Koş Forrest, Koş!

“Hayat bir kutu çikolata gibidir, içinden ne çıkacağını hiçbir zaman bilemezsin.”

Yakın zamanda tekrar izlediğim, her sahnesinden ayrı bir ders çıkarmalık filmdir Forrest Gump.
Robert Zemeckis’in yönetmenliğini yaptığı, oyuncu kadrosunu Tom Hanks, Robin Wright Penn, Gary Sinise, Sally Field’ın oluşturduğu 1994 yapımı filmdir. Gösterime girdiği dönemden itibaren birçok dalda ödül kazanmış ve büyük hasılat elde edilmiştir. Şimdi biraz konusuna değinelim.

Film, otobüs durağında beklerken, yanına oturan yabancılara kendi hayat hikayesini anlatan bir adamla başlıyor. Bu adam tahmin edileceği üzere Forrest Gump… Forrest çocukluğunda IQ puanlaması 75’in altında olduğu için ‘normal’ çocukların eğitim gördüğü okula alınmaz. Bu o dönemin eğitim sistemine yapılan bir eleştiridir. Yalnızca bir puan türüne bakarak, çocuğun başka hiçbir özelliğini devreye sokmadan okula alınıp alınmayacağını belirleyen bir sistem. Bu günümüzde birçok ülke için elbette böyle değil.  Şu an ülkemizde de biliğimiz üzere özel eğitim gerektiren veya zeka geriliği olan çocuklara kaynaştırma talebesi olarak diğer çocuklarla eğitim görme hakkı veriliyor. Fakat almamız gereken çok yol olduğu açık.  Filme dönecek olursak, Forrest’ın annesi öyle veya böyle onu bütün çocukların gittiği okula gönderiyor. Forrest’ın annesinin  kendisini  oğluna adayan ve oğlunu her koşulda destekleyen bir anne olduğunu görüyoruz. Forrest’ın hayata korkusuzca açılmasında annesinden aldığı bu desteğin etkisi yadsınamaz.

“Ben zeki bir adam değilim ama aşkın ne olduğunu çok iyi biliyorum.”

İkinci karakterimiz Jenny. Forrest’ın ilk arkadaşı, dostu ve aşkı. Jenny karakteri Forrest’ın tam tersi bir karakter. Babasıyla yaşadığı birtakım problemler nedeniyle içinde yaşadığı ortamdan uzaklaşmak isteyen, adeta bir kuş gibi uçmak ve özgür olmak isteyen karakterimiz. Zaman zaman aykırı zaman zaman depresif özellikler gösterdiğini görüyoruz. Bunda özgürlük ve mutluluk ile ilişkilendirdiği yanlış noktaların etkisi var. Öyle ki içindeki öfkeyi yanlış insanlara ve durumlara yönlendiriyor ve sonucunda hep boşluğa sürükleniyor. Seneler sonra yaşadığı yere dönüp evini görmesiyle o evde yaşadığı tüm olumsuzluklarla yüzleşiyor.

Jenny kendi yolundan bir şekilde gitmeye çalışırken Forrest’ın ordudaki günleri başlıyor ve Bubba adında bir arkadaşı oluyor. Bubba’nın en büyük hayali bir tekne almak ve karides şirketi kurmaktır. Forrest ve Bubba bu hayal için birbirlerine söz verirler. Forrest’ın hayatındaki diğer önemli karakterlerden birisi de Teğmen Dan Taylor. Bir gün pusuya düşürülürler, Forrest teğmeni kurtarır ama teğmen iki bacağını kaybetmiştir. Dolayısıyla teğmen büyük bir depresyona sürüklenir ve çok uzun süre Forrest’tan nefret eder. Bubba ise o gün hayatını kaybeder. Forest için Bubba’nın ölmesiyle yeni bir görev başlar, arkadaşının hayalini gerçekleştirmek. Bu iki önemli karakter ile aslında kader vurgusu yapılıyor. Ulaşmak istediğimiz şeyler veya hedeflerimiz her zaman istediğimiz gibi sonuçlanmıyor. Bubba en büyük hayalini gerçekleştiremiyor. Teğmen içinse durum çok daha karmaşık bir hal alıyor. Çünkü isteği ve inancı  bir gün girilen bir savaşta ülkesi için öleceğiyken, birisi tarafından kurtarılan ve iki bacağını kaybeden biri oluyor.

“Annem mi haklıydı yoksa Teğmen Dan mi, bilemiyorum. Herkesin bir kaderi var mı bilemiyorum, yoksa rüzgara kapılmış gibi tesadüfen oraya buraya mı sürükleniyoruz? Bence her ikisi de doğru. Belki her ikisi de aynı anda oluyordur.”

Filmde en güzel noktalardan biri başlangıç ve sonda yer alan kuş tüyü. Bununla ilgili kesin bir açıklama yapılmamış ama bence bu tüy kader ve umudu sembolize ediyor. Karşımıza çıkan her olay birbiri ardına sıralanmış bir örgü gibi. Bununla birlikte atılan her adımda umut etmek kişiyi rahatlatan ve destekleyen bir duygudur. Forrest karşılaştığı her olumsuzluk ve zor mücadelede galip çıkmayı başardı. Bu bir şans mıydı yoksa kader miydi?  Bence bunu sağlayan onun geleceğe yönelik umuduydu.  Bu onun geçmişe saplanıp kalmamasını sağladı. Çünkü Forrest’ın hem annesinden hem de Jane’den öğrendiği bir şey var: koşmak.

“Annem hep şöyle derdi:’ Hayata devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmak gerekir.’ Benim koşmam da bununla ilgiliydi sanırım”

Çoğunlukla evde vakit geçirdiğimiz şu dönemde izlenecek filmler listenize eklemeyi unutmayın. İyi okumalar ve iyi seyirler dilerim.

 

Yazan: Elif Ateş

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*