bidon su ile alana döner ama dönmesi ile uyuşturucu çetesinin bazı üyeleri ile karşılaşır. Bu noktadan sonra filmde durmak bilmeyen Coen kardeşlerin tarzında bir kovalamaca başlar.

     Llewelyn ön görüye sahip, zeki bir adam. Bu sayede peşinde olan seri katilimiz Anton’un adımlarını biliyor ve bu kovalamaca bu sayede gerçekten fazlaca haraketli ve beklenmedik oluyor; bu nedenle film boyunca zihinsel olarak bir şeyleri bekleyip duruyorsunuz. Llewelyn’nin bu ön görüsünü Vietnam gazisi olmasına da bağlıyorum ben. Normal biri Anton’u bu kadar uğraştırmaz.

     Bu filmin incelemesini yazmak için seçmemin asıl sebebi Anton Chigurh’un psikolojisinin beni çok etkilemesi. Javier Bardem’in -benim en beğendiğim- oyunculuğu ona Oscar kazandırıyor. Bunun dışında filmin üç Oscar’ı daha bulunuyor. Film kitaptan uyarlama olduğu için bazı noktalar kitapta daha belirgin durumda. Anton’u anlamamızda bize daha fazla yardım ediyor kitap. Anton Chigurh geçmişinde hırsızlık, kundakçılıktan hapise girip çıktı. Cinayetten suçlandı ama kanıtlanamadığı için serbest bırakıldı. Çocukluğunda da hayvanlara işkence edip öldürdü. Tam bir seri katil geçmişi değil mi? Peki onu diğer katillerden ayıran şey neydi? Ona “psikopat” dememizi sağlayan şey neydi?

     Anton film boyunca kendi üslubu mu öyleydi yoksa karşı tarafı korkutmak için mi yaptığını bilemediğimiz göz temasları kuruyordu. Dik, delici ve arkasındaki anlamı bilemediğimiz bakışlar. Bu bakışları ve konuşma şekli sayesinde insanları manipüle edebiliyordu. Bunu özellikle benzin istasyonu sahibi ile konuşmasında görebiliyoruz. Kendi hakkında ipucu vermeyi sevmeyen, sabırlı ve kendine hakim, empati yeteneğinden yoksun, bağlantı kurduğu kimseyi önemsemeyen, önüne çıkan her şeyi yok eden-bu öldürmelerin arkasındaki mantığı asla anlayamayacağız-, iç görü yapamayan biri.

     Benzin istasyonu sahnesi benim için filmin en unutulmaz sahnesi olması ile beraber Anton’un karakterini en fazla açık ettiği sahne aynı zamanda. Sahnede adamı öldürüp öldürmeyeceğini yazı-tura ile kara vermesi kadere olan inancını da bize gösterirken aynı zaman ahlaki prensiplerden yoksun olsa da kendi oluşturduğu ilkelerden vazgeçmediğini görüyoruz.

     Burada Anton karakterinin nasıl sorumluluktan kaçtığını ve sonucunun ne olduğunu düşünmüyor. Zaten kendi hakkında bir şey değiştirmek istemiyor. Bunların tamamını birleştirince Anton’da antisosyal kişilik bozukluğu olabileceği görülüyor. Film zaten bu kişilik bozukluğunun sonucu olan davranışları ve altındaki anlamları anlamanın ne kadar karmaşık ve zor olduğunu gözler önüne seriyor. Bu kişilik farklılığı, Coen kardeşlerin çekim tekniklerini de etkilediğini, Anton’un bulunuduğu sahnelerde bunu gözlemleyebiliyoruz. Çekimler daha gölgeli-aynı Anton gibi-, gizemli, durgun, renkler daha farklı şekilde tasarlanmış. Hatta filmde Anton istemezse biz de onu göremiyoruz ve bu Coen kardeşler tarafından da bir sahnede işlendi. Anton ile muhasebeci arasındaki diyaloğu hatırlayalım.

     Muhasebeci: Beni vuracak mısın?

     Anton: Duruma bağlı, beni görebiliyor musun?

     Filmde Anton ile Llewelyn son karşılaşmasını görmek isterdim ama “Kahrolası Meksikalılar”!

     Yazıda Şerif Bell’den bahsetmemek eksiklik olur. Şerif Ed Tom Bellin’in gelenekselci bakış açısı, geçmişe dair özlemi, yaşlandığını fark etmesi, hayatı-tanrıyı kabullenemeyişi, babası ve sonrasında yaşadığı o iç karmaşa filmin biraz daha ana fikrini veriyor diyebiliriz bence. Dünya ilerliyor, değişiyor ama dünya bizim sandığımız şey değil. Film Ed’in rüyasından bahsetmesi ile biter. Bu öykü belki Şerif Ed’in rüyasıdır. Belki diyorum çünkü Ed rüyasının sonunu görmeden uyanır ve film de ucu açık biter. Bu da filme psikanalitik bir bakış açısı katar.

     Bence film gelenekçilik, özgür irade, ahlak, toplumsal düzen, ahlak gibi konuları irdeliyor ama kesin bir şey söylemiyor. Filmin başındaki odak nokta para iken sonlara doğru artık para önemsizleşir. Film anlaşıldığı üzere bol katmanlı bir düzendedir. Coen kardeşlerin izlediğim filmleri arasında beni en çok etkileyen ve olağan dışı bulduğum filmidir. No Country for Old Men üzerine daha fazla konuşulacak bir filmdir ama bugünlük kâfi.

Faydalanılan Kaynaklar:

http://www.imdb.com/title/tt0477348/

Wedding,Danny Ve Niemiec, Ryan. Sinema ve Akıl Sağlığı,İstanbul:Kaknüs Yayınları,2016

http://www.kaknus.com.tr/urun/sinema-akil-sagligi/

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*