Alfred Adler’e Göre Saldırgan (Agresif) Tipin Karakter Özellikleri

Merhaba sevgili okurlar. Alfred Adler’in “İnsanı Tanıma Sanatı” adlı kitabından saldırgan tipin karakter özelliklerini okuyacaksınız. Aslında yazının büyük bir çoğunluğu kendini beğenmişlik ile alakalı çünkü Alfred Adler en çok bu karakter özelliğine vurgu yapıyor. Sizin için olabildiğince özet geçeceğim. İyi okumalar.

     Kendini Beğenmişlik

Saygınlık tutkusu, insanların ruhsal yaşamlarında bir gerginliğe sebep olur ve bu gerginlik yüzünden insanlar güçlülük ve üstünlük amacını daha bir açıklıkla gözüne kestirir ve normalden daha yoğun çabalarla söz konusu amaca ulaşmaya çalışır. Konusu açılmışken kısaca açıklamak gerekirse, güçlülük ve üstünlük amacı Alfred Adler’e göre aşağılık duygusunun etkisiyle oluşan ve toplumsallık duygusuyla bağdaşmayan olumsuz bir eğilimdir. Bu ufak açıklamanın ardından konumuza geri dönelim. Bu karakter özelliğini yoğun olarak barındıran insanlar için hayat sanki büyük bir zafer beklentisine dönüşür. Bu insanlar nesnelliğe sırt çevirirler çünkü yaşamla ilişkilerini yitirmişlerdir ve akıllarını kurcalayan tek bir sorun vardır o da başkaları üzerinde nasıl bir izlenim bırakacaklarıdır ve başkalarının kendileri hakkında neler düşüneceğidir. Bu durum ise ne yazık ki eylemsel özgürlüğü alabildiğine engeller.

Ancak, bu karakter özelliği az ya da çok her insanda rastlanır. Kendini beğenmişlik özelliğinin açıkça sergilenmesi başka insanlarda kötü izlenim bırakacağından bu özellik çoğu zaman çeşitli kılıklara girer. İnsan belirli ölçüde bir alçakgönüllüğü içinde barındırabilir ama yine de kendini beğenmiş olabilir. Bazı insanlar kulağa daha hoş geldiği için “hırs” veya “hamaratlık” sözcüklerine sığınırlar ancak bu kelimleler sık sık kendini beğenmişliği kamufle etmek için kullanılırlar. Kendini beğenmiş kişi, uğradığı başarısızlıkların suçunu adet olduğu üzere, kendisi üstlenmeyerek başkalarının üzerine yıkmaya başlar. Hep kendisi haklı, başkaları haksızdır. Gelgelelim, kendini beğenmişlerin ağzından işitilen hep yakınma ve özür dilemelerdir. İnsan ruhunun birtakım numara ve oyunlarıdır bunlar; kendini beğenmişlik duygusunu ayakta tutabilmek, üstünlük duygusunun yara almadan varlığını sürdürmesini sağlayıp, bir sarsıntı geçirmesini önlemek için başvurulan önlemlerdir.

Bugünkü toplumsal düzende insanın kendini beğenmişlikten tümüyle yakayı sıyırması gerçekleşecek gibi değildir. Bunu bilmek önemlidir çünkü uygarlığımızın alabildiğince güçsüz bir yanına parmak basmış oluyoruz. Öyle bir güçsüzlük ki, bir sürü insanın mahvolup gitmesine, ömür boyu mutsuzluk içinde yaşamasına ve her zaman felakete kaynaklık eden yerlerde oyalanmasına yol açar. Böyleleri olduklarından daha iyi görünmeyi kendilerine amaç edindiklerinden başkalarıyla geçinemez, yaşama ayak uyduramazlar.

Kendini beğenmişlik insanın ruhsal yaşamının daha erken bir döneminde gelişip ortaya çıkar, hep de çocuksu bir yanı görünüm sergiler. Böyle bir karakter özelliğinin oluşumuna yol açan durumlar çeşitlidir. Bazen doğru dürüst eğitilmediği için küçüklüğünden eziklik duyan bir çocuk, ihmal edildiği, evdekilerden gerekli ilgiyi görmediği duygusuna kapılır.

Bu tiptekilerin bir türlü doyamadığı aşağılayıcı ve küçümseyici davranış, kendini beğenmişlik özelliğinde sık görülüp bizim değerden düşürme eğilimi dediğimiz bir olayın dışavurumudur. Kendini beğenmiş kimsenin hangi noktayı saldırısına hedef seçtiğini bize gösterir;bu da, başkalarının taşıdığı değer ve önemdir. Böylece, ilgili kişiler, başkalarını batırarak kendilerine bir üstünlük duygusu sağlamaya çalışır. Bir kimsenin değerini benimsemeyi kendileri için bir aşağılama sayarlar. Buradan da yine, söz konusu kişilerin ruhlarının çok derinliklerinde bir güçsüzlük duygusunun yaşadığı sonucuna varabiliriz.

     Kıskançlık

Bu karakter özelliği alabildiğine sık rastlanır. Bununla anlatılmak istenen yalnızca sevgide değil, tüm insani ilişkilerde karşılaşılan, özellikle çocukluk döneminde görülen kıskançlıktır. İhmal edilmişlik duygusundan, hırsın bir başka biçimi, yani tüm yaşam boyu insanın yakasını bırakmayan kıskançlık özelliği doğup ortaya çıkar.
Çocuklarda hemen her zaman rastlanır kıskançlığa; hele küçük bir kardeşleri dünyaya gelip anne ve babanın ilgisini daha çok üzerine çekmesi durumunda bu duygu kendini belirgin olarak açığa vurur; öyle ki, büyük çocuk tahtından alaşağı edilmiş bir kral gibi görür kendini. Daha önce çevreleri sıcak bir ilgiyle kuşatılmış çocuklar, özellikle kıskançlığa kapılır.
Hasetlik ( Çekemezlik)
Güçlülük ve üstünlüğe kavuşmak için çalışanlar, kendilerinde çoğu kez hasetlik gibi bir karakter özelliğini barındırır. Kişi varmaya çalıştığı aşırı büyüklükteki amaçla arasındaki uzaklığı, bir aşağılık duygusu şeklinde algılar. Aradaki bu uzaklık tüm ağırlığıyla bastırır üzerine, varlığını öylesine avcunun içine alır ki, sanki saptadığı amacın çok uzadğında bulunmaktadır. Kendini küçük görmesi ve kapıldığı hoşnutsuzluk sonucu çoğunlukla bitmez tükenmez kıyaslamalara girişir, başkalarının kendisine karşı tutumunu, başkalarının ele geçirdiği başarıları hesaplar, hakkının yenildiği gibi bir duyguya kapılır.Hatta kendisi başkalarından daha çok şeye sahip olsa bile böyle bir duygudan yakasını kurtaramaz. Haksızlığa uğramışlık duygusunun bütün bu dışavurum biçimleri, doyuma kavuşmamış, kamufle edilmiş bir kendini beğenmişliğin, sürekli daha çok şeye sahip olmak isteğinin, her şeyi ele geçirme tutkusunun dışavurumlarıdır. Bu kişiler her şeyin kendilerinin olmasını arzuladıklarını açık seçik söylemezler kuşkusuz, toplumsallık duyguları böyle bir şeyi akıllarına getirmekten onları alıkoyar: Ama sanki her şeyi elde etmek istiyorlarmış gibi bir davranış sergilerler.

     Cimrilik

Hasetlikle yakın bir akrabalığı bulunan, çoğunlukla buna bağlı görülen bir karakter özelliği de cimriliktir. Cimrilik deyince, yalnızca para toplayıp biriktirmekten oluşan dar anlamda bir cimriliği değil, genel anlamda bir cimriliği anlıyoruz. Böyle bir cimriliğin de başlıca dışavurum biçimi, cimri kimsenin başka birini sevindirmeye bir türlü yanaşmaması, yani topluma ya da toplumun bireylerine karşı yakınlık göstermekte cimriliğe kaçması, çevresinde bir duvar örerek kendisine ait sözde o değerli hazineleri güvence altına almak istemesidir. Buradan da, cimriliğin bir yandan açgözlülük ve kendini beğenmişlik, öte yandan hasetlikle ilişkisi kolaycacaık görülür. Bütün bu saydığımız karakter özelliklerinin bir insanda aynı zamanda var olacağını söylersek, pek aşırılığa kaçmış sayılmayız; dolayısıyla, söz konusu özelliklerden birini bir insanda saptayan kimse, aynı insanda sözü geçen diğer karakter özelliklerinin de varlığını ileri sürüyorsa, bunu asla bir kehanet gibi karşılamamak gerekir.

     Kin

Savaşçıl bir yol izleyen insanlarda sıklıkla nefret duygusuna da rastlanır. Çoğu zaman henüz erken yaşlarda görülen bu duygu, bazen hiç beklenmedik boyutlara ulaşır. Öfke nöbetlerinde böyledir örneğin; ayrıca, yumuşak şekliyle kin bağlamalarda da nefret duygusunun ileri derecedeki boyutlarıyla karşılarız. Nefret duygusu kendisine değişik nesneleri konu alabilir. İnsanın yapmak zorunda olduğu ödevlere yöneleceği gibi, tek tek kişileri, başlı başına bir ulusu, bir sınıfı, karşı cinsten kişileri ya da bir ırkı hedef alabilir. Ayrıca nefret duygularının her zaman doğru bir çizgi izleyip kendini açıkça ele vermeyeceği, bazen kendisini çok güzel kamufle ederek daha narin bir kisveye bürüneceği ve örneğin eleştirici bir tutum kılığında kendini açığa vurabileceği unutulmamalıdır.

 

Yazan: Mikail Yayan

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*