Psikologların Instagram’la İmtihanı: Başlangıç

Bu yazının başlığını böyle seçmemin nedeni benim de bundan 4 ay önce Instagram hesabı açmam ve bu şekilde Instagram dünyasına entegre olmamdır. Bu süreçte gözlemlerimi başka bir yazıda aktarmak çok isterim, fakat bunu tek bir yazıda yazmamın yazıyı gereğinden fazla uzatacağını ve karmaşık hale getireceğini gördüğüm için bu yazıyı bir seri halinde her ay aktarmaya karar verdim. İlk olarak Instagram’a olan ilginin neden ve nasıl oluştuğunu anlatmak isterim. Daha sonraki aylarda dünyadaki meslektaşlarımızla bu konuda neden ayrıldığımızı ve Instagram üzerinden yapılan etik ve klinik hataları anlatmaya çalışacağım böylece bu yazı dizisini okuyan kişiler genel anlamda bir çerçeve çize bilecekler.

2005 yılında Türkiye’de psikoloji bölümü sayısı 10 üniversiteden azdı ve psikoloji bölümü mezunlarının iş garantisi vardı. Bu kazanım psikoloji öğrencilerini bulunduğu fakültelerde ayrıcalıklı bir noktaya taşıyordu ve psikolojiye olan ilgiyi arttırıyordu. Şartlar çok kısa zamanda değişti ve mezun olduğum yıl (2009) işsizlikle psikologlar hafif hafif tanışmaya başlamışlardı. İşte o yıllarda ilk defa “klinik psikolog” tartışması da hiç yoktan çıka gelmişti. Klinik psikolog tartışması sadece yeterlilik ya da yetersizlik tartışması değildi aynı zamanda 4 yıllık psikoloji bölümlerini de tartışmaya açıyordu.

Bu tartışma küçük adımlarla başladığı o yıllarda psikoloji bölümü mezunu olmayı ayrıcalıklı olmaktan yetersiz bir konuma itmekteydi. Buna birçok meslektaşımız itiraz etti. Buna itiraz edenlerin açtığı dernekler bile oldu. İtiraz iki şeyden dolayı işe yaramadı. Bunlardan ilki akademik ünvanlı psikologlar bunu yoğun bir şekilde destekliyorlardı bir diğer sorunda o zamanlarda artmaya başlayan psikoloji lisans mezunlarının kendini yetersiz ve değersiz hissetmeleriydi. 2010’ların başında Türkiye’de açılan üniversitelerden dolayı “psikoloji bölümü enflasyonu” başlamıştı. Örneğin benim lisan bölümünü kazandığım yıl üniversite tercih kitapçığında az sayıda olduğu için psikoloji bölümlerinin olduğu yeri bulmak zor iken şimdi kitapçığı açtığınız her sayfa da psikoloji bölümü var. Psikoloji bölümü enflasyonu ardından bir şeyi getirdi: işsizlik ve çaresizlik.

Sayıdaki bu dramatik artış sadece psikoloji bölümünü sınavla kazananlardan kaynaklanmıyor çünkü Türkiye’de psikoloji bölümü açan üniversitelerin sayısı sadece artmadı psikoloji bölümünde ana dal ve yan dal yapan öğrenci sayısı da kontrolsüz şekilde arttırılınca mezunlar arasında rekabet geçmişe göre çok daha fazla kızıştı. Bu rekabetin merkezinde elbette ki psikoloji bilimi yok; tüccar zekâsı ve şark kurnazlığı var. İş böyle olunca da farklılık yaratma arzusu trajik bir noktaya geldi. İlk olarak psikologlar ve psikiyatristler para vererek sabah programlarına ve çeşitli gazetelerin köşe yazılarına konuk oldular. Para karşılığı konuk sever gözüken bu programlarda psikologlar ve psikiyatristler çoğu zaman gerçek bilimle halkın karşısına çıkmadılar daha çok reyting getirecek popülist sunum ve söylemler yaptılar. Bunun karşılında büyük imkân ve kaynak kazandılar. Bu kazanım sonucunda bu meslektaşlarımız pastadan büyük bir pay aldılar. Aynı işgalci düşünce akımları gibi zihinsel yağmanın enkazına değil kazanılan zafere yoğunlaştılar ve yeni bir akım oluşturdular: Telepsikovole (Benim uydurduğum bir kavram).

Telepsikovole akımına kapılan psikolog arkadaşların yaptıkları etik hatalar çok eleştirilse de halkın büyük bir ilgisini çekti. İşte tam o sırada yeni bir psikolog kavramı da hayatımıza girdi: Sahte Psikolog. Sahte psikolog dediğimiz kişilere “beyaz yaka antisosyal”ler demek daha doğru olur, çünkü bu kişiler hapishaneden sahte ölüm raporu hazırlatarak çıkan Steven Jay Russell’ın farklı bir çeşidi. Sahte psikologlar kendileri psikoloji bölümü okumamalarına ve psikoloji bilimiyle bir alakaları olmamalarına rağmen psikolog olduklarını ifade eden kişilerdir. Bu dostlarımızın bu cüretti almalarında tam olarak telepsikovole akımı çok etkili olmuştur.

Nedeni çok basit, psikoloji gibi ağır ve karmaşık bir bilimi insanlara evde yapılan pizza gibi sununca Russell ve kuzenleri “bunu ben de yapabilirim ne var” demişlerdir ve nitekim yaptılar. Sonra ne oldu herkes bu kişileri incelemeye aldı ve bu kişilerin kim oldukları ifşa oldu. Tepki büyüdü ve televizyon programlarından uzaklaştırdılar. Bu sırada uzmanlardan farklı bir şekilde halk bu kişileri ve anlattıklarını çok beğendi. Beğendiler, çünkü psikoloji bilimini evde yapılan pizza haline getirince halk baktı bunların pizzalarında ayrıca sucuk var madem öyle onlardan alalım dedi.

Son 5 yılda kademeli olarak bu süreç kontrol mekanizmalarının daha zayıf olduğu Instagram’a doğru kaydı. Bu süreç psikologların da içinde bulunduğu meslektaşlarımızı bilimsel ve etik kaygılardan üye takipçi bulma arzusuna itti. Böylece meslektaşlarımız enerjilerini çok ihtiyacımız olan kitap veya makale yazmak yerine içerik üretmeye verdiler Hem daha basitti hem de daha çok “like” alıyorlardı. Bizim zamanımızda psikoloji mezunları “Muzaffer Şerif” olmak için okurken şimdi psikolog arkadaşlar “Instagramer” olmaya çalışıyorlar. Bunu eleştiriyorum, çünkü bütün gününü Instagram için içerik üretmeye çalışan bir psikolog ne zaman kitap okuyacak ne zaman ürün çıkaracak. Unuttuğumuz bir şey psikolojinin fizik, kimya, biyoloji gibi temel ve zor bir bilim olması. Bunun için emek ve zaman gerekiyor. Daha önemlisi amaca yönelik motivasyon gerekiyor.

Maalesef ki bu motivasyon ve hedef hiyerarşisi son zamanlar da başka nedenlerden dolayı bozulmaya başlandı. Etik kuralların kimliği deforme oldu, müşteri ve popülizm odaklı işleyiş hem psikiyatriye hem de klinik psikolojiye büyük zarar verdi. Kitabi bilginin yerini söylentiler ve temelsiz varsayımlar aldı. Daha kötüsü alana olan güven ciddi hasar aldı.

Bütün bunları görmesine rağmen akademisyenler ve klinisyenler sadece izlediler. Çok cılız bir tepki vermek dışında bir şey yapmadılar, daha doğrusu yapmaya çalıştılar, fakat yapısal sorunlar nedeniyle hareket edemediler. Bütün bunlar 15 yıl içerisinde gerçekleşti. Kontrolsüz sayıda artan psikologlar, psikolojik danışmanlar ve hatta son zamanlar da psikiyatristler büyüyen yeni problem havuzuna giriyorlar.

Şöyle geçmişe baktığımda yeni meslektaşlarımıza büyük ve zor tamir edilecek hasarlı bir alan bırakıldığını görüyorum. Bu hasarı tamir etmeden çıkacak meslek yasası kurşun deliğine uygulanan pansuman gibi olacaktır. Oysaki hasar ameliyat ve dinlenme gerektiriyor. Yani son zamanlarda dilden düşmeyen yapısal reformlar bizim de içinde şart gözüküyor. Bu yapısal değişimleri yapamazsak gelecek yazımın başlığı “Psikologların Tiktok’la İmtihanı” olacak.

Klinik Psk. Umut KARAGÖZ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*