Neden Sezginize Her Zaman Güvenmemelisiniz?

Yapılan yeni bir çalışma gösteriyor ki sezginize güvenmenin beklenmedik bir karanlık tarafı olabilir. “Sezgine güven, sadece içinden gelen sesi takip et!” gibi cümleler ile biz zor kararlar verirken arkadaşlarımızın veya aile üyelerimizin, sezgilerimizin bize yol göstermesine izin vermemizi tavsiye etmesi oldukça yaygındır.  

Sezgi kavramı, sıklıkla duygulardan etkilenen daha derin bilişsel akıl yürütme olmadan, hızlı ve bazen de bilinçsiz düşünmeyi içerir. “Journal of Research in Personality” dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma, sezgilerimizi takip etmenin de beklenmedik bir karanlık tarafa sahip olabileceğini ortaya koyuyor.

Columbia Üniversitesi’nden araştırmacı Sarah J. Ward ve Missouri-Columbia Üniversitesi’nden araştırmacı Laura A. King yürüttükleri çalışmada, sezgi ve büyülü inançlar arasındaki ilişki ve cinsiyetin bu ilişkide özel bir rol oynayabileceğini araştırdı.

“Büyülü inançlar” veya “büyülü düşünme” denen kavram; gerçekte olmayan düşünceler, eylemler veya olaylar arasında nedensel bir ilişki olduğunu düşündüren her türlü inancı tanımlayan bir terimdir. Yaygın örneklerden biri sahip olduğumuz batıl inançlardır. Örneğin, kara kedilerin kötü şans getirdiği; astronomik olayların kişilik, yaşam olayları veya paranormal inançları etkilediği fikri; hayaletlerin veya canavarların gerçekte var olduğuna inanmak gibi. Bu yanlış düşüncelere karşı açık karşıt bilimsel kanıtlar bulunmasına ve insanların bunların doğru olmadığı hakkında bilgilendirilmesine yönelik uzun süreli çabalara rağmen, büyülü inançlar dünya çapında hala yaygındır.

 Ward ve King 2020 yılında yaptıkları çalışmalarında dört farklı psikolojik deneyde sezgi ve büyülü düşünme ilişkisini ve bu ilişkide cinsiyetin rolünü incelediler.

Çalışmanın ilk deneyinde araştırmacılar, kadınların erkeklerden daha fazla büyülü inanç bildirip bildirmediklerini ve büyülü inançlarının sezgiye ne ölçüde bağlı olduğunu araştırmak için 514 gönüllüye test uygulandı. Çalışmanın sonuçları oldukça açıktı; kadınlar paranormal, batıl ve kader inançları gibi çeşitli büyülü inanç ölçütlerinde erkeklerden önemli derecede daha yüksek puan aldılar. Aynı zamanda kadınlar sezgiye erkeklerden daha fazla inandığını belirtti. Yapılan daha ileri istatistiksel analizlerde ilginç bir şekilde cinsiyet ve büyülü inançların istatistiksel ilişkisinin, bireyin sezgiye güvendiği ölçüde güçlü bir şekilde etkilendiğini ortaya koydu. Bu bulguların, sezgiye güvenmede kadınların neden erkeklerden daha yüksek paranormal ve batıl inançlar sergilediğini açıklamada önemli bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir.

İkinci deneyde, araştırmacılar 1.119 lisans öğrencisine testin yeni bir örneğini uyguladılar ve yine kadınların erkeklerden daha fazla büyülü inançlar gösterdiği sonucuna vardılar. Yapılan istatistiksel analiz, bilişsel yansımadaki farklılıkların büyülü inançtaki cinsiyet farklılıklarını kısmen açıklayabildiğini ortaya koymuştur.

Üçüncü deneyde, araştırmacılar sezgiye olan güvenin arttırılmasının, özellikle erkekler arasında, büyülü inançları da geliştirip geliştirmeyeceğini incelediler. 674 gönüllüye internet üzerinden yapılan bir deneyde test uygulandı. Katılımcılar iki gruba ayrıldı ve gruplara rastgele atandılar. Kontrol grubundan, en son market alışverişine gittiklerini açıklayan sekiz ile on cümle yazmaları istendi. Deney grubunda ise gönüllülerden sezgilerinin neden doğru ve güvenilir olduğunu düşündüklerini açıklayan sekiz ile on cümle yazmaları istendi. Dahası, katılımcılardan sezgilerinin onları doğru yönde yönlendirdiği bir zamanı tanımlamaları istendi. Ardından gönüllüler kader ya da olması gereken bakış açısıyla yazılmış üç öykü okudu. Okuduktan sonra, kader veya kaderin her öyküdeki olaylar üzerindeki etkisini birden yediye olacak şekilde (bir: “hiç de değil – rastgele veya şanslı bir olaydı”, yedi: “çok”) derecelendirdiler. Ayrıca, gönüllülerin sezgiye olan inancı da ölçüldü. Sonuçlar, deney grubunda yer alan (sezgiye olan inancın yazma görevi tarafından teşvik edildiği) insanların gerçekten de sezgiye daha fazla güvendiklerini göstermiştir. Dahası, deney grubundaki kadınlar değil erkekler hikayeleri değerlendirirken büyülü düşüncede bir artış gösterdi. Bununla birlikte, erkekler hem kontrol hem de deney grubundaki kadınlardan daha az büyülü düşünme göstermiştir. Birlikte ele alındığında, bu sonuçlar sezgiye olan güveni arttırarak (en azından erkeklerde) büyülü inançları artırmanın mümkün olduğunu göstermektedir.

Dördüncü ve son deneyde, araştırmacılar 456 katılımcıya ‘psikolojik piyango görevi’ testi uygulandı. Gönüllüler rastgele bir kontrol veya deney grubuna atandı. Deney grubunda gönüllülere, bir hayaldeki önemli yaşam olaylarına karşılık gelen sayıları kullandıktan sonra piyangoda yedi milyon dolar kazandıklarını hayal etmeleri gerektiği söylendi. Kontrol grubunda, katılımcılardan piyango veya hayallerin kazanılmasından özel olarak bahsetmeden sadece önemli bir yaşam olayı hayal etmeleri istendi. Daha sonra, her iki gruptaki gönüllülere sahte bir piyango girişi yapıldı ve sayıları kişisel olarak seçmek isteyip istemediklerine veya rastgele bir sayı üretecinin kendileri için sayılara karar verip vermeyeceğine karar vermeleri istendi. Daha da önemlisi, rastgele sayı üreteci seçeneği sayıları kişisel olarak seçmekten daha fazla piyango girişi sundu.

Sonuçlar, kadınların bu seçimi yapma hayali kurduklarını ve hayal ettikten sonra piyango numaralarını kendileri seçme olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösterdi. Buna karşılık, erkeklerin kararları iki grup arasında farklılık göstermedi. Bununla birlikte, ilginç bir şekilde, genel olarak erkeklerin en düşük seçimi yapma ve sayıları kendileri seçme olasılığı daha yüksek olmuştur. Yazarlar, bu bulgunun sezgi ile ilgisi olmadığını, ancak erkeklerin risk alma ve kumar oynama yönündeki yüksek eğilimlerinden kaynaklanabileceğini ileri sürmektedir.

Tüm bulgular birlikte ele alındığında, bu çalışmadaki dört deney sezgi ve büyülü inançlar arasındaki ilişki için güçlü kanıtlar sunmaktadır. Bu, sezgilerimizin – bazen olabildiğince yararlı olarak – karanlık bir yanı da olduğunu gösterir. Bu sonuç bilimsel kanıtlara rağmen, büyülü inançların kulağa çekici gelmesinin altında yatan şey olabilir.

 

Çeviren: Şevval Özkaya

Kaynak: PsychologyToday

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*