Genetik Spektrumdaki Duygudurum Bozuklukları

Elsevier tarafından yayınlanan Biyolojik Psikiyatri dergisinde yapılan yeni bir çalışmadaki araştırmacılar, depresyonla ilişkili üç duygudurum bozukluğu – majör depresyon ve bipolar bozukluk tip 1 ve 2 – arasındaki genetik ilişkiye yeni bir ışık tuttu.

İngiltere, Kings College Londra’daki Psikiyatri, Nörobilim ve Psikoloji Enstitüsü’nde kıdemli yazar Gerome Breen’in laboratuarında istatistiksel bir genetikçi ve doktora sonrası araştırmacı olan baş yazar Jonathan Coleman,”En açık bulgular tip 1 bipolar ve tip 2 bipolar arasındaki genetik bir ayrım ve tip 2 bipolar tipinin majör depresif bozukluk ile daha fazla benzerliğidir.” ifadelerinde bulundu.

Her iki tip bipolar bozukluk da ‘manik-depresif bozukluk’ olarak adlandırılırdı. Mani, davranışsal aktivasyon, öforik veya sinirli ruh hali, uyku ihtiyacında azalma, dürtüsel davranış, bozulmuş yargı, düzensiz düşünceler, dürtüsel davranışlar ve sıklıkla güçlü bir şekilde yanlış inançlar (sanrılar) veya halüsinasyonlar ile ilişkili davranışsal bir durumdur. Tip 1 bipolar bozukluk, mani ve depresyon ile ilişkiliyken, tip 2 bipolar, ağırlıklı olarak hipomani adı verilen maniyi anımsatan hafif semptomlarla işaretlenen depresyon ile ilişkilidir.

Analizler, birlikte analiz edilen son derece büyük birkaç veri kümesinden geldi. Meta-analizleri için Coleman, Breen ve yazarları ortak depresyon ve bipolar bozukluğu olan üç büyük veri setinden genom çapında ilişki çalışmalarını bir araya getirerek ortak ve farklı moleküler genetik ilişkileri değerlendirdiler. Verilerin çoğu büyük uluslararası Psikiyatrik Genomik Konsorsiyumu’ndan alınmıştır. Wellcome Trust tarafından kurulan büyük bir sağlık kaynağı olan İngiltere Biobank ve çevrimiçi genetik hizmet platformu 23andMe’den ek veriler geldi.

Genom çapında birliktelik çalışmalarından (GWAS) elde edilen bulgularda ırksal ve etnik farklılıklar vardır. Bu çalışmanın bulguları sadece Avrupa kökenli insanlar için geçerlidir ve bulgular diğer gruplarda farklı olabilir.

Yazarlar ayrıca bu bozukluklar için genetik riskin diğer özellikleri de öngördüğünü bildirmişlerdir. Örneğin, bipolar bozukluk için genetik risk daha fazla eğitim kazanımı ile ilişkili iken, majör depresif bozukluk için kalıtsal risk daha az eğitim ile ilişkilendirilmiştir.

Fare beyninde, yazarlar ayrıca, ifade edilen genlerin modelini temel alan gelişmiş bir analitik strateji kullanarak, bu bozukluklar için genetik riski belirli beyin hücresi tiplerine eşlediler. Serotonin nöronlarını hem depresyon hem de bipolar bozukluk riskine dahil ederken, bipolar bozukluk belirgin olarak GABA ve glutamat nöronlarını (sinir hücresi tipleri de şizofrenide rol almıştır) etkiledi.

Biyolojik Psikiyatri editörü John Krystal, “Duygudurum bozukluklarının oldukça heterojen olduğunu ve duygudurum bozukluğu türleri arasındaki sınırların klinik olarak tanımlanmasının zor olduğunu uzun zamandır biliyoruz.” “Bu yeni çalışma, genetik risk ve muhtemelen beyin fonksiyonunun, duygudurum bozuklukları formlarını birbirine bağlayan yönleri olduğunu, ancak tedavi için önemli etkileri olabilecek depresyon alt tiplerine ışık tutabilecek farklılıklar olduğunu öne sürüyor.”

 Sonuç olarak, araştırmacılar, ilk depresyon döneminin bir bozukluk olarak devam edip etmeyeceğini veya bipolar bozukluğa ilerleyeceğini tahmin etmeye yardımcı olmak için klinik araçlar geliştirmek istiyorlar. Coleman, “Genetik veriler hiçbir zaman klinik içgörünün yerini almayacak, ancak klinik modellere faydalı bir katkı olabilir.” dedi.

 

Çeviren: Faruk Karakoç

Kaynak: Science Daily

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*