Stres Her Zaman Olumsuz Bir Faktör Müdür?

Günlük hayatta kullanılan stres kelimesi çoğunlukla ‘gerginlik’ olarak tanımlanır. Bu tanım, doğru bilinen yanlışlardan biridir. Fizyolog Hans Selye stresi uyaranlara karşı organizmanın verdiği tepki olarak tanımlamıştır. Biraz daha açacak olursak, stres dediğimiz faktör bireyin karşılaştığı durum ve olaylara karşı fizyolojik ve psikolojik sınırlarının zorlanmasıdır. Organizma bu tarz bir zorlanma ile karşılaşınca uyum sağlamak için bazı tepkiler ortaya koyar. Hissedilen gerginlik, baskı, yok saymaya çalışma veya öfke gibi tepkiler birer stres tepkisidir. Stres yaratan her türlü fiziksel, sosyal ve psikolojik faktöre stresör adını veriyoruz.
Fiziksel stresörler: Fiziksel travmalar, cerrahi operasyonlar, gürültü, şiddetli egzersiz;
Sosyal stresörler: Organizma ve çevre arasındaki çatışmalar;
Psikolojik stresörler: Fiziksel ve sosyal stresörlerin etkisiyle ortaya çıkabilirken kendiliğinden de ortaya çıkabilir. Yalnızlık hissi, yakının kaybı gibi örnekleri verebiliriz.

Hepimiz hafif dozajlı veya çok yoğun stres etmenleriyle bir şekilde karşılaşıyoruz. Ekonomik endişeler, dayatılan rollere adapte olmaya çalışmak, sınav kaygısı, başarılı olmak için gösterilen çaba, aile içi çatışmalar, bir yakının kaybı, her türlü istismara maruz kalmak ve daha birçok faktör hayatlarımızın içinde. Bunları ortadan kaldırmak veya yok saymaya çalışmak mümkün değil.
Stres faktörünün tam anlamıyla negatif bir etmen olduğu algısı da yanlıştır çünkü stres organizmanın hayatta kalması için tetikte olmasını sağlar. Aynı zamanda bir işi devam ettirmek, odaklanmak ve davranışı devam ettirmek için gerekli motivasyonu da stres ile geliştiririz. Basit bir örnek vermek gerekirse; uyarıcı olarak sınavı ele alalım. Sınav, stres yaratan bir faktördür. Belirli seviyede stres yaşamazsanız ders çalışmak için gerekli motivasyona ulaşamazsınız ve yeterli düzeyde performans gösteremezsiniz. Sonuç olarak sınavı geçemezsiniz.

Daha hayati bir örnek olarak bir de şuna bakalım; Size doğru hızla yaklaşan bir araç gördüğünüzde kaçma tepkisi verirsiniz. Kaçma tepkisi vermenize neden olan yine strestir. Stres ile karşı karşıya kalınca birtakım hormonlar başgösterir, sempatik sisteminiz harekete geçer ve kaçma tepkisi ortaya çıkar. Araç bir uyarandır ve ortaya koyduğunuz kaçma tepkisini stres sayesinde verirsiniz. Peki neden stres bizde genellikle negatif duygular çağrıştırır?

Sanırım stresin bizlerde çoğunlukla negatif çağrışımlar oluşturmasının nedeni stresle baş etme yöntemlerini tam olarak bilmememiz ve duygularımızın tam olarak doğru ifadesini yapamamamızdan kaynaklanıyor. Eğer başa çıkma yöntemlerini doğru ve kontrollü bir şekilde ele alamazsak, stres bizi yönetmeye başlıyor. Sınav örneğine geri dönelim.
Sınavın stres yaratıcı bir faktör olduğunu ve yeterli düzeyde stres yaşamazsak iyi bir performans gösteremeyeceğimizi biliyoruz. Fakat stres düzeyimiz optimal düzeyden çıkarsa bu sefer de duyguları yoğun olarak yaşamaya başlarız ve yine performansımızın yüzde yüzünü ortaya koyamayız.

Stres tepkisinin farkında olmak, hangi durumlarda daha fazla ortaya çıktığını bilip duygularımızı dengelemeye çalışmak gerekiyor. Hayatın ilk zamanlarında karşılaşılan stres faktörleri ve geliştirilen başa çıkma yöntemleri aslında geleceğimizi şekillendirir. Bunu bir gelişim süreci olarak ele almak yanlış değil çünkü beyin sürekli maruz kalınan veya sarsıcı (cinsel istismar gibi) deneyimlerle yeni bağlantılar oluşturur ve tepkilerimizi, oluşan bu bağlantılarla veririz.
Tehtit yaratan faktörü çağrıştıran her türlü benzer görüntü, ses, koku gibi duyumlar tetikte olmamızı düşündüren birer sembol haline gelebilir ve stresörler ortadan kalktığında bile devamlı olarak kaygı ve stres hissedebiliriz.

Stresle baş etmek için geliştirilen bazı yanlış tepkiler zamanla birer stres kaynağına dönüşebilir. Stres ile karşılaşınca en fazla gözlemlenen tepkilerden bazıları tıkınırcasına yemek yemek veya tam tersi hiçbir şey yememektir. Bu durum belli bir süre sonra obeziteye, anoreksiya veya bulima nervozaya dönüşüp beden algınızla ilgili birer stres faktörüne dönüşebilir.

Görmezden gelme, duyguları bastırma, inkar etme veya başkalarını suçlama, başa çıkmak için geliştirilen yaygın tepkilerden birkaçıdır. Bunlar, ilk başta rahatlamanıza yardımcı olur ama sadece anlık kaçış tepkileridir. Olayları çözmenize hiçbir katkısı olmadığı gibi sonrasında daha büyük depresyon ve anksiyete rahatsızlıklarına neden olabilir.

Gelelim neler yapabileceğimize.
Stresi minumum düzeye indirmek için olumlu düşünmenin faydalı olduğunu savunuyorum. Çünkü olumsuz düşüncelerin sıklığı bir süre sonra olumlu etmenlerin farkındalığını azaltır. Var olan durumu değiştirmek veya tepkilerinizi yeniden gözden geçirmek faydalı bir çözümdür. Stres yaratıcı etmenin farkında olmak ve kendimizi buna hazırlamak daha sağlıklı kararlar vermemizi sağlar.

Stres yaratıcı etmenleri üzerine düşünmek yerine mutlu olduğunuz ve sizi performansa itecek şeyleri düşünün. Örneğin sınava girmeden önce başarısız olacağınıza yönelik düşünceler yerine başarılı olduğunuz anları, hedeflerinizi aklınıza getirin ve ‘yapabilirim!’ deyin. Yaşanılan sıkıntıları sürekli içinize atmak yerine paylaşmayı tercih edin. Hem dışarıdan bir göz size farklı bakış açıları sunabilir hem de anlattıkça içinizdeki yükün hafiflediğini hissedebilirsiniz. Herhangi bir spora merak sarmak ve egzersiz yapmak aşırı tepkiyi azaltır ve sakin kalınmasına yardımcı olur. Nefes egzersizleri de çok faydalıdır. Etkin bir nefes egzersizi için odağınızı nefesinize çevirin. Burnunuzdan aldığınız nefesiniz karın boşluğunuzu doldurduktan sonra ağzınızdan geri nefes verin. Etkisini göreceksiniz.

Başa çıkma yöntemlerinde belki de en faydalı olan etmen kendinize güvenmenizden geçiyor. Stresi göz ardı etmeye çalışmayın çünkü hayatımızın her anında bizimle olduğunu biliyoruz. Stres faktörlerini biriktirmeyin. Karşınıza çıktığı anda çözmeye çalışın. Kendinizi sevin ve her şeyin üstesinden gelebileceğinizi her fırsatta kendinize hatırlatın.

 

Yazan: Elif Ateş

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*