Çocuklukta İhmalin İzi “Boşluk Hissi”

Boşluğu nasıl tanımlarsınız? Boşluk, “üzerinde ya da içinde hiçbir şey bulunmama durumu” olarak tanımlanıyor sözlükte. Peki biz insanlarda boşluk hissi nasıl oluşur, nedir, nasıl tanımlanır? Buna paralel olarak şunu da sormak istiyorum: Çocukluğunuza dair hatırladığınız ilk anılarınızda kaç yaşlarındaydınız? Bunun cevabının en iyi ihtimalle 3-4 yaş civarı olduğunu belirtebiliriz.

Dünyaya merhaba dediğimiz ilk andan itibaren içine doğduğumuz kültür, çevre, genetik materyallerimiz daha da önemlisi ebeveynlerimizin tutum ve davranışları dolayısıyla algılarımız ve duygularımız gelişir. “Boşluk Hissi” hatırladığımız ya da gerçekleşen herhangi bir şeyden, pozitif ya da negatif anılardan ziyade; gerçekleşmeyen, hatırlamadığımız şeylerle ilgilidir.  Dr. Jonice Webb ve Dr. Christine Musello tarafından kaleme alınan “Çocuklukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi” kitabı boşluk hissini, bu duygunun nasıl ve neden ortaya çıkabileceğini detayları ile ele alıyor. Ben de boşluk hissini referans kaynağım doğrultusunda sizlere aktarmak istiyorum.

Başarılı, etkili ve yetenekli insanların pek çoğu içten içe kendilerini başarısız ve toplumdan kopuk hissediyorlar. “Neden daha mutlu değilim?”, “Neden daha fazlasını başaramadım?”, “Neden hayatım daha anlamlı değil?”, “Sahip olduklarımla neden yetinemiyorum?” bu sorulara neden olan görünmez gücün etkisi altında olduklarının farkında değillerdir. Dr. Webb bu görünmez gücü “Duygusal İhmal” olarak tanımlıyor. İhmal kelimesine hepimiz aşinayız. Fiziksel ihmalin gözle görünür işaretleri mevcuttur ancak duygusal ihmal görünmezdir. Duygusal olarak ihmal edilen kişilere bakıldığında harika bir çocukluk geçirdiklerini belirtebilirler. Duygusal ihmal genellikle; çocuklukta söylenmiş şeyler değil söylenmeyen, gözlemlenmeyen ve hatırlanmayan şeylerle ilgilidir. Kitapta yirmi iki maddeden oluşan bir “Duygusal İhmal Anketi” mevcut. Bu tespitler ile boşluk hissini tanımlamak ve somutlaştırmak biraz daha mümkün. Anket sayısal bir oran sunmaktan ziyade evet cevabı verdiğiniz maddelerdeki duygusal ihmal izlerini görmeniz için bir kapı aralamayı hedefliyor.

Duygusal İhmal Anketi:

  • Ailenizle ve arkadaşlarınızla birlikte olduğunuzda bazen kendinizi oraya ait hissetmiyorsunuz.
  • Başkalarına güvenmekte zorluk çekiyorsunuz.
  • Yardım istemekte zorlanıyorsunuz.
  • Aile ve arkadaşlarınızdan uzakta olmayı tercih ediyorsunuz.
  • Potansiyelinizi gerçekleştiremediğinizi hissediyorsunuz.
  • Çoğu zaman evde yalnız kalmayı tercih ediyorsunuz.
  • Gizliden gizliye bir dolandırıcı olduğunuzu düşünüyorsunuz (bu maddenin imposter sendromu ile ilişkili olabileceğini düşünüyorum).
  • Sosyal ortamlarda huzursuz hissediyorsunuz.
  • Çoğu zaman hayal kırıklığına uğramış hissediyorsunuz ya da kendinize kızıyorsunuz.
  • Kendinizi acımasızca eleştiriyorsunuz.
  • Kendinizi diğer insanlara kıyasla eksik hissediyorsunuz.
  • Hayvanları sevmek insanları sevmekten daha kolay geliyor.
  • Ortada bir sebep yokken kendinizi mutsuz hissediyorsunuz.
  • Hislerinizi tanımlamakta zorlanıyorsunuz.
  • Güçlü ve zayıf yönlerinizi tanımlamakta zorlanıyorsunuz.
  • Bazen hayatın dışında olduğunuzu hissediyorsunuz.
  • İnzivada olabileceğiniz bir yaşam sürmeyi tercih edebilirsiniz.
  • Kendinizi yatıştırmakta zorlanıyorsunuz.
  • Anda kalmakta zorlanıyorsunuz.
  • Bazen içinizde bir boşluk hissediyorsunuz.
  • İçten içe sizde yanlış bir şeyler olduğu hissine kapılıyorsunuz.
  • Öz-disiplin sağlamakta zorlanıyorsunuz.

Duygusal ihmalin izlerini sürebileceğiniz bu maddeler belki duygularınızı anlamak ve onları tanımak için sizlere bir miktar fikir verebilir.

Boşluk Hissini İnşa Eden Ebeveyn Davranışları

Kitabın ikinci bölümünde ise boşluk hissine neden olan on iki ebeveyn stilleri ve onların çocuklarına davranış şekilleri yer alıyor. İtiraf etmek gerekirse kitabın bu bölümünü okurken düşündüğüm şey, tüm bu yazılanlar doğru ise Türkiye’de duygusal ihmale uğramayan çocuk sayısı oldukça azdır. Kitaptaki kavramlar danışanlardan elde edilen bilgiler ışığında ele alınmış olsa da çok keskin ifadeler ve yargılar içermesi bir miktar soru işareti doğurabilir. Kitabın ilham verici ve aydınlatıcı taraflarının ise ağır bastığını belirterek on iki ebeveyn türüne kısaca değinelim.

1) Narsist Ebeveyn

Narsist insanlar ebeveyn oldukları zaman çocuklarından kusursuz olmalarını beklemektedirler. Çocukları başarısız olduğunda ya da kendilerini utandıracak bir şey yaptıklarında bu tür ebeveynler kendilerini aşağılanmış hisseder ve aşırı öfkelenirler. Tahmin edebileceğiniz üzere bu olumsuz duygu ve davranışları ise çocuklarına yöneltirler. Oysa çocukların kusursuz olmaktan ziyade çocukluklarını özgürce yaşayabilmeye ve sadece çocuk olmaya ihtiyaçları vardır.

2) Otoriter Ebeveyn

Otoriter ebeveynler kurallar konusunda çok katıdırlar ve çocuklarından çok fazla beklentileri vardır. Çocuklarının, koydukları kurallara sorgusuz sualsiz uymalarını beklerler ve bunun tersi söz konusu olduğunda onlara fiziksel şiddet uygulamaktan çekinmezler. Böyle bakıldığında otoriter ebeveynler çocuklarına, ekmek ve su kadar hayati olan koşulsuz kabulü sunamazlar.

3) İzin Verici Ebeveyn

Otoriter ebeveynlerin tam zıttı olan bu tür ebeveynler ise çocuklarına sınır ya da kural koymazlar ve onlara asla hayır demezler. Bu tür ebeveynler ile yaşamak bir çocuk için çok cezbedici gibi görünse de gerçek dünyanın gereksinimlerine hazır olmayan bu bireyler ebeveynlerinden yeterince geribildirim alamazlar. Bu durumda kendisinden ne bekleyeceğini bireyin kendisinin keşfetmesi gerekmektedir.

4) Yaslı Ebeveyn: Boşanmış veya Sevdiği Birini Kaybetmiş

Sevdiği birini kaybetmiş, acı çeken bir ebeveyne sahip olmak pek kolay değildir. Özellikle de kaybedilen kişi sizin diğer ebeveyniniz ise…

5) Bağımlı Ebeveyn

Burada kastedilen bağımlı ebeveynler, uyuşturucu ya da alkolün etkisi ile kendini kaybeden ve çocuklarına duygusal ihmalin yanı sıra travma da yaşatan işlevsiz bağımlı ebeveynler değildir. Bağımlılıklarının etkisine girmediklerinde son derece sevgi dolu, havalı ve işlevsel olan ebeveynlerdir. Bu ebeveynlerin en büyük hatası iki kişi gibi davranmalarıdır ve çocuk karşısına hangi ebeveynin çıkacağını kestiremediğinden endişeli ve güvensiz hissetmektedir.

6) Depresif Ebeveyn

Depresif ebeveynler ebeveynlik yapamayacak kadar az enerji ve coşkuya sahiptirler. Böyle bir ortamda büyüyen çocuklar ebeveynlerinin dikkatini nasıl çekeceğini bilemezler. Olumlu davranışları hiç görülmezken olumsuz davranışlar ile ebeveynleri tarafından biraz da olsa fark edildiklerinden, sosyal ortamlarda diğer çocuklara göre daha fazla problem çıkarmaya meyillidirler.

7) İşkolik Ebeveyn

İşkolik ebeveynler için ilk sırada işleri vardır ve bu durum çocuklarına onların duygu ve ihtiyaçlarının daha az önemli olduğu mesajını verir. Ayrıca çocukların kendilerini değerli hissetmelerine de engel olur. İşkolik ebeveynler çocuklarına fiziki olarak her şeyi sunarlar ancak kritik zamanlarda çocuklarının yanında olmadıklarından onlara başarılarının önemli olmadığı hissini yaşatırlar. Fiziki olarak her şeye sahip olan çocuklar mevcut eksikliği tanımlamak istediklerinde kendilerini suçlama eğilimindedirler. Düşük öz-değer, düşük özsaygı ve kendini suçlama ise neticede depresyona yol açmaktadır.

8) Ailede Özel İhtiyaçları Olan Bir Çocuğun Ebeveyni

Ailede özel bir çocuğun olması hem ebeveynler hem de çocuklar için oldukça zor bir durumdur. Bu ebeveynler özel durumu olan çocukları ile daha fazla ilgilenirken sağlıklı durumdaki çocuğa daha az ilgi verme eğilimindedirler. Özellikle sürekli hastanede olmak zorunda kalan ebeveynlerin çocukları kendi başlarına bakmak ve sorunlarını kendisi çözmek zorundadır. Evde sürekli bir kriz ortamı söz konusudur ve sağlıklı durumdaki çocuktan neredeyse bir yetişkin gibi davranılması beklenmektedir.

9) Başarı / Mükemmeliyetçilik Odaklı Ebeveyn

Narsist ebeveynler ile epeyce ortak noktası bulunan başarı odaklı ebeveynler, kendi istediklerinin olması için çocuklarına baskı uygulamaktadırlar. Bunun nedeni sahip olamadıkları imkanlara çocukları üzerinden sahip olmayı istemeleridir. Çocukları üzerinden kendi hayatlarını yaşamaya çalışmaktadırlar. Başarı odaklı ebeveynlere sahip olmak; ayrı ve bağımsız biri gibi hareket edemeyeceğiniz anlamına geliyor denilebilir.

10) Sosyopat Ebeveyn

Kitabın bu bölümünü okurken kendimi şunu düşünmekten alıkoyamadım: galiba bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şeylerden biri sosyopat bir ebeveyne sahip olmasıdır. Sosyopatlar için diğer insanların hislerinin bir anlamı yoktur çünkü onlar empati ve suçluluk duygusundan yoksundurlar. Kontrol etmekten hoşlanırlar ve istediklerini elde etmek için acımasız olabilirler. Böyle bir ebeveynle yaşayan bir çocuk için işler aksi gittiğinde ebeveyninin onu cezalandırmak için neler yapabileceğini ve bu esnada hiç suçluluk hissetmeyeceğini kestirmek pek de güç olmasa gerek.

11) Çocuk Olarak Ebeveyn

Daha önce bahsi geçtiği üzere depresif, yaslı ya da bağımlı bir ebeveyn ile yaşayan bir çocuk kendisine bakmak zorunda kalmasının yanı sıra ebeveynine de bakmak zorunda kalabilir. Bu durumda ise sorumlulukların altında ezilmiş, çocukluğunu yaşayamadan yetişkin olmuş bir çocuk karşımıza çıkacaktır.

12) İyi Niyetli Ancak Kendini İhmal Eden Ebeveyn

Duygusal anlamda ihmalkâr ebeveynlerin en büyük alt kümesini bu gurubun oluşturduğunu söyleyebiliriz. Çocuklarına karşı son derece sevgi dolu ve özenli olan bu ebeveynler, çocukları ile duygusal olarak uyumlu değildirler. Çocuğu ile uyumlu olan bir ebeveyn genel olarak onun duygularını anlamak için çaba göstermektedir. Duygusal olarak ihmal edilen çocuklar kendi duyguları ve başkalarının duygularından habersizdirler ve bunun en talihsiz yönlerinden biri bu durumun nesilden nesle aktarılmasıdır.

Kitabın diğer bölümlerinde duygusal olarak ihmal edilen çocukların yetişkinliklerinde nasıl sorunlar yaşadıkları, bunların nasıl çözülebileceğine dair ipuçları yer alıyor. Okuduklarımdan sonra ben de bazı noktalara dair yorum yapmak istiyorum. Çocukların nasıl bir aileye doğdukları hatta yaşadıkları ülke bile onların yetişkinliğini ve nasıl bir yaşam süreceklerini etkileyen çok önemli bir faktör. Yaşamımızın ilk yıllarını bilinç düzeyinde hatırlamasak dahi bugün olduğumuz kişinin sahip olduğu duygu ve düşüncelerin inşası o karanlık dönemde gerçekleşmiş olmalı. Ayrıca yetişkin olduğumuzda dahi hala dünyayı anne ve babamızın gözlerinden görmeye, kendimizi onların bizi tanımladığı gibi tanımlamaya meyilli olabiliriz. Tüm bunların anahtarı sanırım farkındalıkta saklı, dünyayı ve kendimizi kendi gözlerimizden görmediğimizi anlamak. Ardından kendimizi yeniden tanımak ve tanımlamak. Geçmişe dair pişmanlık, keşke ve öfkemizden kurtulmak ve sonrasında özgürlüğe kanat çırpmak…

 

Semanur ERDAL

Kaynakça: Çocuklukta İhmalin İzi Boşluk Hissi – Dr. Jonice Webb & Dr. Christine Musello / Sola Unitas -2019

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*