Uykuda Uyanan Bilinçaltı – Rüyalar

Uyku vücudumuzun fiziksel ve zihinsel olarak dinlenip yenilenmesine olanak sağlayan biyolojik bir süreçtir. Uyku-uyanıklık döngüsü nihai olarak beyin, özgül olarak da salgı bezleri sistemini etkileyen, beynin küçük bir bölümü olan hipotalamus içindeki bir alan tarafından kontrol edilir. İnsanların çoğunlukla 8 saat vakit geçirdikleri bu geçici bilinçsizlik halinde 5 fizyolojik evre deneyimlenir. Bu 5 fizyolojik evre uyku döngüsünü tanımlamaktadır. Evrelerden bahsetmemiz gerekirse:

   Uykunun ilk evresi başlangıç evresidir. Kişiler bu evrede kolaylıkla uyanabilirler. Bu ilk evrede hızlı göz hareketleri gözlenmez. İkinci uyku evresi uyku basması olarak da bilinen hafif uykudur. Kişi bu evrede uyanırsa uyumadığını düşünür fakat çevresinde olanlardan da  haberdar değildir. Bu evrede de hızlı göz hareketleri gözlenmez. Üçüncü evre orta dereceli uyku evresidir ve bu evrede uyanan kişi uyuduğunun farkına varır. Yine bu evrede de hızlı göz hareketleri gözlenmez. Dördüncü evre en derin uyku evresidir. Vücut metabolizması yavaşlar ve uyurgezerlik, gece terörü gibi uyku bozuklukları bu evrede görülür. Dördüncü evre dinlendiricidir ve en verimli, kaliteli uykuyu bu evrede görürüz. Beşinci ve son evre uykunun REM evresi olarak geçer ve hızlı göz hareketlerinin de olduğu, rüyaların çok büyük bir kısmının görüldüğü ve aynı zamanda paradoksal uyku da denilen evredir. REM evresinde limbik sistem dışındaki beyin bölgeleri aktif değildir. Aktif olan bölge, özellikle duyusal işlemleme sürecinde önemli rolü olan amigdaladır.

   Rüyalar uykunun en belirgin özelliklerinden biridir ve daha çok REM evresinde karşılaşılan görsel, işitsel ve duygusal yaşantılar olarak tanımlanır. Rüyalara dair ilk açıklamalar bilimsellikten uzak, büyücülük ve gizemli yaşantılarla ilgili varsayımlardır. Son yıllarda ise rüyalar bu gizemli olayların objesi olmaktan çıkıp fizyolojik ve psikolojik açıdan anlamlandırılabilen ve incelenebilen bir olgu haline gelmiştir.

   Rüyalara dair ilk bilimsel açıklamalar 1800’lerde rüyaların deneyimlendiği, uyku ile bağlantılı nörofizyolojik çalışmalara dayandırılmıştır. Bu açıklamalardan kısmi uyanma kuramına göre; rüyalar, uykudayken herhangi bir uyaranın yarattığı bozukluğa bir tepkidir. Bir başka açıklamaya göre; zihin dış ve iç uyaranlarla uyandırıldığı için rüya görülür. Freud’a göre ise rüyalar bilinçdışına ulaşmanın bir yoludur. Gizil arzu ve güdülerin bilinçdışı süreçte kabul edilebilir, açık içeriklere dönüştürülme sürecidir. Daha sonra Freud’un öğrencilerinden de gelen rüya hipotezlerinin ortak noktası bastırılmış kişisel yaşantıların rüyalarda ortaya çıkmasıdır.

   Freud’a göre rüyaların psikolojik işlevi gizli arzuların açık içeriklere dönüştürülmesiyle enerji boşaltımı ve telafi edici olmasıdır. Buna ek olarak bir başka iddia aynı zamanda rüyaların uyanık yaşantılardaki psikolojik hali tamamlayıcı işlevi olduğudur. “Süreklilik hipotezi” ne göre rüyanın içeriği kişinin günlük hayatına paraleldir ve rüya sürdürücü bir işlev taşır. Rüyaların duygu düzenleme ile ilişkili olduğundan da söz edilmektedir. REM evresinde diğer beyin bölgelerinin aksine aktiviteye devam eden amigdala bu duygu düzenleme işlevinde görevlidir.

   Psikoterapide rüya çalışmaları danışanın rüyalarının terapistle birlikte yorumlanması ve değerlendirilmesini içerir. Danışanın rüya içeriği terapiste önemli klinik ve tanısal bilgi sağlayabilir. Rüyalar hakkında birçok şey öğrensek de, psikoterapide kullanılan önemli bir materyal olsalar da rüyaların hala gizemini koruduğunu söyleyebiliriz.

Merve PEKSÖZ

 

Kaynakça:

ruyalarin_dili-with-cover-page-v2.pdf (d1wqtxts1xzle7.cloudfront.net)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*