Oliver Sacks: Bahçelerin İyileştirici Gücü

     Nörolojik olarak derinlemesine engelli olanlar için bile, doğa herhangi bir ilaçtan daha güçlü olabilir.

     Oliver Sacks bir nörolog ve birçok kitabın yazarıydı. Bu, Dr. Sacks’in yazdığı bir yazı koleksiyonu olan “Her Yerinde Her Şey” den bir alıntıdır.

     Bir yazar olarak, yaratıcı süreç için gerekli bahçeleri bulurum; bir hekim olarak ise hastalarımı mümkün olduğunca bahçelere götürüyorum. Hepimiz yemyeşil bir bahçede veya zamansız bir çölde gezinme, bir nehir veya okyanus kıyısında yürüyüş yapma, bir dağa tırmanma ve kendimizi eşzamanlı olarak sakinleştirip yeniden canlandırarak, aklıyla ilgilenerek, beden ve ruh içinde tazelenmiş olarak bir deneyimde bulunduk. Bu fizyolojik durumların bireysel ve toplum sağlığı üzerindeki önemi temel ve geniş kapsamlıdır. 40 yıllık tıbbi uygulamada, kronik nörolojik hastalıkları olan hastalar için hayati önem taşıyan yalnızca iki tür ilaçsız “terapi” türü buldum: müzik ve bahçeler.

     En harika bahçeler ile savaştan önce, annem ya da teyzem Len’in beni Kew’deki büyük botanik bahçesine götürdüğü zaman tanıştım. Bizim bahçemizde de eğrelti otları vardı ancak oradaki gibi altın ve gümüş eğrelti otları, su eğrelti otları, filimsi eğrelti otları yoktu. Kew’de amazon nilüferinin, Victoria Regia’nın devasa yaprağını görmüş ve çağımın birçok çocuğu gibi, bu dev zambak pedlerinden birine bebekmiş gibi oturmuştum

Londra’daki Kew Bahçeleri’ndeki Palmiye Evi.

     Oxford’da bir öğrenciyken, Avrupa’da kurulan ilk duvarlı bahçelerden biri olan Oxford Botanik Bahçesi’nden çok farklı bir bahçeyi zevkle keşfettim. Boyle, Hooke, Willis ve diğer Oxford figürlerinin 17. yüzyılda orada yürüdüğünü ve meditasyon yaptığını düşünmekten memnuniyet duymuştum.

Amsterdam’da Hortus Botanicus.

     Nereye gidersem gideyim botanik bahçelerini ziyaret etmeye çalışıyorum, onları müzeler veya bitki kütüphaneleri gibi zamanlarının ve kültürlerinin bir yansıması olarak görüyorum. Bunu, Amsterdam’daki güzel 17. yüzyıldan kalma Hortus Botanicus’ta, çağdaş ve muazzam Portekizli Sinagog ile birlikte hissettim. Spinoza eskiden nasıl zevk almış olabilir? İkinci aforozdan sonra kısmen Hortus’tan ilham alan “Deus sive Natura” vizyonunu mu görüyordu?

     Padua’daki botanik bahçesi daha da eski, 1540’lı yıllara kadar gidiyor ve tasarımında ortaçağ mimarisi hakim. Burada Avrupalılar ilk kez Amerika ve Doğu’dan bitkilere bakıyorlar, bu bitki formları gördükleri ya da hayal ettikleri her şeyden daha garip geliyor onlara . Aynı zamanda Goethe’de buradaydı ve bitkilerin metamorfozları teorisini tasarladı.

Padua’nın botanik bahçesi, İtalya’da 1545’te, Padua Üniversitesi Tıp Fakültesi Botanik Profesörü Francesco Bonafede tarafından kurulmuştur.

     50 yıldan beri New York’ta yaşıyorum ve burada yaşamak bazen bu bahçeler sayesinde benim için katlanılabilir hale geliyor. Bu benim hastalarım için de geçerliydi. New York Botanik Bahçesi’nin hemen karşısındaki hastane Beth Abraham’da çalışırken, hastaların en çok bahçeyi ziyaret etmekten hoşlandıklarını buldum – hastalar, hastane ve bahçeden iki farklı dünya olarak bahsettiler.

Manhattan’daki Elizabeth Street Garden’dan zevk alan insanlar.

     Doğanın beynimizdeki sakinleştirici ve organize edici etkilerini tam olarak nasıl kullandığını söyleyemem, ancak hastalarımda, doğanın ve bahçelerin restoratif ve iyileştirici güçlerini, nörolojik olarak derin engelli olanlarda bile gördüm. Birçok durumda, bahçeler ve doğa, herhangi bir ilaçtan çok daha güçlüdür.

     Arkadaşım Lowell’in orta derecede şiddetli Tourette sendromu var. Her zamanki gibi yoğun şehir ortamında, her gün yüzlerce tik ve sözel boşalmaları var – homurdanma, zıplama, zorunlu şeylere dokunma gibi. Bu nedenle, bir gün bir çölde yürüyüş yaparken onun tiklerinin tamamen ortadan kalktığını görünce çok şaşırdım. Manzaranın kalabalıklığı, doğanın etkisizleştirici sakinleştirici etkisiyle bir araya geldiğinde, en azından bir süre nörolojik durumunu “normalleştirmeyi’’ sağlamıştı.

     Guam’da tanıştığım Parkinson hastalığına sahip yaşlı bir kadın, sıklıkla kendini donmuş buluyor, hareketlerini başlatamıyordu – bu durum parkinson hastaları için ortak bir sorun. Ama bir kez onu bitkilerin ve bir kaya bahçesinin farklı bir manzara sağladığı bahçeye götürdüğümüzde, bununla elektrik çarpmış gibi oldu ve hızla, yardımsız, kayalara tırmanıp tekrar aşağı inebildi.

Şubat ayında New York Botanik Bahçesi’nde bir nilüfer.

     Çevresine çok az yönelme hissine sahip demans veya alzheimer olan çok sayıda hastam var. Ayakkabılarını nasıl bağlayacaklarını ya da pişirme araçlarını nasıl kullanacaklarını bile unuttular. Ama onları bazı fidelerin bulunduğu bir çiçek yatağının önüne koyduğunuzda tam olarak ne yapacaklarını bileceklerdir – daha önce bir hastanın bu şekilde  bir şey diktiğini görmedim.

     Hastalarım çoğunlukla bakım evlerinde veya kronik bakım kurumlarında yaşıyorlar, bu nedenle bu ortamlar onların fiziksel refahlarını arttırmada çok önemlidir. Bu kurumların bazıları hastaları için daha iyi imkan sağlamak için açık alanlarının tasarımını ve yönetimini aktif olarak kullanıyorlar.

     Açıkçası, doğa içimizde çok derin bir şeyi çağırıyor. Doğaya ve canlılara duyulan aşk olan ‘’biophilia’’, insanlık için önemlidir. Doğa ile etkileşime girme, onu yönetme ve yönlendirme arzusu ‘’hortophilia’’ da bize aşılanmıştır. Doğanın sağlıkta ve iyileşmede oynadığı rol, penceresiz ofislerde uzun günler çalışan insanlar için, yeşil alanlara erişimi olmayan şehir mahallelerinde yaşayanlar için, şehir okullarındaki çocuklar için veya bakım evleri gibi kurumsal ortamlarda olanlar için daha da kritik hale geliyor. Doğanın niteliklerinin sağlık üzerindeki etkileri sadece ruhsal ve duygusal değil aynı zamanda fiziksel ve nörolojiktir. Beynin fizyolojisindeki derin değişiklikleri ve hatta yapısını bile yansıttıklarından şüphem yok.

 

Çeviren: Şevval Özkaya

Kaynak:  NY Times

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*