Hayatına Zar Atmak

Kumar insanlık tarihinde çok eski zamanlara uzanan ve mitolojilere konu olmuş bir insanlık gerçeğidir. Yunan Mitolojisinde Zeus’un oğulları Hades ve Poseidon arasında cenneti cehennemi ve denizleri paylaştırırken dahi zar atıldığı anlatılır. Kumar insanlık için hem bir vazgeçilmez hem de bir zevk aracı olmuştur. Kimi zamanda Zeus ve oğulları arasında geçen bahisteki gibi inanç sistemlerini derinden etkileyen bir yöntem olarak tarihteki yerini almıştır.

İnsanlar basit kemik parçalarına işaretler koyarak en ilkel zamandan beridir kumar oynama heveslerini açığa çıkartıp şanslarını herkese göstermekten, kazançlarına kazanç katmaktan ya da ellerindeki her şeyi bitirmekten geri kalmayıp bu hevesi daha farklı yöntemler ile açığa çıkartıp günümüze kadar gelen bu karşı konulmaz gibi duran kumar olgusunu günümüze kadar getirdi. Kağıtlar, atlar, arabalar, sporlar kısacası nice şans ve yarışma içeren alanlar zar ile başlayan bu serüvene katıldı.Peki insan neden kumar oynadı? Neden kumara bu kadar kafa yordu? Neden şansını bu kadar denedi ve kaybettikçe hırsı katlandı? Bu yazımda sizlere kumarın serüveninin insan psikolojisi ile kesiştiği noktadan bir ışık tutacağım.

Sigara, alkol, uyuşturucu ve benzeri bağımlılıkları sayarken aralarına kumarı eklemek hiç de enteresan gelmemelidir. Son bilimsel çalışmalar da gösteriyor ki kumar da beyinde tıpkı diğer madde bağımlılıkları ile çok benzer bir etkiye yol açıyor. Zaten son yayınlanan Amerikan Psikiyatri Birliğinin Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı 5. Baskısı (DSM-5) ile kumar bağımlılığı, bağımlılıklar kategorisine dahil edilmiş ve ‘’Madde ile ilişkili olamayan bozukluk’’ başlığının altında kendine yer bulmuştur. Kumarın önceden yayınlanan DSM (1-2-3)lerde bulunduğu kategoriden farklı bir kategoriye geçmesini ise kumarın da tıpkı diğer madde bağımlılıkları gibi nörolojik, davranışsal, bilişsel ve fizyolojik bir yönünün olduğuna kanaat getirilmesidir. Kumar tüm bu sınıflandırmalardan ve terimsel ayrımından sıyrıldığında ise karşımıza toplumun her kesiminde çıkıyor ve bazen çok basit bir olgu bazen ise halk tabiriyle ‘’yuva yıkan’’ bir şeytan olarak zihinlerde algı oluşturuyor.

Yeşilay verilerine göre ülkemizde 2.5 milyon kişi kumar bağımlısı. Felicity K.Lorains ve arkadaşlarının 2011 yılında yaptıkları çalışmada ise yetişkinler arasında Patolojik Kumar Bağımlılığı’nın(PKO) yaygınlığının  %0,1 – %2.7 olduğu bildirilmektedir. Tüm bu veriler ışığında insanların ülkemizde ve çeşitli coğrafyalarda toplumda PKO tanısı konmuş insanların kendileri ile birlikte çekirdek aileleri ve tüm sosyal çevresini etkileyecek olduğunu düşünürsek bu çok korkunç tablo ortaya çıkarıyor. İnsanın içinde zaten bitmek tükenmek bilmeyen bir kazanma hatta kazanırken kazanma hırsı olduğu bir çağda bu hırsa yenik düşüp çok daha fazla kaybetme riski eminim toplumun her kesiminden herkesi çok sarsacaktır. Peki bu insanların içindeki bu kumar oynama isteği kaybetseler de kazansalar da neden önü alınmaz bir hırsa ve büyüdükçe daha fazla tahrip eden bir ateşe dönüşüyor ?

Kumar bağımlılığının yaktığı bu ateşin adı aslında ‘’kayıp’’. Sonuçta kazanan biri varsa kaybeden biri de var kumarın mantığı böyle işler. Ya kasa kazanır ya da kişi. Çoğu zaman kasa kazansa da kişi kaybetmekten neden vazgeçmez ? Tam da burda şunu söylemek sanırım çok yerinde olur ‘’İnsanlar sadece kazanmak umuduyla kumar oynamaz.’’İnsanları kumar oynamaları için onları kumar oynamaya itecek çok farklı motivasyonlar gelişebilir. Bu motivasyonlar insanları, kumar oynamak ile başka bir aktivite yapmak arasında kaldıklarında kumarın onlara daha çekici daha heyecanlı ve eğlenceli olduğu düşüncesine yöneltir. Psikolog Mark Griffiths,”Kumarda kaybederken bile vücudunuz hala adrenalin ve endorfin hormonlarını üreterek” heyecan yaşamanızı sağladığını, insanların bir tür “parayla eğlence satın aldığını” belirtiyor. Kumarda kazanmak ya da kaybetmek kumar bağımlılığı olan kişiler için bir önem arz etmiyor yani. Bağımlı birey için artık kazanılan tek şey heyecan ve anın tadı.Peki tüm bu heyecan ve zevke ulaşmak bir Patolojik Kumar Bağımlılığı tanısı konmuş bir insan için ne kadar zor ? Hemen sorduğum sorunun cevabını vereyim. Çağımızın en büyük nimetlerinden birisi kuşkusuz internet. Ama internette her şey var da kumar yok mu? Var tabiki. İnternet kuşkusuz hayatımızı kolaylaştırdı. Bize göremeyeceğimiz şeyleri gösterdi. İşlerimizi bir tık ile hallettirdi. Her şeyin bir aması olduğu gibi internete de zamanla amalar eklendi. Kumar da bu ama kategorisinde kendine yer buldu. MASAK’ın 2017 yılında hazırladığı rapora göre Türkiye’de 18-50 yaş arası 5 milyon insan internetten bahis ve çeşitli kumar sitelerine giriş yaptı. Bu insanları bu derece kendine çeken ve kendisine karşı konulmaz bir cazibe oluşturan şey neden kumar? Cevap aslında çok basit. Beynimizde salgılanan dopamin hormonu.

İnsan kumar oynadıkça bundan zevk alıyor. Kaybettikçe, kaybettiği şeyleri kazanmak istiyor. Dopamin seviyesi her kumar oynadığında artış gösteriyor. Beyni onun daha fazla kumar oynamasını tetikliyor ve artık iradesine bağımlı olması gereken kumar bağımlısı kumara bağımlı hale geliyor. Hayatındaki diğer aktivitelerden haz almıyor, heyecan duymuyor.Kumar bağımlısı her seferinde son vuruş, son bir şans istiyor ve bu onu bataklığa sürüklüyor. Bir nevi kendi nörolojik sistemi onun kendi düşmanı oluyor. Kumar bağımlısı insan hayatındaki tüm sıkıntıların veya mutlulukların kaynaklarını tek tek zarla beraber masaya atıyor ve bundan gittikçe haz duyuyor. Peki bu insanlar için hiçbir şey yapılamaz mı? Elbette yapılabilir. Benliği ve iradeyi güçlendiren bir psikoterapi ile bu bağımlılıktan kurtulup kendinisinin ve çevresinin hayatında bembeyaz bir sayfa açan binlerce insan var. Pekala insan zevkleri ve tutkularının peşinden gitmekte özgürdür ama dünyada zevk alınacak bu kadar güzellikler varken tüm bunları bir zarın bir kağıdın bir oyunun insiyatifine terk edip masaya koymak ne kadar mantıklı?

 

Yazan: Batuhan Tokan

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*