Geleceği Hayal Ettiğimizde Beynimizde Neler Olur?

Özet: Gelecek olayların sonuçlarını hayal ettiğimizde, beynin iki alt ağında aktivasyon görülür. Bu alt ağlardan biri yeni olayın hayal gücümüzde oluşmasına odaklanırken diğeri ise bu olayın olumlu mu olumsuz mu olduğunu değerlendirir. 

Kaynak: Pennsylvania Üniversitesi

Sessiz zamanlarda, beynimiz yolculuğa çıkmayı sever -yarın gerçekleşecek olaylar, ödenmemiş fatura, gelecek tatil. 

Bu gibi durumlardaki az dışsal uyaranlara rağmen, beyindeki “default mode network” (DMN) iş başındadır. Penn’de bir nörobilimci olan Joseph Kable, “Bilişsel bir şey yapmaları istenmesinin aksine, insanlardan özellikle bir şey yapmaları istenmediği zaman bu bölgelerde aktivasyon gözüküyor.” diyor. 

Uzun süredir bilim insanları bu nöral ağın geleceği hayal etmede bir rol oynadığını düşünse de tam olarak nasıl çalıştığı anlaşılamamıştı. Şimdi ise Kable’ın iki mezun öğrenci, OrtleyBio’da bilimsel hizmetler müdür yardımcısı olan Trishala Parthasarathi ve Berkeley’deki California Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olan Sangil Lee, ile laboratuvarında yaptığı araştırma bu konuya ışık tutuyor.  

Journal of Neuroscience’da yayınlanan bir makalede, araştırmacılar geleceği hayal ettiğimizde default mode’un iki bütünleyici kısma bölündüğünü keşfetti. Bunlardan biri, araştırmacıların “yaratıcı” işlev dediği, hayal edilen olayın oluşturulmasını ve öngörülmesini sağlıyor. Diğeri ise araştırmacıların “değerlendirici” işlev dediği, yeni oluşturulan olayın olumlu mu olumsuz mu olduğunun değerlendirilmesinde görev alıyor.

“Bu, açık bir ayırım.” diyor Kable. “Psikologlar, insanların neden geleceği hayal edebilme becerisine sahip olduğu sorusunu genellikle ne yapacağımız konusunda karar verme ve plan yapma olarak cevaplarlar. Fakat kritik bir işlev ise değerlendirici işlevdir; olay sadece ortaya bir olasılık atmak değildir, bu olasılığın iyi mi kötü mü olduğu da değerlendirilir.”

Önceki çalışmaların üstüne inşa etmek

DMN, ventromedial prefrontal korteks, posterior singulat korteks ve medial temporal ve parietal loblardaki hipokampus gibi bölgeleri içerir. İsmine uyan bir şekilde çalışıyor, diyor Kable. “İnsanların beyninin tararken hiçbir şey yapmayıp sadece oturmaları istendiğinde aktivasyon bu bölgelerde görülüyor” diye ekliyor.  

Önceki çalışmalar, DMN’nin hangi bölgelerden oluştuğunu ve hayal edilen olayların oluşturulmasının ve değerlendirilmesinin farklı bileşenlerde aktivasyona yol açtığını ortaya koymuştu. Kable bunu bir sonraki noktaya taşıyarak söz konusu bölgeleri ve her birinde neler olduğunu daha iyi belirlemeyi amaçladı. 

Bunu yapmak için, Kable ve takımı bir fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) makinesindeyken bazı komutlar alan 13 kadın ve 11 erkek katılımcı ile bir çalışma oluşturdu. Katılımcılara “Tropik bir adada sıcak bir kumsalda oturduğunuzu hayal edin.” ya da “Gelecek sene piyangoyu kazandığınızı hayal edin.” gibi 32 adet ipucundan birini okumaları için 7 saniye verildi. Daha sonra katılımcılara senaryo hakkında düşünmeleri için 12 saniye verildi, ardından da canlılığını ve değerliliğini derecelendirilmeleri için 14 saniye verildi.

“Canlılık, akla gelen görüntünün ne kadar detaya sahip olduğu ve bu detayların ne belirsizliğe karşıt olarak ne kadar öne çıktığıdır.” diyor Kable. “Değerlilik, bir duygusal değerlendirmedir. Olay ne kadar olumlu veya olumsuz? Bu gerçekleşmesini istediğin bir şey mi değil mi?”

Katılımcılar bu işlemi dört defa tekrar ettiler. Penn araştırmacıları her seferinde fMRI’dan beyindeki aktivasyonları takip etti. Çalışma, iki alt ağın rol oynadığını doğruladı.

“Dorsal DMN dediğimiz ağ, değerlilikten etkilendi. Bir başka ifadeyle, olumsuz olaylara kıyasla olumlu olaylarda daha fazla aktivasyona sahipti fakat canlılıktan hiç etkilenmemişti. Değerlendirici işlevde rol alıyor gibi gözüküyor.” diyor Kable. 

Diğer alt ağ ventral DMN ise detayı olmayan olaylara kıyasla oldukça canlı olan olaylarda daha fazla aktivasyona sahipti. “Fakat değerlilik tarafından etkilenmemişti.” diyor Kable. “Olumlu ve olumsuz olaylarda eşit seviyede aktivasyon gösterdi, bu da ağın hayal gücünün yaratıcı işlevinde rol aldığını gösteriyor.”

Sonraki Adımlar

Kable’a göre, bulgular yaratıcı becerilerin temelini anlamaya yönelik ilk adımı sağlıyor. Bu araştırmada, katılımcılardan hayal edilen bir olayın olumlu veya olumsuz olduğunu değerlendirmeleri istendi fakat daha kompleks değerlendirmeler -örneğin, temel iyi ya da kötü boyutunun ötesine geçerek- bu nöral süreç hakkında daha fazla ipucu sağlayabilir.

Bu tür bir analiz, muhtemelen insanların neden gelecekteki sonuçlara anlık sonuçlar kadar değer vermediğini belirlemek için bu bulguları kullanmaya başlayan Kable laboratuvarı için gelecekte araştırmalara konu olacak. 

“Bir hipoteze göre gelecek çok da canlı, somut, detaylı ve önümüzde bulunan bir şey gibi elle tutulur değil” diyor. “Bu ağın, insanların aynı sonucun şu an mevcut olması ve gelecekte bir sonuç olması durumlarını düşünürken ne kadar aktif olduğu sorusunu sormak için yapımla ilgili olan alt ağ tanımlamamızı kullanmaya başladık.”

Çalışmanın COVID-19’dan önce tamamlanmasına rağmen Kable, bu bulgulardan pandemi ile ilgili çıkarımlar görüyor. 

“Eğer pandemiden önce birisine pandemi sırasında hayatının nasıl olacağını anlatsaydınız -evden çalışacaksın ve her dışarı çıktığında maske takacaksın, ayrıca herhangi bir sosyal temas içinde bulunmayacaksın- bu, onların aklını başını alından alabilirdi. Yine de bununla ilgili gerçek deneyimlere sahip olduğumuza göre, artık o kadar da sıra dışı değil. Bunun yaratıcı becerilerimizi anlamak için hâlâ çok yolumuzun olduğunu gösterdiğini düşünüyorum.”

 

Çeviren: Zeynep Şevval Bayraktar

Kaynak: neurosciencenews.com

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*