Şema Kavramını Değiştirelim: Büyük Balık

Her izlendiğinde yüzde tebessüm yaratan filmlerden biridir benim için Büyük Balık. Film, Daniel Wallece tarafından 1998 yılında yazılmış ‘ Büyük Balık: Efsanevi Ölçülerde Bir Roman’ kitabından uyarlanmıştır. Filmin yönetmenliğini Tim Burton, senaristliğini John August üstlenir ve başrollerinde Ewan McGregor, Billy Crudap, Albert Finney, Jessica Lange, Helena Bonham Carter, Steve Buscemi rol alır. 

“Nehirdeki en büyük balık, yakalanamadığı için büyüktür.”

Gelelim filmin konusuna. Edward Bloom oğlu Will’e seneler boyunca hep aynı hikayeyi anlatır. Hikayeye göre Edward oğlunun doğduğu gece küçük bir gölde, büyük bir balığı, kendi nişan yüzüğü ile yakalamıştır. Will seneler içerisinde hep aynı hikayeyi, üstelik kendisi için en önemli anlarda dinlemekten sıkılır. Babasının davranışlarını bencillik olarak algılar ve evden taşınır. Uzun bir süre babası ile konuşmaz. Zaman içinde babasının çok hastalanması ile Will babasının yanına geri dönmeye karar verir. Yolda babasının anlattığı hikayeyi anımsamaya başlar. Film, anlatılan hikayenin kesitleriyle devam eder. Babasının gerçekte kim olduğunu ve anlattığı hikayeyi yeniden gözden geçirmeye karar verir.

 “O gece keşfettim ki kötü veya şeytani sa ndığınız çoğu şey yalnızca yalnızlık çekiyordur ve sosyal inceliklerden haberdar değildir.”

Peki ne oldu da sıkıcı gelen bir masal, ilgi çekici hatta var olan düşüncelerini ve duygularını değiştiren bir etmen olarak Will’in hayatının merkezine oturdu? Bu noktada şema kavramına değinmek yanlış olmaz. Psikoloji literatüründe zihinsel şema kavramını bir varlığın ya da kavramın algılanış yorumlanış biçimini kolaylaştıran ve de etkileyen zhinsel yapılarımız olarak tanımlıyoruz. . Masaüstünüzde bir dosyayı aradığınızı düşünün şimdi. İlk örnek dosyaların hepsi karışık vaziyette masaüstünüzü kaplamış ve oradan kendi istediğinize ulaşmaya çalışıyorsunuz. İkinci örnekte ise tüm dosyalarınız belirli tarihlere göre ve konularına göre ayrılmış ve klasörler halinde ekranınızda duruyor. Hangisinde istediğiniz bilgiye kısa sürede ve kolayca ulaşabilirsiniz? “Bir laboratuvar hayal edin!” dediğimde hepimizin aklına hemen hemen aynı görüntüler gelir. Beyaz alan, mikroskop, deney tüpleri vb gibi.  Şema kavramı da aslında buna benzer. Elbette bu otomatik bir düşünme sürecinden gelir. Yani son derece hızlın ve bilinçdışı… Yeni tanıştığımız bir insan veya ilk kez karşılaştığımız bir durum hakkında çıkarım yaparken, bir sorunu çözmek için uğraşırken, gizemli bir sonu tahmin ederken ve daha pek çok örnekte görebildiğimiz gibi bizlere yardım eden şemalarımızdan faydalanırız. 

Will’in hikayesine geri dönelim. Önceki deneyimlerinden kaynaklı babasına yönelik oluşturduğu birtakım imajlara sahipti Will. Baba denildiği zaman egoist, düşüncesiz belki yalancı gibi kelimeler gelirdi hep aklına. Babasının içinde bulunduğu durum ve belki de çevresindekilerin yorumlarıyla yeniden bir değerlendirme içine girdi. Algılamış olduğu konular zaman içinde değişmeye, evrilmeye başladı. Burada Will’in durumuyla babası Edward’ın hayatı arasında fazlaca ortak nokta var bana göre. Edward belirli bir yaştan sonra yaşadığı yere sığamaz ve yeni yerler, yeni insanlar, anlam bulacağı farklı noktalar keşftetmek için yolculuk eder. Hikayeye göre Edward,  bir dev ile karşılaşır. O dev köy halkı tarafından dışlanmış, istenmeyen ve öldürülmek istenen bir varlıktır. Edward dev ile konuşur, anlam bulacakları başka yerlere gitme konusunda onu ikna eder. Farklı olana yaklaşımımız çoğunlukla bu değil midir zaten? Bilinmedik her şey bizi fazlasıyla endişelendirir. Kestiremeyiz, kestiremediğimiz her şeyi anlamlandırmak isteriz. Dışarda kavga eden bir çift gördüğünüzü hayal edin. Hemen nedenine yönelik çıkarımlar yapmaya çalışırız. Çünkü hepimiz ‘bilmek’ isteriz. Bilmek içinde ilk devreye girenler elbette ki şemalarımızdır. Buradan yola çıkarak şunu söylemekte fayda var. Şemalar bizi her zaman doğruya götürmez. Bu bir otomatik düşünce sürecidir.

Hikayenin devamında Edward karanlık, tehlikeli bir yoldan herksin huzur, mutluluk içinde yaşadığı bir köye ulaşır. Bu köyde bir müddet kaldıktan sonra gitmeye karar verir ama tahmin ettiğinden daha acı verici bir yolculuk geçirir. Burada dikenlerden dolayı oluşan fiziksel acı bana hayatın içindeki düşünme süreçlerini anımsattı. Otomatik düşünmenin tersine, kontrollü düşünmede isteyerek, bilinçli bir şekilde düşünürüz. Geçmişte yaşadığınızve sizden kaynaklı bir dizi olayı hatırlayıp hep bu düşüncelerle boğulduğunuzu düşünün. Acı verici bir süreç olsa gerek. Kendine ait bir ev ya da yaşam alanı bulamamanın verdiği acıyı hissediyordu belki de Edward.

Edward uzun süre sonra aynı köye tekrar döner. İlk gittiğindeki yerden eser yoktur. Renkler solmuştur bir kere, karanlık, gri tonlar ağırlıktadır. Mutlu, düzenli hayatları olan insanlar gitmiş, soluk benizli ve son derece mutsuz insanlara dönüşmüşlerdir. Bence bu durumun nedeni, değişen bakış açısında gizli. Edward farklı yerlere gidip, farklı insanlarla tanışınca dünyayı algılayış biçimi de değişti. Tıpkı oğlu Will’in seneler sonra yaşayacağı gibi.

İzleyin, izlettirin!

 

Yazan: Elif Ateş

Kaynak: Aronson, Elliot, Timothy D. Wilson, ve Robin M. Akert. 2012. Sosyal Psikoloji. 1. bs. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*