İlginç ve Bir O Kadar Korkutucu: Stanford Hapishane ve Küçük Albert Deneyleri

     Deney yapmanın iki amacı vardır; önce farkına varılmamış olguların gözlenmesini sağlar ve sonra gözlenebilir olguların varsayımlarla doğrulanıp doğrulanmadığını gösterir.     Rena J. DUBOS

     Geçmişten günümüze yapılan psikolojik deneyler etik anlamında birçok tartışmaya yol açsa da; psikoloji bilimine pek çok katkı sağlamış, dönüm noktalarını oluşturmuştur. Psikolojinin tarihine adını yazdırmış; kimi bir o kadar ilginç sonuçlar ortaya koyan, kimi ise vicdani anlamda tartılışılır iki deneyi sizler için derledik.

LITTLE ALBERT DENEYİ (John B. WATSON)

     John Watson’ın, Ivan Pavlov’un köpeklerle çalıştığı deneyinden esinlenerek klasik koşullanma ve korku üzerine yaptığı deneyde, 8 aylık Albert denek olarak seçildi. Öncelikle denek bebeğin belirli nesnelerden korkup kormadığını anlamak amacıyla Albert’a sırasıyla beyaz bir fare, tavşan, yanan kağıt parçaları, peluş bebekler, maske gibi nesneler gösterildi ve Albert’in bu nesnelere karşı bir korkusu olup olmadığı test edildi. Sonuç tahmin ettikleri gibiydi. Albert bu nesneleri gördüğü zaman gülümsüyordu çünkü herhangi bir nesneye karşı geliştirilmiş bir korkusu yoktu.

     Deneyin başlangıç aşaması olarak, Albert’i içinde sadece bir yatak olan, her şeyden arındırılmış bir odaya yerleştirdiler. Albert’i odada beyaz bir fare ile başbaşa bıraktılar ve Albert’in fareye karşı da bir korkusu yoktu; fareye gülümsüyordu. Deneyin bir sonraki aşamasında, fare ile beraber aynı odada yalnız başına kalan Albert’e, Albert fareye dokundukça çekiç ve demir çubuk sesleri dinlettiler. Çekiç seslerini duyan Albert ağlamaya başladı. Her fareye dokunuşunda çekiç sesi dinletilen Albert’ın beyaz fareye karşı bir korku geliştirmesi sağlandı.

 

     Daha sonraki aşamalarda, Albert’e beyaz tüylü oyuncaklar ve maskeler gösterildi. Çekiç sesi dinletilmemesine rağmen; Albert onları görünce tıpkı önceki adımlardaki ağlamaya başladı. Artık korkusu aklına kazınmıştı. Deneyin sonucunda John B. Watson, aslında tüm korkularımızın ve içgüdüsel saydığımız diğer davranışların bu şekildeki koşullamalar sonucunda oluşmuş olduğuna dikkat çekerken, insanların çevreleri tarafından yönlendirilen pasif bir varlık olduğunu öne sürüyordu.

STANFORD HAPİSHANE DENEYİ (Philip ZIMBARDO)

Sosyal bir psikolog olan Philip Zimbardo, insanların sosyal rollerle ilgili bir deney düzenleme kararı aldı ve Stanford Üniversitesi’ne inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkumlar olarak davranmalarını sağlayarak, 24 kişiden oluşan bir grup erkek üniversite öğrencisini deneyinde kullandı. Fakat Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını deneklere haber verilmeden belirledi. Deneklere, bunun 2 haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin tasarlandığı bilgisi verildi. Mahkumlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu yükledi. Gardiyanlara ise mahkumlara sözlerini geçirebilmek için olabildiğince sert davranmalarını; ancak şiddete kesinlikle başvurmamalarını tembihledi. Bir hapishane ortamı yaratılmıştı. Mahkumlara, mahkum kıyafeti giydirildi ve bileklerine birer zincir vuruldu. Gardiyanlara, uygun kıyafetler ve tahta sopalar verildi ve mahkumları onlara atanmış ve mahkum kıyafetlerine işlenmiş numaralar ile çağırmaları söylendi. Böylece tamamen gerçek bir hapishane ortamı oluşturuldu.

 

     Zimbardo, “mahkum” konumunda olacakları kendi evleri önünde ansızın, beklenmedik bir zamanda tutuklayarak deneye dahil etti. Deney bu şekilde başladı ve daha ikinci günden ortalık karışmaya başladı. Daha ikinci gün, mahkumlar, kıyafetlerini çıkardılar ve gardiyanları dinlemeyeceklerini söyleyerek emirleri reddettiler. Olaylar bu şekilde başladı ve sonuçlar oldukça rahatsız edici düzeydeydi.

     Sıradan ve normal sayılacak üniversite öğrencileri sadece birkaç gün içerisinde vahşi düzeyde sadist gardiyanlar ve gitgide korkaklaşan mahkumlara dönüştüler. Her geçen gün, her biri, rollerine daha da bağlı hale geldiler. Günler geçtikçe, gardiyanlar giderek şiddetlendi. Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkumlara şiddet uygulamaya başladı. Aynı zamanda mahkumlar çılgın davranışlar sergilemeye başladı. Deneyin başlamasından sonra sadece 6 gün geçmesine ve deneyin içeriği tamamen rol olmasına rağmen sosyal ilişkilerin gerçekliğinden ötürü mahkumlar ile gardiyanlar arasındaki ilişki o kadar sadist ve vahşi bir hale gelmişti ki, Zimbardo beklediği süreyi tamamlayamadan deneyini sona erdirmek zorunda kaldı.

     Bu deney, toplumun onlara biçtikleri rolleri nasıl sahiplendiğini, kontrolsüz bir şekilde yerine getirdiğini ortaya koymuştur.

     İnsanlar ve hayvanlar üzerinde yapılan bu deneyler, gerekliliği ve metodlarının etik çerçevede değerlendirilmesi anlamında büyük tartışmalara yol açmıştır. Günümüzde psikolojinin her alanında uyulması gereken yönergeler bulunması bu anlamda insan ve hayvan haklarının korunmasını sağlamaktadır.

Dipnot: Philip Zimbardo’nun gerçekleştirdiği deneyden esinlenerek yapılan ‘The Stanford Prison Experiment’ filmine göz atabilirsiniz.

Yazan: Simay Çomak

Faydalanılan Kaynaklar:

https://www.verywellmind.com/the-little-albert-experiment-2794994

https://www.simplypsychology.org/zimbardo.html

http://www.psikolojiagi.com/stanford-hapishane-deneyi-kucuk-albert-deneyi/

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*