Sigmund Freud’a Göre Sevdiğimiz İnsanların Öldüğü Rüyalar

Sevdiğimiz insanların öldüğü rüyalar, Freud’un “Rüyaların Yorumu” adlı kitabında “Tipik Rüyalar” kategorisine giriyor. Bu tipik rüyalar farklı insanlara, zihinlere rağmen genelde aynı anlamı içeren rüyalar. Freud bu tür rüyaları ikiye ayırıyor. Birinci tür de üzülmeyiz, yas tutmayız ve uyandığımızda bu duygusuzluğumuza şaşırırız. İkinci tür rüyalarda ise ölüm karşısında derin bir acı hisseder, uyku sırasında gözyaşlarına boğuluruz. Bu durumda birinci tür rüyayı tipik rüya olarak değerlendirmiyor çünkü bu rüyalar analiz edildiğinde içeriklerinde başka anlamlar olduğu, görevlerinin bir arzuyu gizlemek olduğunu görürüz. Bu arada arzu demişken Freud’un rüyaları arzu giderme olarak gördüğünü hatırlatalım. Freud, sevdiğimiz insanların ölümünü gördüğümüz ve üzülmediğimiz rüyalara örnek olarak kız kardeşinin tek çocuğunu tabutta gören teyzenin rüyasını veriyor. Bu rüyayı ve anlamını kısaca anlatayım.

Freud’un bir genç hastası, rüya teorisine itiraz etmek için iç karartıcı bir rüya anlatmış. Kitapta şöyle geçiyor:

“Kız kardeşimin Karl adında bir oğlu olduğunu biliyorsunuz. Kardeşim büyük oğlu Otto’yu kaybetmişti. O zaman onlarla oturuyordum. Otto’yu çok severdim, ben büyütmüştüm onu. Ufaklığı da seviyorum tabii, ama asla ölen Otto kadar değil. Dün gece rüyamda Karl ölmüş, küçük bir tabutta yatıyordu önümde. Ellerini kavuşturmuştu, etrafında mumlar vardı, tıpkı ölümüyle beni çok sarsan Otto’nun yattığı gibi. Bunun ne anlama geldiğini söyleyin bakalım bana. Beni tanıyorsunuz, kardeşimin var olan tek çocuğunun ölmesini isteyecek kadar kötü bir insan mıyım? Yoksa çok sevdiğim Otto’nun yerine Karl’ın ölmesini arzu ettiğim anlamına mı geliyor rüyam?”

Küçük yaşta öksüz kalan kız, kendinden oldukça büyük olan ablasının evinde büyümüş ve eve girip çıkan erkekler arasından birine de gönlünü kaptırmış. Bir süre dile getirilmeyen bu ilişki evlilikle sonuçlanacak gibi görünse de kız kardeşi bu mutlu sona engel olmuş ve bu engellemenin sebepleri de hiçbir zaman tam olarak ortaya çıkmamış. Hasta uzun bir süre bu kişiye aşık kalmış ve edebiyatçı olan sevdiği adam bir konuşma yapacağı zaman kadın mutlaka dinleyiciler arasında yer alırmış uzaktan da olsa onu görme ihtimali için. Günler önceden profesörün bir konsere gideceğini ve kendisinin de onu kısa da olsa görebilmek için aynı konsere gitmek istediğini Freud’a anlatmış. Rüyayı gördüğü gün konser günüymüş. Hastaya Otto’nun ölümünden sonra olanlar sorulunca oda profesör’ün (sevdiği kişi ) uzun bir zaman sonra ilk kez hastanın bulunduğu eve ziyarete geldiğini söylemiş. Burada şu ortaya çıkıyor ki aslında hastanın ablasının çocuğu tekrar ölürse aynı şey tekrar olacak yani profesör tekrar ziyarete gelecek. Bu durumda Freud hastasına “Rüya içten içe reddetmenize rağmen onu tekrar görme arzusundan başka bir şey değil. Bugünkü konserin biletinin çantanızda olduğunu biliyorum. Rüyanız, bir sabırsızlık rüyası. Bugün onu göreceksiniz, rüyanız bunu birkaç saat önceye almış.” Hasta arzusunu örtbas etmek için, böyle arzuların bastırıldığı, acıdan ve matemden kimsenin aşkı düşünemeyeceği bir durumu seçmiş. Ama yine de, rüyanın birebir kopya ettiği gerçek durumda, çok sevdiği yeğeninin tabutunun başında uzun zamandır hasret kaldığı ziyaretçinin varlığından duyduğu mutluluğu bastıramamış olmalı.

Şimdi gelelim Freud’un tipik rüya olarak değerlendirdiği, sevdiklerimizi ölürken gördüğümüz ve öbür türün aksine bu sefer gözyaşlarına boğulduğumuz rüyalar. Bu rüyalar içerikleri itibariyle bu kişinin ölmesini arzuladığımız anlamına gelir. Ancak durum tam olarak düşündüğünüz gibi değil. Freud teorisini kitapta şu şekilde açıklıyor.

“Eğer bir kişi acı da duyarak babasının ya da annesinin, erkek ya da kız kardeşinin rüyada öldüğünü görürse bu rüyayı asla şimdi bu kişilerin gerçekten ölmesini istediğinin kanıtı olarak görmem. Rüya teorisi bu kadar ileri gitmiyor, rüyayı görenin çocukluğunda bir zaman aile fertlerinden birinin ölmesini istemiş olmasını yeterli görüyor. Ama eminim ki bu kısıtlama muhaliflerimi daha da rahatsız edecek ve tıpkı şimdi böyle arzuları olmadığı gibi, geçmişte de böyle bir şeyi arzu etmediklerini söyleyeceklerdir. Bu yüzden şimdi çocuk ruhunun gerilerde kalmış dünyasından günümüze ulaşmış kimi kanıtları bulup çıkarmam gerekiyor. Önce çocukların kardeşleriyle ilişkisine bakalım. Kardeşler arasındaki ilişkinin sevgiye dayanması gerektiğini neden bir önkoşul olarak kabul ettiğimizi anlamıyorum. Birçok yetişkinin kardeşleriyle arasında düşmanlıklar mevcuttur. Anlaşmazlıkların çoğu zaman çocukluktan kaynaklandığını ya da her zaman var olduğunu görebiliriz. Ama kardeşlerine bağlı olan, her zaman onların yanında yer alan insanların da çocuklarında kardeşleriyle arasında süregiden bir düşmanlık olabileceğini biliyoruz. Büyük kardeşler, küçük kardeşlere kötü davranır, onları ele verir, elinden oyuncağını alır; küçükler de büyüklere duyduğu çaresiz bir öfkeyle kendini yiyip bitirir, büyük kardeşi kıskanır, ondan korkar ya da özgürlük dürtüsü ve adalet bilincinin ilk sinyalleriyle kendini ezen bu kişiye direnir. Çocuk bencil bir varlıktır, ihtiyaçlarının tam anlamıyla farkındadır ve rakiplerine, başka çocuklara ve özellikle de kendi kardeşlerine hiç aldırış etmeden ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Ama bu çocuğa “kötü” değil “yaramaz” deriz. Çocuk bu kötü davranlışlarından, ne bizim yargılarımız, ne de yasa karşısında sorumludur. Böyle de olması gerekir, çünkü küçük egoistin çocukluk olarak nitelendirdiğimiz yıllar içinde özverinin ve ahlakın anlamını öğreneceğini, Meynert’in sözleriyle ifade edecek olursak, ikinci egonun ilkinin üstünü örteceğini ve engelleyeceğini umarız…”

“Bazıları çocuk ruhunun sanki ölüm cezasından başka ceza yokmuş gibi rakiplerinin ve kendinden güçlü oyun arkadaşlarının ölümünü arzu edecek kadar kötü mü olduğunu soracaklardır ancak böyle konuşan biri, bir çocuğun ölmekten anladığıyla yetişkinlerin anladığı arasındaki tek benzerliğin sözcüğün kendisinden ve birkaç küçük ayrıntıdan ibaret olduğunu düşünemez. Çocuklar ölümden korkmak nedir bilmez, bu yüzden de bu korkunç kelimeyi rahatça kullanırlar. Ölürken çekilen acılara tanık olmaması sağlanan bir çocuk için ölüm, “gitmek”, yaşayanları bir daha rahatsız etmemektir. O halde bir çocuk bir başka çocuğun gitmesini istediğinde, bunu “ölsün” şekilden dile getirmesini engelleyecek hiçbir şey yoktur.”

Freud kitabında bu tür rüyaları, kitabın ilerleyen kısmında Oedipus ve Elektra kompleksi ile de inceliyor olsa yazım normalden uzun olduğundan ve sizlere genel fikri verdiğimi umduğumdan yazımı burada noktalıyorum. Umarım faydalı olmuştur. Okuduğunuz için teşekkürler.

Yazan: Mikail Yayan

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*