Tanrılık Halleri

     Montaigne “En az bildiğimiz şeyler” der Denemeler’inde, “tanrılaşmaya en elverişli olanlardır.” Bu kallavi cümlesinin akabinde, insani özelliklerle donatılmış Yunan tanrılarını anlamlandıramadığından dem vurur ve Cicero’dan yaptığı bir alıntıdan sonra da bu durumu ne derece esefle karşıladığına bizleri şahit tutar:

     “Tanrıların yüzlerini, yaşlarını, elbiselerini, süslerini biliyoruz; Şecereleriyle, evlenmeleriyle, akrabalıklarıyla hep biz aciz insanlara benzetilmişlerdir: Onların ruhları da aynı yanlış yollara sapmaktadır, tanrıların da tutkularından, kederlerinden, hiddetlerinden söz edilmektedir.”
-Cicero

     “İnanca, doğruluğa, namusa, özgürlüğe, barışa, zafere, dindarlığa, hatta hazza, sahteciliğe, ölüme, hırsa, ihtiyarlığa, sefalete, korkuya, hastalığa, felakete, şu zavallı, cılız hayatımızın daha birçok belalarına birer tanrı işi diye bakmak aynı şeydir.”

     Montaigne’den duyduğumuz bunca olumsuz ya da eleştirel söz üstüne aklınıza takılır da “Yahu bu Yunan tanrılarının insanlardan hiç mi farkı yoktu?” diye sorabilirsiniz. Cevap:Vardır ama çok da yoktur. Bir istisna ile Yunan tanrılarının insanlardan farkı “ölümsüz” olmalarıdır. Olympus tanrıları olarak da bilinen ve Yunan mitlerinde karşımıza çıkan duygu, düşünce, davranış gibi farklı veçheleriyle bize çok tanıdık olan bu tanrılar adeta insansıdırlar. Monteigne’nin bu konudaki fikirleri ne denli doğru ne denli yanlış tartışılır fakat bizim konumuz insansı tanrıların öykülerinde insanlar kendilerini ne derece bulabilirler/tanıyabilirler?

     Birey olarak hepimizin bir takım farklar ile birbirinden ayrılan öyküleri vardır ve fakat bu öykülerin benzer kısımları aslında pek çok yerde yaşanmıştır, yaşanıyordur ve yaşanacaktır. Mehmet Akif, ibret almak noktasında noksan gördüğü insanlığa sitem ederken bir yandan da tarihin tekerrür olarak tarif ediliyor olmasını kabul ediyordu. İnsan insana, hikayeler hikayelere benziyor ve nihayetinde tarih de tekrara düşmeden edemiyor. Bunun Olympus tanrılarıyla alakasına gelince; yakın zamanlara dek çıkan fakat şimdilerde sadece sahaflarda karşılaşabileceğiniz bir derginin kapağında Goethe’nin “İnsan kendini yalnızca insanda tanır.” sözü yazıyordu. Bunca ifadeden ve bu vecizeden hareketle diyebilmek mümkün ki Yunan mitolojisinin her bir tanrısının başından geçen maceralar, trajediler, eğlenceler, hasılı hayat hikayelerinde insanın kendisine rastlaması işten bile değil. Bütün bunlara ek olarak insanın kendisini anlamak adına mitolojik öykülere yönelmesine psikoloji ile ilişkili kişiler de yardımcı olsalar ne güzel olur. Psikoloji ve mitoloji el ele verseler insanı/kendini tanımak daha kolay ve keyifli bir hal de alabilir.

     İş bu noktada bir eski çağ tarihçisinin -Evren Şar İşbilen-  ve bir psikoloğun -Gamze İnan Kaya- “İnsanlardan tek farkları, ölümsüz olmaları” alt başlığı ile kaleme aldıkları “Tanrılık Halleri” kitabı arayışlarımıza karşılık veren bir çalışma olarak beliriyor. Korku, macera, şiddet, cinsellik, erkeklik, kadınlık, yaratıcılık, narsisizm, haset, affetmek… Kuramsal temele dayalı pek çok farklı başlık altında Olympus ‘un sakinlerinin aramızda dolaştığına tanıklık etme imkânı bulduğumuz bu kitapta, Pan’ın öyküsünün nasıl Panik Atak, Narcissus’un kandan gözyaşlarının nasıl nergis çiçeği olarak bugünlere geldiği bilgisine de erişebiliyoruz. Geçmişte cereyan eden bu olaylar silsilesinden bugünlere bir pencere açılıyor ve insansı tanrıların öykülerini okudukça merakımız da katlanıyor. Kim kendini okumaktan haz duymaz ki! Borges’in “All Our Yesterdays” şiirinde dediği gibi:

“Bilmek istiyorum geçmişim kimin.
Gelip geçenlerden hangisinin?”

 

Yazan: Muhammed Taha Esmeray

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*