Neden Bizi istemeyen Kişileri Daha Çekici Buluruz?

Hayatınızda hiç birinden çok hoşlandığınız oldu mu? Sanıyorum ki hepimiz için cevap ‘evet’. Peki hiç bu kişi sizi reddetse bile ondan hoşlanmaya devam ettiğiniz, hatta ona olan ilginizin arttığı oldu mu? Cevabın belki hepimiz için değil ama büyük bir çoğunluk için ‘evet’ olduğunu tahmin ediyorum. Soruyu biraz daha değiştirelim: Hali hazırda hoşlandığınız birinin size olan ilgisi arttıktan sonra hislerinizin giderek azaldığı oldu mu? Yine çoğu okuyucumuzun ‘evet’ dediğini duyar gibiyim. Peki, neden bizi istemeyen insanları istemeye meğilliyizdir, neden bizi isteyen insanları kabul etmek bu kadar zor? 

Her ne kadar çağımızın hastalıklardan biriymiş gibi gözükse de aslında arkasındaki motivasyon çok daha geçmişte yatıyor. İlk çağlarda yaşayan insanlar eş seçimlerini daha iyi yavrular elde edebilmek amacı ile yaparlardı. Bu da, aslında kendilerinden daha sağlıklı, daha güçlü, hayatta kalabilitesi daha olası kişileri yani kısaca kendilerinden daha iyi olanı tercih ettikleri anlamına geliyor. Bizler de reddedildiğimizde, bizi reddedenin bizden daha iyi olduğunu, bu yüzden bizi reddettiğini düşünmeye eğilimliyizdir. Eminim çoğu insan yaşamıştır, karşınızda hiç ilgi duymadığınız, size asla çekici gelmeyen biri olsa bile, sizi reddettiğinde bir anda her şey değişir, bir anda o kişi gözünüze çekici gelmeye başlar. Kendinizi onun ilgisini çekmeye çalışırken bulursunuz. Sonuçta ‘kaçan kovalanır’ derler. Bunun sebebi ise aslında kendimize biçtiğimiz değer ile ilgili olabilir. Bazen kendimizi o kadar değersiz görürüz ki içten içe kendimizi kimsenin bizi sevmeyeceğine, sevemeyeceğine inandırırız. Böylelikle herhangi biri bize gerçekten ilgi gösterdiğinde düşündüğümüz şey aslında ‘Bende sevilmeye değer ne buluyorsun?’ sorusu olur. Bu düşünce ise bizde farkında olmadan ‘Beni bile sevebiliyorsa kesin bir kusuru vardır?’ algısı yaratır ve bu kişi git gide bize daha da düşük gelmeye başlar. Öte yandan, ulaşamadığımız biri ile karşılaşınca algılanan şey bu durumun tam tersidir. Biri bizi reddettiğinde kendimize biçtiğimiz değer azalırken. ona biçtiğimiz değer artar da artar. Bu sefer de o kişinin bizi reddettiği için bizden daha iyi, daha üstün olduğuna inanırız. Bazen her ne kadar öyle olmadığını bilmemize rağmen bu kovalamacaya sıkı sıkıya bağlanırız, yakalayamadıkça da bu kişi gözümüzde büyümeye devam eder. Aslında burada bağlandığımız şey hayallerimizi süsyeleyen kişi değil de o kişiyle isteyip de yaşayamadıklarımızdır. 

Amerikalı antropolog Helen Fisher’ın ‘Reward, Addiction, and Emotion Regulation Systems Associated With Rejection in Love’ (Türkçeye, Reddedilmeyle İlişkili Ödül, Bağımlılık ve Duygu Regülasyonu olarak çevirilebilir.) isimli araştırmasında reddedilmenin insanlarda bir bağımlılık etkisi yarattığını göstermiştir. Katılımcıların beyin aktivitelerinin incelendiği bu araştırmada yakın zamanda reddedilmiş ve mutlu bir ilişkide olan insanların beyin aktivitelerinde bazı farklılıklar olduğu görülmüştür. Araştırmaya göre yakın zamanda reddedilen katılımcılara bu kişinin fotoğrafını gösterildiğinde ödül, bağımlılık, fiziksel acı ve motivasyonla ilişkili olan alanlarda diğerlerinin aksine önemli boyutta uyarılma olduğu görülmüştür. Bu alanların madde bağımlılığında uyarılan alanlarla büyük ölçüde benzerlik gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu da demek oluyor ki bizi reddeden insanlar aslında beynimizde bir tür ‘zevk’e neden oluyor. 

Neredeyse her zaman toksik sayılabilecek bu davranışımızın tek nedeni evrimsel ve biyolojik değil elbet. Bizi bu duruma sokan bir diğer önemli unsur ise (her ne kadar kişiye göre değişse de) bağlanma şekillerimiz. Bağlanma şeklimizin temelinde ebeveynlerimizle (özellikle birincil bakım verenle) kurduğumuz bağ yatar. Sağlıklıklı romantik ilişkiler için güvenli bağa ihtiyaç vardır. Çeşitli bağlanma şekilleri mevcut. Fakat eğer siz de sizi istemeyen insanları daha çekici buluyorsanız, kaygılı bağlanma stiline sahip olabilmeniz muhtemel. Çocukluğun bireyin ilerki hayatındaki önemi son zamanlarda karışımıza çok çıkan bir gündem maddesi haline geldi. Tabi ki romantik ilişkilerimizde karışımıza çıkıyor olması pek şaşırılacak bir şey değil. 

Peki, bu durumu aşmak için ne yapmalıyız? Eğer çoktan ulaşamayacığınız birine saplantılıysanız, sürekli o kişiyi düşünüyor, ilgisini çekmeye çalışıyorsanız öncelikle ilgilenecek başka şeyler bulun, hobi edinin, arkadaşlarınızla görüşün, çevrenizi değiştirin, kendinizi meşgul edin. Durumu kabullenin. Gayet normal bir durum olduğunu, herkesin reddedilebildiğini kendinize hatırlatmak rahatlatıcı olabilir. Ve tabi en önemlisi kendinizi çok sevin. Ne kadar değerli olduğunuzu ne olursa olsun unutmayın!

Yazan: Büşra Güçlü

Kaynak: 

newyorker.com

huffingtonpost.ca

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*