Savunma Mekanizmaları – Ne kadar Savunmadasınız?

Herkese merhaba! Öncelikle tüm öğrenci arkadaşlarıma yeni eğitim – öğretim yılında başarı, mutluluk ve sağlık dolu bir yıl diliyorum. Psikopol Dergisi ailesi olarak bu yılın ilk sayısı ile huzurlarınızda olmanın coşku ve heyecanını hissettiğimi ve bunu çok özlediğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Yüzyıllar boyu merak konusu olan ve olmaya devam insan psikolojisini anlamak ve anlamlandırmak isteyen bilim insanları arasında Sigmund Freud’un ayrı bir yeri olduğu malum. Kendi döneminde yaptığı çalışmalar ve kuramları ile hem meslektaşlarının tepkisini hem de dikkatini çeken Freud; benliği organize eden bilincin, birbirinden bağımsız üç unsuru olduğunu belirtmiştir. Bu yapılar arasındaki anlaşmazlıklar kişilerin yaşamlarında çatışmaya dönüşürken, yapıların uyumlu bir şekilde çalışması ise kişilerin huzur içinde yaşamasına olanak tanımaktadır.

Bilinci oluşturan unsurların ilk sırasında, benliğin en ilkel hali olan id yer alıyor. Tamamıyla bilinçaltına gömülü olan id; insanların cinsellik, saldırganlık gibi dürtülerini ve bu dürtüler dolayısıyla oluşan istek, arzu ve eğilimlerini simgelemektedir. Sınır tanımayan id için mantığın ve ahlaki normların bir önemi yoktur, id’i harekete geçiren en önemli ilke haz prensibidir.

Gelelim bilincin ikinci yapılanmasına: “Ego”. İd tarafından belirlenen ihtiyaçların dış dünyadaki karşılıklarını tartan ve dengeleyen Ego, hayattaki mantıklı ve gerçekçi kararlarımızın arkasındaki güç olup yaşamdaki kaçınılmaz çatışmalar karşısında geliştirilen savunma mekanizmalarının mimarı konumundadır.

Son olarak “Süperego” olarak tanımlanan, bilincin üçüncü unsuruna da değinelim. Süperego, bireylerin identifikasyon yoluyla edindikleri toplumsal norm ve değerleri içselleştirdikleri ilkel temsillerdir. Kişinin zihninde, ona ne yapıp ne yapmaması gerektiğini sürekli söyleyen bir ebeveyn gibi hareket etmektedir. İd’in istek, arzu ve dürtülerini sürekli olarak bastırma veya engelleme eğilimindedir. Benliğin iki ayrı ve uç unsuru gibi görünen bu iki sistemin; görünenin aksine pek çok ortak noktası bulunmaktadır. İki sistem de katı, değişime kapalı ve ısrarcıdır. İd ve süperego, dış dünyanın taleplerine ve sınırlamalarına kapalı iken ego; gerçeklik ilkesine göre hareket etmekte olup kişilerin yaşamsal kaygılarını makul seviyede tutmak için savunma mekanizmaları kullanmaktadır.

Yukarıda aktarılan bilgiler asıl konuya değinmeden önce küçük bir ön bilgilendirme niteliğinde olup; içeriğin, Sigmund Freud’a göre Ego’nun Savunma Mekanizmaları odağında derinleşeceğini belirtmek isterim. Freud ve kızı Anna Freud’un öne sürdüğü egonun savunma mekanizmaları, pek çok meslektaşlarının da ilgisini çekmiştir. Freud on temel savunma mekanizmasından bahsederken, Anna Freud bunun üzerine beş mekanizma daha eklemiştir. Diğer araştırmacılara göre farklı gruplar ve alt başlıklar altında toplanan ego savunmaları, bu yazımızda Sigmund Freud ve Anna Freud’un ele aldığı şekliyle aktarılmaktadır.

 

 

 

Freud’a Göre Ego Savunma Mekanizmaları

            Niçin yaptığınızı bilmediğiniz, sadece içinizden öyle gelen düşünce ve davranışlarınızı ya da bilinçsiz bir şekilde geliştirdiğiniz savunma mekanizmalarınızı keşfetmek için bilinçdışınızda küçük bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz? Sigmund Freud’un meşale tuttuğu bu eşsiz ve merak uyandırıcı yolculuğun kâşifi de kaptanı da sizsiniz üstelik yolculuk ücretsiz!

Savunma mekanizmalarının temelini Freud’un Psikanalitik Kuramı oluşturmaktadır. Savunma mekanizmalarının gelişimine Freun’un kızı Anna Freud da önemli katkılarda bulunmuştur. Ego; bilinçdışında gelişen ve bireyin kaygı duyduğu unsurları, daha kabul edilebilir bir forma dönüştürmektedir. Aynı zamanda öğrenme, algılama, sentezleme ve hafızaya alma gibi bilişsel faaliyetler ile kişilerin yaşam olayları karşısında sağlıklı bir adaptasyon geliştirmelerine de katkıda bulunmaktadır. Freud’a göre savunma mekanizmaları, bireyin kaygıyı yönetmesi ve topluma uyum sağlayabilmesi için gereklidir. Sigmund ve Anna Freud’un tanımladığı savunma mekanizmalarını ve örneklerini ise aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

  • Yansıtma: Kişinin kendinde bulunan dürtü ve istenmeyen özellikleri başkasına atfetmesidir. İstenmeyen dürtü ve arzular hala oradadır ancak kişi bunları başkasında görmektedir. Örneğin ihanet etmekten endişelenen birinin arkadaşlarını ya da eşini kolayca sadakatsizlik ile suçlaması gibi… Yansıtmanın içe-yansıtma formunda ise bireyler, başkasının özelliklerini kendilerine atfetmektedir. Örneğin yalnız büyümüş bir çocuk, korkularından kurtulmak için yetişkinliğinde anne rolüne bürünmektedir.
  • Pasif Saldırganlık: Genellikle olumsuz davranışlar ile kendini gösteren pasif saldırganlık kibarca ve arkadaşça bir dil kullanılarak da yapılabilir. Alaycı bir üslup kullanmak, intikam almaya yönelik davranışlar, başkaları hakkında dedikodu yapmak pasif saldırganlığa örnek verilebilir.
  • Dışa vurma: Kişinin duygu ve düşüncelerini aşırı davranışlar ile ortaya koymasıdır. Örneğin kızdığı kişiye “sana kızgınım” demek yerine sinirlendiğinde karşı tarafa bir şeyler fırlatması, duvara yumruk atması gibi…
  • Yalıtma: Entelektüelize etme olarak da adlandırılan bu mekanizmada kişi, duygularını zorlayan anı ya da tehdit edici unsurdan kopmaktadır. Özellikle acil durumlarda insanların serinkanlı bir şekilde hareket edip olay sona erince şoka girmeleri, olay esnasında korku ve anksiyete duymamaları bu savunma mekanizmasına örnek verilebilir.
  • Otistik Fantezi: Kişilerin istenmeyen durumlar karşısında duyduğu kaygıdan kısa bir süre uzaklaşmak için geliştirdikleri bu mekanizma, gerçekdışı fantezileri içermektedir. Örneğin ekonomik olarak çok zorda olan bir birey, soruna çözüm alternatifleri düşünmek yerine büyük ikramiyeyi kazandığını hayal etmesi…
  • İnkâr: Kişinin istenmeyen durumları yok sayması ve bu durumlar hiç yaşanmamış gibi davranmasıdır. Gerçeğin inkar edilmesi ağır psikolojik vakalarda semptom olarak görüldüğünden; en tehlikeli savunma mekanizması olarak değerlendirilmektedir. Özellikle ani gelişen kayıplarda bireyin bunu kabul etmemesi ve kayıp yaşadığına inanmaması buna örnektir. Normal şartlarda bireyin zamanla inkâr etmeyi bırakarak kaybını kabul etmesi beklenir. İlerleyen zamana rağmen inkâr etme davranışı devam eden bireylerde, çeşitli psikopatolojilerin oluşmuş olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Şimdilik birkaç savunma mekanizması ile huzurlarınızda olduğumuz bu yazının devamını gelecek sayımızda bulabilirsiniz. Egonuzun sağlıklı ve uyumlu savunma mekanizmaları geliştirmesi dileklerimizle…

 

Kaynak: “Psikolojik Belirtiler ile Savunma Mekanizmaları Arasındaki İlişkide Şemaların Aracı Rolü” / Yağmur CALLAK / İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü/ Psikoloji / Yüksek Lisans Tezi – 2019

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*