Duyguların Anlamı Dünya Çapında Farklılık Gösterebilir

Bilim insanları, konuşulan 2.474 dilde duyguların farklı anlamları olduğunu ama yapılarının evrensel kaynakları olduğunu buldular.

Somali’nin korku için kullandığı kelime, cabsi. Filipinlerin resmi dili olan Tagalog’da takot. İzlandaca’da otti. Ancak bu çeviriler aynı insan deneyimini anlatıyor mu? Chapel Hill’de bulunan Kuzey Karolina Üniversitesi’nden psikoloji araştırmacıları, Max Planck Enstitüsü ile birlikte dünya çapındaki dilleri incelediler ve öfke, korku, neşe ve üzüntü gibi duyguların insanların kavramsallaştırma biçimine göre farklı dillerde değişebileceğini buldular.

Çalışma, yaklaşık 2.500 dilden gelen verileri içererek türünün en büyüğüdür. Kuzey Karolina Üniversitesi’nde psikoloji doktora öğrencisi olan Joshua Conrad Jackson, bu çalışmanın baş yazarı. Psikoloji ve Nörobilim Doçent’i Kristen Lindquist de kıdemli yazar. Araştırma bulguları da 20 Aralık’ta Science dergisinde yayınlandı.

Konuya yaklaşmak için, araştırmacılar dillerin evrensel örneklerini kullanarak geniş bir colexification ağ örgüsü analiz edip oluşturdular. Colexification bir dilde bir kelime birden fazla anlama sahip olduğunda ortaya çıkar. Çoğu zaman, colexification bir dili konuşanların iki kavramı da benzer gördüğü anlamına gelir. Örneğin, Rusça konuşanlar hem eli hem kolu tanımlamak için “ruka” kelimesini kullanırlar. Bu çalışmada, araştırmacılar dillerin duyguları bir araya getirip getirmediğini ve eğer getiriyorsa da hangi duyguların benzer ve farklı görüldüğünü araştırmak istedi.

Ekip dünya çapındaki dillerin duyguları farklı tanımladığını buldu. Örneğin, bazı diller kederi, korku ve endişeye benzer görürken, bazıları da kederi pişmanlığa benzer görüyor. Ekip, ayrıca kültürlerin duyguyu ifade etme biçiminin coğrafyaya bağlı olduğunu da buldu. Birbirine daha yakın olan dil grupları, uzaktaki dil gruplarına nazaran duygular için daha benzer bakış açılarını paylaşırlar.

Jackson, ‘’Bu farklılık muhtemelen yakın gruplar arasındaki tarihsel temas ve iletişimlerden kaynaklıdır, bu temas ve iletişimler de duyguların ortak şekilde anlaşılmasını daha güçlü kılıyor.” dedi.

Coğrafya gözetilmeksizin, tüm diller duyguları başlıca deneyimlerin hoş veya nahoş olup olmadıklarına ve düşük ya da yüksek düzeyde uyarılma içerip içermediklerine göre ayırt eder. Örneğin, bazı diller düşük uyarılmaya sahip olan üzüntü duygusunu,üyüksek uyarılmaya sahip olan öfke duygusuna benzer şekilde görüyor. Ve bazı diller de hoş olan “mutluluk” duygusunu hoş olmayan “pişmanlık” duygusuyla benzer görüyordu.

Bu, biyolojik evrimden kaynaklanabilecek duygu deneyimlerinin evrensel elementleri olduğunu gösterir.

Jackson, ‘’Böyle çeşitli bir örneklemde, evrensel olarak dillerin hoş duyguları, hoş olmayan duygulardan nasıl ayırdığını görünce çok şaşırdım.’’ dedi. Bu bulguların yanı sıra, proje “colexification”ların farklı kültürlerde anlamsal ilişkileri nasıl tanımlayabileceğini de gösteriyor.

Lindquist, “Bu geniş ilişkisel ağlar sadece insanların farklı kavramları nasıl anlamlandırdıklarını incelememize yardımcı olmakla kalmayacak, diğer bir yandan bu anlam yaratmada kültürel farklılıklara da ışık tutabilecekler.” dedi. “Psikologlar uzun bir süredir insanların kendi dünyalarını nasıl anladığını araştırdılar ve gelecekteki araştırmacılar, farklı tür kavramların anlayışını incelemek için bizim yöntemimizi uygulayabilecekler.”

 

Çeviren: Zeynep Tuna Bozkır

Kaynak: Sciencedaily

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*