Bazı İnsanlar Neden Diğerlerinden Daha Yalnız Hissediyor?

Sosyal mesafe, yas, kayıplar gibi pandeminin getirdiği en akılda kalıcı şeyler aynı zamanda yalnızlığı da oldukça yaygınlaştırdı. Peki, neden bazı insanlar diğerlerinden daha yalnız hissediyor? Yeni bir çalışmanın öne sürdüğüne göre, diğer şeylerin yanında, duygularımızı nasıl yönettiğimiz, ne kadar yalnız hissettiğimizi belirlemede bir rol oynayabilir.

Personality and Individual Differences dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre diğer insanlar tarafından reddedilen veya izole olan insanlar, duygularını daha yalnız hissetmeye yol açacak şekilde yönetmeye meyillidir. Yazarlar bundan yola çıkarak “duygu yönetimindeki kişisel farklılıklar yalnızlığı açıklamakta önemli bir rol oynayabilir” şeklinde ekledi.

Bir başka deyişle, katılımcılar arasında, duygusal ifadeyi bastırmanın, yalnızlığı karakterize ettiği görüldü.

Yalnızlık, fiziksel olarak da kendini açığa çıkarabilir- bağışıklık sistemini düşürerek sağlığı tehdit edebilir, yüksek tansiyon ve kardiyovasküler sorunlarla karşılaşma ve hatta obezite olasılığını arttırır. Bu durum, çalışmanın bulgularını daha da önemli kılmaktadır. Dahası, yalnızlık kişiyi depresyon ve anksiyeteye ve hatta bilişsel zayıflamaya daha yatkın kılar. Zaten korona virüs sebebiyle bir akıl sağlığı krizinin ortasında bulunuyoruz.

Araştırmacılar, sonuçlara varmak için katılımcıların hissettikleri yalnızlığı ölçmek ve günlük stres nedenleriyle baş etmek için kullanılan duygusal bilişsel ve davranışsal stratejiler hakkında fikir edinmek için tasarlanan anketlere verdikleri yanıtları analiz ettiler.

Daha fazla yalnızlık hissedenler, aynı zamanda daha işlevsiz duygu yönetimi yöntemleri kullanıyor. Örneğin, catastrophizing*,olayların en kötü yönüne odaklanma gerçekliği olduğundan daha kötü algılamaya yol açar. Bir diğeri de, “blame attribution”** eğiliminde olmaları. Yaşanan kötü olaylarda kendilerini ve başkalarını suçlamak için nedensel bir bağlantı bulmaları.

Ayrıca, negatif düşünme modellerini fark edip onları değiştirme girişiminde bulunmak anlamına gelen bilişsel yeniden değerlendirmeyi çok nadir kullandıkları bulundu.  “bu, duygularınızı ustalıkla temel noktasına doğru yöneltmenin en güçlü yoludur. Düşüncelerinizin rotasını, bir şeyleri nasıl anlamlandırdığınız, duygularınızı gidişatını değiştirebilir” diye açıklıyor bir makale. İlaveten, daha yalnız kişiler, negatif düşünceleri daha yapıcı ve yararlı bir şekilde yapılandırmaya daha az meyillidir.

Yani, çalışmanın sonuçları aslında bir paradoks meydana çıkardı. Araştırmaya dahil olmayan Arash Emamzadeh, Psychology Today dergisinde “Daha yalnız hissedenler, kişilerarası iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için sosyalleşmek isterken, negatif duygularıyla ifadelerini bastırıyor ve sosyal temastan kaçınıyorlar” diye yazdı. “Bu alışılmış duygu yönetimi modeli, yalnızlık ve sosyal izolasyon durumlarının varlığını korumasını sağlar” diye de ekledi.

İyi haber şu ki: araştırmacılar, duygu yönetimi ve yalnızlık arasındaki bağlantı hedeflenerek, umut verici bir tedavi elde edilebileceğine inanıyor. “bugüne kadar yalnızlık müdahalelerinin kısıtlı bir başarısı oldu. Duygu düzenleme bakış açısının yeni tedavi yöntemleri sunabileceğine inanıyoruz” diye belirttiler.

Şunu belirtmekte fayda var ki, uyumsuz duygu yönetimi taktikleri tek başlarına olmasa da kişinin hissettiği yalnızlık derecesinde büyük bir rol oynar. Örneğin, 2016’da yapılan bir çalışmada yalnızlığın orta dereceli kalıtımsal bir özellik olduğu, genetik olabileceği bulundu.

Ayrıca, bipolar bozukluk, anksiyete ve depresyon gibi mental durumlar da yalnızlık hissine neden olabilir. Irkçılık, engelli ayrımcılığı, gelir durumuna göre ayrımcılık ile karşılaşmak da yalnızlığa neden olan faktörler arasında. Çalışmalar gösteriyor ki cinsiyet azınlıkları da sistemsel adaletsizliklerden dolayı mental sağlık olarak daha savunmasız olma eğiliminde.

Yani, kontrol edemeyeceği faktörler bu duyguya neden oluyorken birinin yalnızlığını duygu yönetiminden kaynaklı olduğu için suçlamak pek doğru görünmüyor. Bu çalışmaya göre yalnızlığa bakış açısı olarak duygu yönetimini bir lens olarak düşünebiliriz ancak insanların ne hissettiği ve neden hissettiği oldukça karmaşık bir ağdır.

Bununla birlikte, birinin yalnız hissetmekle başa çıkmasına yardımcı olmak için kişinin duygu yönetimi stratejilerinin hedeflenmesi,  hala çok ihtiyaç duyulan bir tedavi stratejisi olduğunu kanıtlayabilir.

Ne de olsa Emamzadeh’nin belirttiği gibi “Yalnız hissetmek, duygusal ve sosyal destek için başvuracak kimsenin olmadığı acılı bir kopukluk, dışlanmışlık ve izole olma hissini deneyimlemektir. Yalnız insanlar genellikle kimsenin onları gerçekten tanımadığına, tanımanın umurlarında bile olmadığına inanırlar.” Bu, kesinlikle kimsenin hissetmemesi gereken bir şey gibi duruyor, değil mi?

 

*catastrophizing, olayları veya içinde bulunulan durumun gerçekteki halinden daha kötü olduğuna inanmak.

** blame attribution, yaşanan olayların ve nedenleri hakkında yargıda bulunurken kişinin kendisini veya bir başkasını suçlaması.

 

Asya TUNÇ

 

 

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*