Yedikten Sonraki Suçluluk Hissinden Kurtulup Yemeklerin Tadını Çıkartmanın Yolları

Tatiller ve bayramlarda genellikle özel yemekler hazırlanır. Bu, beden imajıyla ilgili endişeleri olan insanlar için strese neden olabilir.

Diyet kültürünü reddetmek, yemeklerin yanında daha rahat hissetmenize ve sevdiğiniz kişilerle, utanç duymadan yemeklerin tadını çıkarmanıza yardımcı olabilir.

Yenecek yemek için önce hak etmeniz gerektiğini veya yedikten sonra kendinizi spor yaparak cezalandırmanız gerektiği düşüncesini bir kenara bırakmaya çalışın.

Diyet ile ilgili konuşmalarla aranıza bir sınır çizin ve yemeğin keyif vermesi için yendiğini hatırlayın.

Bayram zamanı yaklaşıyor ve geçirdiğimiz çalkantılı zamanlardan sonra bir sürü insan tekrardan aileleriyle bir araya gelebilmeye başladı. Ama özel günler aynı zamanda çok stresli olabilir. Yeme bozukluğu ile mücadele eden veya kronik bir diyet geçmişi olan insanlar için özel gün yemekleri, ekstradan bir stres kaynağıdır.

Yemek, özellikle sadece özel zamanlarda yaptığımız yemek bir anlam taşır. Bu yemeklerin normal bir şekilde keyfini çıkarmak ve hayatımıza devam etmek çok daha iyi olacakken, bir dilim pastayı “hak etmek” veya “ertesi gün telafi etmek” gibi cümlelerle çevrili bir diyet kültüründe yaşıyoruz.

Diyet kültürü, sürekli kilo, sağlık ve besinler hakkındaki klişeleri ve önyargıları aşılayan yaygın inanç sistemidir. Diyet kültürü hepimize zarar verir ancak verdiği zarar büyük beden insanlar için daha yoğundur.

Kültürle ilgili diğer şeyler gibi, bu mesajları da bilinçaltı düzeyde özümseriz. Nasıl ortaya çıktığını belirleyerek diyet kültürüne bir sonraki özel gün sofranızda yer vermeyebilirsiniz.

Yemeğinizi yemek için önce hak etmeniz gerektiğini düşünmeyin.

Diyet kültürü bize bazı yiyecekleri yersek “iyi” diğerlerini yersek “kötü” olacağımızı söyler. Bu bize yemeğin ahlaki değeri olduğu fikrini aşılar ve bu değerler kendimize de yansır. Salata sipariş edersek kendimize “iyi”, dondurma sipariş ettiğimizde “kötü” deriz. Besinler, içerikleri ve besin değerleri olarak birbirlerinden ayrılsa bile besin değeri ile ahlaki değeri birbiriyle karıştırmamalıyız.

Yani, özel gün yemeklerinde kalorisi yüksek bir yemeği hak etmek için kendinizi tatlıdan mahrum etmeniz gerektiğini düşünmeyin. Yiyecekleri hak edilecek veya kazanılacak bir şey olarak değerlendirdiğimizde, kendimizi yedikten sonra suçluluk ve utanç duymaya itmiş oluruz. Bu negatif düşünceler açlığımızı, tokluğumuzu veya yediğimiz şeyden tatmin olup olmadığımızı anlamamızı zorlaştırır.

Bir veya birkaç öğünün, sağlığınızı bozmak için tek başlarına yeterli olmadığını aklınızda bulundurun. “ bugün bana tatlı yok” gibi kurallar koymanıza gerek yok. Tüm bunlar tatlıları karşı konulamaz yasaklı yiyecek konumuna getirir. Kendi haline bıraktığımızda vücudumuz çeşitlilik arar. Birkaç gün boyunca besin değeri yüksek yemekler tükettiğinizde sonunda canınız daha hafif şeyler çekecektir, bu dengelemek için doğal bir arzudur. İnanın ki kendinize istediğinizi yemek için izin verdiğinizde sonunda canınız başka şeyler çekecektir.

Yiyin ve hayatınıza devam edin

Özel gün yemeklerinden önceki günlerde daha az yemek yemek ve spor rutinlerinizi sıklaştırmak mantıklı bir çözümmüş gibi görünebilir. Ancak vücutlarımız bizden daha akıllıdır. Yemeği kısıtladığımızda, kendimizi kontrolü kaybetmiş bir şekilde yeme ataklarına hazırlamış oluruz. Yoksunluk, beraberinde telafiyi getirecektir.  Eğer tabak dolusu yemekler yedikten sonraki o şişkinlik hissini sevmiyorsanız, sizi buna itecek olan yoksunluktan kurtulmanız sizin için daha iyi olacaktır. Yani, vücudunuza, ihtiyacı olan çeşitlilikteki besinleri verin ve canınız aktivite çektiğinde hareket edin, dinlenmek istediğinizde ise dinlenin.

Eğer rahatsızlık verici bir tokluk hissi gelene kadar yemek yediyseniz de kendinize şefkatli davranın. “Ups! Yemekten o kadar keyif aldım ki, vücudumun verdiği sinyallere dikkat edemedim.” diyerek kendinize sadece bir insan olduğunuzu hatırlatın. Arada sırada ihtiyacınız olandan fazla yemek normaldir.

Bundan dolayı kendinize yüklenmek yerine başka bir şeye odaklanın ve bunu geride bırakın. Bu his sonsuza kadar sürmeyecektir. En nihayetinde vücudunuz bu yiyeceği sindirecek ve hayat devam edecek. Eğer bunu telafi etmeye odaklanırsanız kısıtlama ve ardından gelen aşırı yeme döngüsüne geri dönersiniz. Kendinize şefkat gösterip bunu geride bırakırsanız çok daha iyi hissedersiniz ve bir sonraki öğününüz için açlığı ve tokluğu ayırt edebilecek halde olursunuz.

Diyet konuşmalarıyla aranıza bir sınır koyun

Hiçbir şey, özel günleri yargılayıcı yorumlar kadar mahvedemez. Daha da kötüsü, diyet ile ilgili muhabbetler bulaşıcıdır. Kendinizi herkesin sadece vücutlarını ne kadar beğenmedikleri ve diyet yapmanın ne kadar zor olduğuyla alakalı konuştuğu bir ayinde gibi hissedebilirsiniz. Muhabbete dahil olmak ne kadar ilgi çekici olsa da yeme bozukluğu olan birini tetikliyor olabilirsiniz veya konuşmaları duyan bir çocuğun yemekle bozulmuş bir ilişki kurmasına neden oluyor olabilirsiniz. Ayrıca, diyetten ve vücutların nasıl göründüğünden daha ilgi çekici olan milyonlarca konu var.

Sevdiğiniz biri yemekle veya kiloyla ilgili negatif bir şey söylediğinde sınır koymaya çalışın. Örneğin:

Eğer yenen yemeğin miktarı ile ilgili bir yorum yapıldıysa

  • “ Hepimiz kendi vücudumuzun ihtiyacına göre yiyoruz.”

Kalorilerle ilgili bir yorumsa

  • “ Hadi kalorisine odaklanmak yerine tadına odaklanalım.”

“İyi” veya “kötü” yemeklerle ilgili bir yorumsa

  • “Yiyeceklerin bu şekilde iyi veya kötü gibi değerlendirilebileceğini düşünmüyorum. O güvecin banka soyacak hali yok ya!”

Birisinin kilosu ile ilgili yorumsa

  • “Başkalarının bedenleriyle ilgili konuşmayalım.”

Yemeğin duyusal deneyimine odaklanın

Eğer düşüncelere takılı kaldıysanız bir şeylerden keyif almak zorlaşır.  Bir sonraki özel günde beş duyunuza odaklanmaya çalışın. Yemeğin kokusu, tabağınızdaki renkler lokmaların tadı ve dokusu gibi çok zengin bir duyusal deneyim sağlayabilir.

Yemeği yerken bu duyusal deneyimlerin hepsinin farkına varın. Nasıl görünüyor? Nasıl kokuyor? Tadı nasıl? İlk lokmanın ve diğerlerinin tadı birbirinden farklı mıydı?

Amacınızın doyar doymaz yemeği bırakmak olmadığını unutmayın. Ne de olsa yemek sadece açlık ve tokluk ile alakalı değildir, yemeğin bize keyif de vermesi gerekir. Kendimize yemekten keyif almak için izin verirsek, bu bize duygusal bir doygunluk da sağlar ve böylelikle tokluğumuzun da farkına daha rahat varabiliriz.

Özel günlerde, kaloriler ile ilgili endişeler aklınıza gelmeye başlayınca çevrenize odaklanın. Ailenizin, dostlarınızın söyledikleri şeylere dikkatinizi verin ve sohbete dahil olun. Odanın sıcaklığına, çevrenizdeki insanların yüzlerine ve ifadelerine odaklanın. Unutmayın ki bu an bir daha yaşanmayacak.

Son iki yılda öğrendiğimiz bir şey varsa, o da hayatın kısacık olduğudur. Diyet kültürünün bu anınızı mahvetmesine izin vermeyin.

Asya Tunç

Kaynak : https://www.psychologytoday.com/us/blog/fat-is-not-feeling/202111/how-ditch-food-guilt-and-feast-in-peace

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*