Özgürlüğe Bir Tehdit: Savaş Psikolojisi

     Dünya türlü felaketlerden, kaçınılmaz sonlardan oluşmuştur. Kimi doğa tarafından kimi de bizzat kendi ellerimizden çıkmış felaketler ve sonlardır bunlar; savaş, terör, hırs ve kin ve bu dünya sadece yaklaşık beş bin yılda bile on beş binin üzerinde savaş gördü. İnsanlığımız gün geçtikçe insanlığımızdan uzaklaştı.

     Savaş türlü ihtiyaçların karşılanamadığı ve bu nedenle motive edici faktörlerin de azalması sebebi ile strese, psikolojik bozukluklara ve travmalara sebep olur. Türlü ihtiyaçlarından bahsetmek gerekirse bunlar çoğunlukla fiziksel ve sosyal ihtiyaçlardır. Hijyen, beslenme, barınma bunların başında gelir. Bir başka açıdan oluşacak psikolojik problemlerin  diğer sebepleri, savaşın yaşattığı ölüm korkusu ve özgürlüğün kısıtlanmış olmasıdır.

     Savaş çok boyutlu olarak, her türlü iyilik halini bozan temel travma sebeplerinden birisidir. Savaş esnasında ve sonrasında kişi üzerinde bıraktığı ilk psikolojik etki travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olarak adlandırılabilir. Travma sonrası oluşan stres özel ve genel bir çok olaydan sonra yaşanır fakat temel sebeplerinden bir kaçı da savaş, terör ve patlamalardır.

     Travma sonrası stresin en büyük belirtileri uykusuzluk, sık sık olaylardan tereddüt duyma ve gelecekten beklentinin azalmasıdır. Büyük yıkıntılara sebep olan savaş gazilerinin de bu belirtileri gösterdikleri de bilinmektedir. TSSB, tarihsel olarak ilk başta Amerika’daki Vietnam Savaşı’ndan dönen askerlerde gözlenmiştir ve sonrasında araştırılmaya başlanmıştır.  Birçok TSSB de iyileşmenin olmadığı ve kronikleştiği bilinmektedir.

     Savaşın psikolojik yıkıntıları ile ortaya çıkan diğer tüm bozuklukları da başlıklar halinde açıklamak gerekebilir.

  Travma sonrası stres bozukluğu

  Akut stres bozukluğu

  Post travmatik depresyon

  Yaygın anksiyete bozukluğu

  Bta aşırı stres bozukluğ u

  Kısa psikotik bozukluk

  Dissosiyatif amnezi

  Depersonalazisyon bozukluğu

  Somatizasyon bozukluğu

  Konversiyon bozukluğu            

     Savaşın askerler üzerideki etkisini ise en somut psikolojik rahatsızlıkla ortaya koyduğu sendrom;  Shell Shock sendromudur. Savaş bunalımı olarak da adlandırabiliriz bu mental bozukluğu. Shell Shock sendromunu açmak gerekirse bu sendromu yaşayan asker vücudundaki kasılmaları kontrol edemiyor, acılar çekiyor ve titremelerden muzdariptir. Yine bir ölüm korkusu ve stresin birleştiği nokta da ortaya çıkıyor bu sendrom. Asker savaşa dair anıları seneler sonra hatırlasa bile aynı tepkileri veriyor ve bu sendrom her ne kadar zayıf karakterli kişilerde oluştuğu düşünülse de tahmin edildiğinden çok fazla asker üzerinde gözleniyor.

     İnsana sosyal ilişkilerinde ve hayata bakış açısında onu etkileyecek en zayıflatıcı nokta dünyaya ve yaşama karşı inancının sarsılmış olmasıdır. Savaş biz de en yıkıcı etkisini burada gösteriyor.

     Çocuklar, askerlerin ve savaşanların dışında savaş psikolojisinden etkilenen diğer büyük popülasyonun içindedir. Bu psikolojik etkiler kimi zaman kısa vadede kimi zaman da kişinin tüm ömrünü kapsayacak sürede devam eder. Savaşın temel amacı olan Ölüm korkusu ile yüz yüze kalan çocuklar geleceğe dair umutsuz, kaygılı ve korkuları olan bir psikolojiye bürünür. Gelecek algısına yönelik olumsuz düşüncelere sahip olurlar. Öfke kontrolü sağlanmaması, aşırı hareketlilik ve hareketsizlik, içe kapanma çocuklarda görülen en yaygın psikolojik belirtileridir ve çocuk bizzat şahit olduğu şiddetin bu denli güçlü olduğu savaşın gelecekte kendisinin saldırgan bir birey olmasına ortam hazırlandığının farkında dahi değildir.  Bu nedenle savaşı yaşayan çocukların psikologlar eşliğinde konuşma yapması ve türlü yöntemlerle içe atılan duyguların tekrar gün yüzüne çıkması sağlanmalıdır.

     Günümüzde halen acı vermeye devam eden Suriye iç savaşına dair en dokunaklı ve en içimize işleyecek satırlar o savaşı yaşayan bir çocuğa ait;

     “Savaş bitsin, çocuklar ölmesin ve tüm dünya çocukları barış içinde yaşasın.”

     Savaştan etkilenme cinsiyetler arasında da fark oluşturmaktadır. Kadınların erkeklere oranla savaştan daha çok etkilendiği gözlenmiştir. Bunun sebebi ise erkeklerdeki duygu kontrolünün daha fazla olmasıdır.

     Savaşın kişide sadece psikolojik bir boyutu yoktur. Savaş ile artan stresin hormonların salınımdaki miktara etki ettiği bilinmektedir. Bununla beraber de ciddi fizyolojik rahatsızlıklar görülür. Beyinden salgılanan stres kaynaklı hormonlar en çok kalp ve mideyi etkilemekte ve kronik hastalıklara sebep olabilmektedir.

     Peki, bu travmalar, psikolojik baskılar, sağlık problemlerine çözüm olarak ne yapılmalıdır? Kişi tek başına değil psikiyatrik ve psikolojik destek alarak ve ölüm korkusunu, kısıtlanmış özgürlüğünü saf dışı bırakarak ilerlemeli hayatında ve en önemlisi yapılması gereken yegane çözüm yolu savaşları bitirmektir sonsuza dek.

 

  “Yurtta sulh, cihanda sulh.”

                                      M. KEMAL ATATÜRK

Yazan: Miray Özden Kıran

Faydalanılan Kaynaklar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*