İnsana Dair: Psikoloji ve Mitoloji

     Varlık, her zaman amacını, sebebini ve yöntemini sorgulayan bir çeşit bilim oluşturmak ister. Her varlık için de bu geçerlidir. Yüzyıllar önce insanoğlu da bir şekilde varlığının amacını, yöntemini ve şeklini sorgularken bunu doğaüstü olay ve diğer varlıklara dayandırdı. Bunu yapmasının tek amacı varlığına bir dayanak oluşturmasıydı. İnsanın yazdığı bu hikayeler yani kısacası mitler; mitos ve logos kelimelerini taşıyan mitolojiyi oluşturdu. Evrenselliğe dayandırılmak istenen bu hayali hikayeler; tanrılardan, insanlardan kimi zaman insan ve hayvan karışımı varlıklardan oluşuyordu. Çoğu zamanda mitolojiler ortaya çıktığı coğrafi koşula göre adlandırılmış ve kültürel bir takım izler de taşımıştır. Öte yandan en önemli mitoslar yunan efsanelerine dayanmaktadır.

     Bir başka açıdan da bakınca insanın bilinçaltındaki fikirleri ya da fantezileri hikayeleştirme yoluna gitmesi mitolojiyi yaratmıştı. O nedenle mitolojiye kolektif bilinçaltı denilmesi çok doğru ve yerinde bir tanım olacaktır. Psikanalitik yaklaşımın kurucusu Sigmund Freud da; yunan mitolojisinin belli bir psikolojik nevrozun yansıması olduğu düşüncesine vurgu yapar. Nevrozlu insanının kolektif bir rüya görmesi olarak da tanımlamıştır. Jung’a göre ise insanlar arketipler oluşturur ve bu sembolleştirmelerle beraber mitolojide bu arketipleri açıklama eğilimindedir. Arketipler yıllardır insanların tekrarlar sonucuyla aklına kazıdığı deneyimlerdir. Mitlerin tüm insanlığa ait kabul edilmesinde bir neden olarak arketipler gösterilmiştir.

     Mitolojinin ortaya çıkışı her alanda bir etki yaratmıştır. Özellikle din sanat ve bilimi oldukça etkileyen efsaneler bilimi, psikoloji ile yakından temasa geçmiştir. Biliyoruz ki psikoloji insanın varlığından beri süregelen bir olgu–bilim olarak yeni olsa da- olarak kabul edilir. Mitoloji de insanın doğasına sistematik bir şekilde ışık tutmasından dolayı psikolojiye yakın ilişkiler doğurmaktadır.  Mitolojik terimler ve hikayelerin çoğu psikoloji literatüründe yer almaktadır. Çoğu sendromu, amneziyi açıklamak için bu literatüre başvurmak işimizi kolaylaştırmıştır.

      Başta Adonis kompleksi ile bu literatürden birkaç terimi açıklamak istiyorum. Bu kompleks bilindiği üzere erkeklerde görülen ve vücutlarına yoğun ilgi göstermesinden ve bunalımdan kaynaklı bir tür sendromdur. Bunun adının adonis olmasına gelirsek de bir mitosa dayanıyor. En kısa haliyle hikaye şudur; adonis afrodit ve persephone arasında paylaşılamayan güzellikte bir delikanlıdır. Adonis bir tercih olarak afroditi seçince persephone tarafından öfke dolu bir tepkiye maruz kalır. Persephone adonisin üzerinde bir domuz salar ve domuz da adonisi kasığından yaralayarak onu öldürür. Adonisin kanlarından ise çiçekler ve laleler çıkar. Hem tıpta hem de psikolojide adonis kası ve hikâyesi yer almış olur böylece.

     Bir başka sendrom ise aşil sendromudur. Aşil, her insanın kendisiyle ilgili aşağı düşünceleri ile başkalarının onunla ilgili olumlu düşüncelerinin arasındaki önemli boyuttaki farka dikkate çekmektedir.  Mitte de bu olumlu ve olumsuz iki durumun vurgusu yapılmaktadır. Aşil ölümlüler ırmağına batırılmış ve fazlasıyla güçlü bir vücuda sahip olmuşken, topuğunun o suya değmemesi sebebiyle topuğu onun güçsüz yönünü simgelemektedir. Aşilin ölümü de Truva savaşında topuğundan vurulmasıyla  bu olumsuzluğu vurgular.

     Psikolojide sıkça rastladığımız bir terim olan katarsisin kaynağı da mitolojiden gelir. Bildiğimiz üzere catarsis ruhsal olarak arınma ve boşalma anlamını taşır. Mitolojide nasıl yorumlandığına gelirsek ise; en kudretli tanrılardan zeusun bir sıfatı olarak bilinir catharsis.

     Echo ise neredeyse mitolojik hikâyesindeki anlamını bire bir karşılayan bir olgudur. Hera zeus ile evlidir ve zeusun kendini nymphalardan biri ile aldattığını öğrenir. Herayı gören tüm nymphalar kaçışırken echo yerinden kımıldamaz. Hera da aldattığı kişinin echo olduğunu düşünür ve ona hiç konuşamadan karşısındakinin son hecesini tekrarlama cezası verir. Psikolojide kullanımı da tıpkı bu hikâyede olduğu gibi; şizofreninin semptomları arasında görülen kişinin iradesi dışında karşısındakinin hareketlerini ve sözlerini tekrar etme davranışını açıklamaktadır.

     Oudipus de Freud’un kuramlarında sık sık geçmesi nedeniyle fazla bilinir halde. Bunun hem psikolojik terim olarak açıklamasını yapayım hem de hikayelerden kısaca bahsedeyim. Oudipus sendromu; küçük yaşta erkek çocuklarının annelerine olan yoğun sevgiden dolayı babaya beslenen olumsuz duygular ve babayı ortadan kaldırma isteği olarak açıklanabilir. Oudipus, hikayede de babasını bilmeden öldürdüğü kral yerine geçen ve annesiyle evlenen biri olarak yazılır.

     Siren miti de psikoloji literatürünün kullandığı bir mittir. Siren;  kuş başlı kadın bedenleri olarak bilinmektedir. Sirenler söyledikleri güzel şarkılar ile kendilerine karşı koyamayan gemicileri adalardan kendilerine çeker ve onları şiddetli dalgalarda boğulmasına neden olurmuş. Sirenin psikolojik anlamı ise mazoşizmdir. Kendine acı verecek şekilde cinsel doyumu sağlama tutkusunu açıklar.

     Dilimizden hiç düşürmediğimiz fobi kelimesi nereden gelir hiç merak ettiniz mi? Fobi yani namı diğer Phobos mitosuyla ilgilidir. Phobos, Ares ile Afrodit’in oğludur fakat çok korkak ve panik birisidir. Savaşlarda sürekli dehşete düşer. Tıpkı günlük hayatta da kullandığımız gibi; fobi durumlara ya da nesneye karşı duyulan gereksiz ve büyük korkular anlamına gelmektedir.

      Pygmalion etkisi ile kısaca mitolojinin psikoloji literatürde kullanım örneklerini sonlandırmak istiyorum. Pygmalion; kadınlardan uzak duran, evlenememek için kendine söz veren bir Kıbrıslı heykeltıraştır fakat bir gün, bir kadın bir heykel yapar ve ona gittikçe aşık olur. Daha sonra aşk tanrıçasından heykele can vermesini ister ve heykel de canlanır. Sinemada, edebiyatta çok sık rastladığımız bu pygmalion etkisi; psikolojide kendini gerçekleştiren kehanete örnektir. Yapılan sanat eserleri, gerçek olmasa bile yapan kişi için sonuçları gerçektir vurgunu yapar. Ayrıca fetişizmle de ilişkilendirilir.

     İnsanoğlu, varlığını sorgularken bir şekilde mitoloji ile varlığına kaftan biçmiş oldu ve kendi ile ilgili çıkarımlarda bulunmuş oldu. Bu bağlamda değerlendirildiğinde de mitolojiyi psikolojiden bağımsız düşünmek yanlış olur. Mitolojinin bugün içinde bulunduğumuz psikoloji bilimine literatür bakımından dahi bu kadar katkısı olmuşken varlığını yadsıyamayız.

 

Yazan: Miray Özden Kıran

Faydalanılan Kaynaklar:

Bayat,Fuzuli,Mitolojiye Giriş.İstanbul:Ötüken Neşriyat,2017.

Psikoloji, Psikomitoloji / M. Bilgin Saydam

Psikoloji Literatüründe Mitolojinin Kullanılması  / Emet Gürel

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*