Eşcinsellik ve Homofobi

      21. yüzyılda, teknolojinin en üst safhada olduğu, birçok kültürün birbiri ile etkileşimde olduğu, insanların birbirine her şekilde ulaşmasına imkân sağlandığı bir çağdayız. İnsanlar özgürlük, eşitlik ve ayrımcılığa dayalı olmayan bir yaşam diliyor. Sosyal çevrelerinde oldukları gibi kabul görmek de bir diğer istekleri. Kendilerini saklamadan, şiddete ve ayrımcılığa maruz kalmadan oldukları gibi yaşamak istiyorlar. Bunu en çok da cinsel yönelimlerinde ve romantik ilişkilerinde talep ediyorlar. Günümüz dünyasında çok geniş bir alanda ve milyarlarca zihinde yer etmiş genel görüş, insanların heteroseksüel olduğudur fakat insanları heteroseksüel olarak genelleştirirken; eşcinselleri ve biseksüelleri unutuyoruz. Çünkü unutmak istiyoruz, onları görmek yerine göz ardı ediyoruz.

     Toplumsal cinsiyet gibi bireyleri belli etiketlerle sınıflandırıyor ve onlara uygun partnerler ataması yapıyoruz.Homoseksüeller de bu etiketlemelerin dışına çıkmakta kimi zaman korkuyor ve olduğu gibi yaşayamıyor. Homofobiyi daha fazla açmadan önce eşcinselliğin hastalık olmadığını, hatta kromozom ya da hormonal bir patolojiyle ilgisi olmadığını belirtmek istiyorum. Eşcinsellik sadece hislerin ve bedenin yönelimidir. Bu yönelimi hemcinslerine olan insanlar, tolumda daha az sayıda olması nedeniyle yadırganmaktadır.  Homofobi ise tam olarak cinsel yönelimi azınlıkta olan bu kişilere karşı oluşturulmuş olumsuz duygu,düşünce ve şiddettir. Kimi zaman nefret söylemleri  kimi zaman da alaylı sözlere maruz kalan eşcinsel bireylere psikolojik ve sosyolojik birçok  külfet yüklenmektedir. Kişiler kimi zaman sahip oldukları bedeni homofobik tepkilerden dolayı kabullenemez  ve bu durum depresyon, alkol ,uyuşturucu bağımlılığına yol açabilir ve intihar kararı dahi alabilirler.

     Modern toplumun getirileri göz önüne alındığında son zamanlarda homofobik davranışlarda azalma görülse de, kültürden kültüre değişiklikler bulunur. Buna örnek olarak sosyal çevrenin ve dini yapının homofobi ile bağlantısı olduğu ülkeler gösterilebilir. Türkiye’de ise çoğunlukla gaylere karşı önyargı ve ayrımcılık söz konusudur. Bunun sebebi ise ataerkil bir toplum olmamıza bağlı olarak gaylerin kadınsı özelliklerine yapılan yanlış atıflar ve kabul edilemezliği gösterilebilir. Homoseksüel bireylerin tarihte yaşadığı zorbalıklar: idam, aynılaştırma amaçlı operasyonlar, hatta beyin ameliyatları dahi olmuştur. Günümüz dünyasında da bazı ülkelerde idam cezası sürmektedir. Bunların dışında mesleki hayatında, sosyal ve günlük çevresinde uğradığı zorbalıklar, psikolojik şiddete yol açarak  kişiyi daha da zorlamaktadır. Damgalamaya maruz kalan homoseksüeller, düşük öz beğeniye sahip olup hiçbir zaman kabul görmeyeceği düşüncesi ile de yaşayabilir. Homofobik davranışlara maruz kalmış ve kendi kutusundan çıkmaya cesareti olmayan bireylerin terapi ile bu tür problemlerin üstesinden geleceği bilinmektedir. Kişi kendini keşfeder, kutusunda çıkar ya da kabullenmek uğraşı yerine olduğu gibi yaşama rahatlığına kavuşur. Homoseksüellere karşı bir diğer kilit nokta ise 4 zihinlerimizdeki tek tip yönelimleri yok sayıp  onlara ayrımcılık yapmadan normalleştirmeliyiz.

     Unutmayalım ki, herkesin hisleri vardır önemli olan kime karşı olduğu değil, o hislerin varlığıdır. İnsanların öldürüldüğü, katledildiği, istismara ve şiddete uğradığı bu zamanlarda bizi kurtaracak olan sevgidir. Sevginin etiketlere bağlı olması değil yalnızca var olması yeterlidir.

Yazan: Miray Özden Kıran

Faydalanılan Kaynaklar:

http://www.dtcfdergisi.ankara.edu.tr/index.php/dtcf/article/view/4972

https://www.ttb.org.tr/dergi/index.php/msg/article/view/593/556

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*