Nöro-Cinsiyetçilik: Kadın ve Erkeklerin Farklı Beyinleri Olduğu Efsanesi Prof. Dr. Lise Eliot, Şikago Üniversitesi, Rosalind Tıp Fakültesi, Sinirbilim

Cinsiyetçi Beyin: Kadın Beyni Efsanesini Parçalayan Yeni Sinirbilim, Gina Rippon (2019)

​     “Cinsiyetçi Beyin” kitabının yazarı bilişsel sinirbilimci Gina Rippon, kitabının başında kadın ve erkek beyni arasındaki sayısız farkları “nihayet” açıklayan çalışmalardan birini anlatıyor. Bu çalışma Irvine’de, Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan ve 21 erkek ile 27 kadının Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) analiziydi (2005’te yayınlandı). Her ne kadar günümüz standartlarına göre küçük bir çalışma olsa da bu çalışma gazete ve bloglardan televizyona, kitaplara ve nihayetinde öğretmen eğitimi ve kurumsal liderlik konferanslarına kadar birçok alanda konuşuldu.

​     2010 yılında bir sabah uyandığımda, Amerika’da bir televizyon ağı olan CBS’nin yayınladığı Early Show programında bu çalışmanın kötü değerlendirmesiyle karşılaştım. Sunucu Harry Smith’in tıpla ilgili yazılar yazdığını söylediği Jennifer Ashton, erkeklerin kadınlardan 6,5 kat daha fazla gri maddeye sahip olduğunu, kadınların ise erkeklerden 10 kat daha fazla beyaz maddeye sahip olduğunu açıkladı. Daha sonrasında erkeklerin matematikteki zekâları ve kadınların aynı anda birçok işi yapabilmedeki acayip yetenekleri hakkında espriler yapıldı. Bu farklılıklar doğru olsaydı, kadınların kafasının erkeklerinkinden yaklaşık %50 daha büyük olması gerektiği bir kenara, Irvine ekibi beyin hacimlerini karşılaştırmadıklarını unutmayın; onlar sadece IQ ile gri veya beyaz madde ölçümleri arasında bir korelasyon olup olmadığına bakmışlardı.

Nöro-Cinsiyetçilik

​     Cinsiyet’e bağlı farkları araştırmaların tarihi, hesap yapamama, verileri yanlış yorumlama, kötü istatiksel analizler, tarafgirlikler, yetersiz kontroller ve daha kötüleriyle doludur. Cinsiyet farklılıklarının kötü-sinirbilimine karşı adı öne çıkan Rippon, sonsuz döngüyü göstermek için köstebeği sopalamak metaforunu kullandığı bu iddialı kitapta pek çok örnek gösterir. Bu döngüde, ilk önce bir beyin araştırması kadınlar ve erkekler arasındaki farklılık bulunduğunu iddia eder; sonra bu çalışma alaycı bir şekilde ‘Sonunda, gerçekler’ şeklinde herkese duyurulur; arkasından da başka araştırmacılar bu çalışmanın aşırı yorumlarını veya ‘ciddi tasarım hatalarını’ ortaya çıkarırlar ve şans eseri bu yanlış iddia bir süre ortadan kaybolur; ta ki başka bir araştırmayla ‘Aha’ denilene kadar; döngü böylece sonsuza kadar devam eder. Rippon’un da belirttiği gibi bu beyin farklılıkları avı bilimin elde ettiği bütün imkanlarla çağlar boyu devam etmiştir. MRG’nin de bu araştırmaların bir parçası olması nedeniyle son otuz yıldır bu araştırmalar çok fazla arttı.

​     Bununla birlikte Cinsiyetçi Beyin’de de ortaya koyulduğu üzere cinsiyete bağlı farklılıklara dair kesin bulgular bulunamamıştır. On dokuzuncu yüzyıldan beridir sevindikleri, kadın beyninin ‘‘140 gram daha az olması” dışında modern sinirbilimciler, erkeklerin ve kadınların beyinleri arasında belirleyici hiçbir fark tespit etmediler. 1995’te küçük bir Nature çalışmasının iddia ettiği, dil işlemlemenin kadın beyninde erkeklerinki gibi hemisferlerde eşit bir şekilde dağıtık olmadığı iddiası 2005’teki bir Nature meta-analizi ile yanlışlanmıştır. Beyin büyüklüğü vücut büyüklüğü ile orantılı olarak artar ve gri maddenin beyaz maddeye oranı veya korpus kallozum adlı sinir demetinin enine kesiti gibi bazı özellikler beyin büyüklüğüylüe lineer olarak değilse de belli bir miktar artar. Fakat bunlar miktardaki artıştır, elmayı armut yapmaz. Rippon’un da belirttiği gibi, kafası büyük bir kadınla kafası küçük bir erkeği karşılaştırdığımızda, kafa büyüklüğünün onların hobileri veya geliriyle ilişkili olmadığı görülmektedir.

Önyargının Tarihi

​     Rippon’un ana mesajı “toplumsal cinsiyet beynin de cinsiyetini üretecek” şeklindedir. Rippon’un kitabı, beyindeki farkları anlamayı baltalayan “nöro-cinsiyetçilik”e darbe vurmuş Angela Saini’nin Inferior (Aşağı Derece, 2017) ve Cordelia Fine’ın Delusions of Gender (Cinsiyet Aldatmacaları, 2010) kitaplarına omuz vermektedir. Eğer her şey geçmişte kaldı diyebilseydik onu okumak süper eğlenceli olurdu ama sopalanacak köstebekler hala kafasını çıkarmaya devam ediyor.

​     Rippon, kadınların “insan evriminin en aşağı biçimlerini temsil ettiği”ni anlatmak için taşınabilir kafatası ölçüm cihazı kullanan sosyal psikolog Gustave Le Bon’dan 1895 tarihli bir alıntıyla başlıyor. Rippon kitabını, Google mühendisi James Damore’un 2017’de iş arkadaşlarına gönderdiği, kadınların teknoloji ve liderlik rollerindeki yetersizliklerinin “biyolojik sebepler”i yazısıyla sonlandırıyor.

​     Rippon’un belirttiği gibi, kadınların daha aşağı olduğuna dair kanıt arayışı, daha çok kadın ve erkeğin birbirini tamamlıyor olduğunu ispatlamaya dönüştü. Bu böyle sürer, kadınlar erkeklerden daha az zeki değillerdir; sadece İncil öğretileri ile toplumsal cinsiyet rolleriyle çatışacak da olsa “bir şekilde” farklıdır. Bu nedenle, kadın beyninin empati ve sezgi bakımından güçlü, erkek beyinlerinin de akıl ve eylem için en iyi olduğu söylenir.

​     Pensilvanya Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, hayli tantanalı 2014 MRI araştırma sonuçlarını, yani kadın beynindeki bağlantıların çoğunlukla hemisferler arasında; erkeklerde ise bağlantıların aynı hemisfer içinde olduğu bulgusunu, kadınların ve erkeklerin beyinlerini, birbiriyle zıt istikametlerdeki bir metro haritasına benzeterek halkın kafasına bir resim gibi kazıdılar. Fakat bu harita, hem çalışmadaki ergen katılımcılardan elde edilen bulguların farklılaşmadığını, hem de püberteyle ilişkili olgunlaşma farklılıklarını veya beyin büyüklüklerini kontrol altına almadıklarını göz ardı ediyor, ki bunlar da kadın-erkek farklarını azaltmaktadır.

Kültürel Yollar

​     Peki olay beyin donanımında değilse, kadın ve erkeklerin ilgilerindeki ve davranışlarındaki belirgin farklılıkları nasıl açıklarız? İşte burası Rippon’un cinsiyetçi bir dünyanın insan beyni üzerindeki etkisine ilişkin tezini ele aldığımız yerdir. Rippon görüşlerini, cinsiyet farkı araştırmasının zavallı tarihinden modern beyin görüntüleme yöntemlerine, oradan da sosyal bilişsel sinirbilimin ortaya çıkışından yeni doğanlarda beyinde cinsiyete bağlı farklılıkların zayıf kanıtlarına doğru ilerlediği dört bölümde bir araya getiriyor. Rippon, daha anne karnındayken cinsiyetin belli olmasıyla birlikte çocukların “serebral süngerlerinin” kültürlerdeki pembe-mavi renk ayrımıyla ıslatılarak nasıl farklılaştığını anlatıyor.

​     4. bölüm her ne kadar mutlu sonlu olmasa da bizleri 21. yüzyıla getiriyor. Bilim ve teknoloji alanındaki kadınlara ve cinsiyetçi dünyanın (bilimin profesyonelleşmesi ve “parlak olma”nın erkeksi sterotipini de irdeleyerek) kadınların bu yüksek statülü aleme girmelerini nasıl engellediğini veya onların ilerlemelerine nasıl mani olduğuna odaklanıyor. Lin Bian, Sarah-Jane Leslie ve Andrei Cimpian’ın araştırması, yetenekli kadınların ‘çalışma delisi’, erkeklerin ise ‘vahşi dahiler’ olarak görülmekte olduğunu ve bu ayrımın çocuklarca daha altı yaşlarındayken içselleştirildiğini göstermektedir. Beyin gelişimini, özgüveni ve risk almayı farklılaştıran tüm bu faktörler kızların ve erkeklerin başarılarını ve kariyer çizgilerini de belirlemektedir.

Zihinleri Değiştirme

​     Son kısım da kitabın alt başlığı olan “Kadın beyninin efsanesini paramparça eden yeni sinirbilim” i açıklıyor. Beyin farkının çürütüldüğü bir aşamada neden bu sadece kadın beyniyle sınırlandırılıyor? İlk başta, bunun Louann Brizendine’in yazdığı Kadın Beyni (2006) çalışmasına bir darbe olduğunu düşündüm. Ya da bu, belki de gerçeğin garip bir çeşitlemesi olarak, genelde ‘kadın fizikçi’ veya ‘kadın cerrah’ dememiz suretiyle ‘kadın beyni’nin hacimce nasıl büyüdüğünün altını çizmektir.

​     Alt başlık bir yana, kitap, cinsiyetçi bir beyin kavramını çürütme hedefini gerçekleştirmektedir. Beyin, karaciğerden, kalpten veya böbreklerden daha fazla cinsiyet ayrımına tabi tutulmaz. Sonlara doğru Rippon, sayıları giderek artan cinsiyet değiştirmiş kişilerin veya mevcut iki cinsiyet kategorisi arasında yaşayanların giderek artması bulgularına değinmektedir. Fakat şimdilik Rippon, çoğumuzun, temelde tek cinsiyetli olan beyni kültürel cinsiyet ayrım yollarından birine veya diğerine sokan ‘biyososyal deli gömleği” ile bağlıyız şeklinde sonlandırıyor.

Çeviren: Ebrar Özdemir

Orijinal Metinhttps://www.nature.com/articles/d41586-019-00677-x

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*