Sanal Bir Dünya Gerçeği Ne Kadar Yansıtır

Sosyal medyanın hayatınızdaki anlamı tam olarak nedir? Gezindiğiniz bazı sayfalar sizi durduk yere mutsuz ediyor mu?  Beğeniler veya tam tersi olumsuz eleştiriler gerçekten önemli mi? Fotoğraf, video ya da yazılar aslını ne kadar içinde barındırır?

Son dönemlerde sosyal medyanın hayatımızdaki yeri yadsınamayacak kadar fazla. Özellikle ergenlik döneminde olanlar vakitlerinin çoğunu bu sanal dünyada geçiriyorlar. Ergenlik döneminde olan birey fizyolojik ve psikolojik olarak değişmeye başlar. Takdir edilmek, onaylanmak, kabul görmek ister. Başkalarıyla kendini kıyaslayabilir veya kendince doğru kabul ettiği şeylere ulaşmak da isteyebilir. Bütün bunlar anormal sayılacak şeyler değil aksine normal bir işleyiştir. Bence bizim odaklanmamız gereken nokta, gençler var olma çabasını nerede, ne şekilde gerçekleştirmeye çalışıyorlar?

Sakın yanlış anlaşılmasın! Niyetim medyayı yerden yere vurmak değil. ‘Sosyal medya çok tehlikeli, insanlar bilmem kaç boyutlu ekranlara hapsoldular’ gibi şeyler de -o başka bir konu, belki başka yazıda değiniriz- söylemiyorum. İnsanlarla iletişim halinde olmak, arkadaşlar edinmek, yardım platformları ile daha çok insana yardımcı olabilmek vb. çok güzel şeyler. Ama biliyoruz ki işler sadece bu noktalarda kalmıyor.  Hadi kendimize karşı dürüst olalım! Birkaç soruya hazır mıyız?

. Güzel bir mekanda arkadaşlarınızla otururken attığınız hikayenin kaç kişi tarafından izlendiğini veya kimler tarafından görüldüğünü merak etmediğiniz oluyor mu?

. Fotoğraflarınızı filtre kullanmadan attığınız oluyor mu? Yoksa fotoğraf paylaşmadan önce onu iki saat ayarlamakla uğraşıp en son ‘zaten berbat çıkmışım’ deyip, paylaşamıyor musunuz?

. Arkadaş sayınızın az olduğunu düşünüp, bir hışımla takipçi satın aldığınız oldu mu? Peki takipçinin fazla olması neden bu kadar önemli?

Elbette değişkenlikler olabilir ama bireylerin çoğu için durum bu soruların onaylayıcı yanıtlarından oluşuyor. Beğenilmek veya takdir edilmekle ilgili doyumu artık bu platformlar insanlara sağlamaya başladı. Lakin filtreli fotoğraflar, kopyala yapıştır yazılar aslında, aslını yansıtmıyor bana göre. Çünkü amaç basit bir paylaşımdan ziyade içteki hazzı doyurmak. Beğeniler ne kadar fazlaysa o kadar güzeliz/yakışıklıyız, takipçi ne kadar fazlaysa o kadar özgüvenimiz yerinde, hikayelerimizi kaç kişi izliyorsa biz o kadar seviliyoruz. Tehlikenin farkında mısınız?

Bütün bunların akabinde bazı problemler patlak veriyor doğal olarak. Örneğin medyanın dayattığı güzellik algısına kendini kaptırıp ona ulaşmaya çalışan birçok insan mevcut. Fakat her ne yaparsa yapsın, fiziksel olarak ufak tefek veya hiç kusuru olmamasına rağmen kendini hiç beğenemeyen insanlar ne yazık ki artışta. Bu bir hastalıktır ve ismi  Beden Dismorfik Bozukluk ‘tur.

BDB’nin yanında  anoreksiya ve bulimia’nın da artış sebebi aslında dayatılan bu algıya ulaşma çabasından başka bir şey değil.

Aslını yansıtmayan sahte hayatlar zamanla insanları yalnızlaştırıyor. Bununla birlikte hem obsesif(takıntı), hem depresyon vakaları artmaya devam ediyor.

Diyeceğim o ki: sizi var eden şey sahte beğeniler değil sizin kendinizi gerçekten beğenmeniz. Her ne olursa olsun kendinizi sevmekten asla vazgeçmeyin. Benden sizlere kocaman mavi kalp ve beğeni emojisi.

 

Yazan: Elif Ateş

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*